22 Mart 2012 Perşembe

Armen Garo Üzerine/Simon Vratsian*

Hatıralarında,Armen Garo (Karekin Pastermadjian),doğduğu ve büyüdüğü yerler olan Bardzer Hayk'ın merkezi olan (Büyük Ermenistan),Karin'in (Erzurum) koşullarını naklediyor.Ailesinin ve Pastermadjian'ların görkemli ve refah dolu evinin hikâyesini anlatıyor.Tüm bu anlatımların kendisi,bize dış görünüşünün kaynaklarının olduğu kadar,ruhsal gıdası ve ayrıca düşünsel ve ahlâki gelişimi ve niteliği hakkında yeterli bilgiler vermektedir.Armen Garo gibi bir mükemmel kişi -düşünce,duygu,zevk ve davranış açısından örnek bir Ermeni- sadece böylesi bir çevreden ve böylesi bir aileden çıkıp gelişebilirdi.Mükemmel bir kalbi ve tertemiz bir ruhu olan asil biri.Kendilerine ve başkalarına karşı asil.Alçakgönüllü,ama gücünün ve değerinin farkında.Tüm kötülüklere ve zalimlere karşı tahammülsüz.Tüm iyi niyetlere ve asalete karşı açık ve sevecen.Pratik,ama saflık derecesinde kuruntulu.Kendini tamamen ülkesine,halkına,ailesine ve akrabalarına adamış biri.Toprağına ve ulusal değerlerine bağlı biri.Özel hayatında bile iyimser,neşeli ve konuşkan biri;insanlığın en yüksek davranışları ile donanmış biri.

Görünüş olarak da asil bir insandı:Kimsenin yanından imrenmeden geçemeyeceği heybetli,geniş omuzlu,yapılı bir vücudu,kumral saçları,kartal gözleri,vakur bir havası vardı.İnsanlarla ilişkilerinde dostane ve sevecendi.Konuşması sadeydi,konuşmasını ağdalı kelimelerle süslemezdi;cafcaflı kelimeleri kullanmaktan tiksinir,nefret ederdi.Konuşmalarında duygulara ve yeni fikirlere yer verirdi,parlak kelimelere değil.

Dışarıdan gelen fikirlere karşıydı;"izm"lerden ve insafsızca alay eden yabancı düşünürlerden ve safça bilgiçlik taslayanlardan nefret ederdi.Kendine has fikirleri vardı;ufku dar,ama onun kafasından ve ruhundan gelen zekice fikirler ve kendi doğruları.Ermeniler,Ermenistan ve Ermenistan gerçekliği;kafasını yorduğu şeylerin genel çerçevesi bunların içinde yatmaktaydı."Ermeni köylülerine gübre yerine kömür yakmayı öğretmek sosyologların tüm yazılarından daha değerli bir başarıdır," hayatı boyunca sadık kaldığı düşünceydi.

Kafasındaki düşüncelerin temel olarak materyalist bir doğası vardı;Ermenistan'ın ekonomik olarak kalkındığını,Ermeni köylülerinin serflikten ve karanlık batıl inançlardan kurtulduğunu,toprak konusunda bilinçlendiğini ve modern tarım tekniklerinde ustalaştığını görmek;Ermeni köylerinin modern ulaşım metodları ile donandığını,uygarlığın ışığında kirliliğin ve zararlı böceklerin ortadan kaldırıldığını görmek.Sonuç olarak,Avrupa teknikleri ile donanmış Ermeni gençliğinin,halkı ile beraber yaşamak için anavatana dönmeleri ve kişisel bir örnek teşkil ederek hayat standartlarını yükseltmeleri."Avrupa'daki salonlardan" vatanseverlik vâ'zeden,Ermeni halkına ve yaşayışına yabancı fikirleri papağan gibi tekrarlayan entelektüellerle dalga geçer,onları küçük görürdü.Kendisinin gerek fikri,gerek tüm hayatı bounca davranışları bakımından gerçek bir sosyalist olduğunun bilincinde olmadan,sık sık "sosyalistlerle","sosyalizm" kelimesini tırnak içine alarak dalga geçerdi.Çünkü son bağlamda,sosyalizm soyut bir öğreti değildir,en başta bir hayat plânıdır-gerçek bir hayat yolu.Armen Garo'nun söyledikleri ve hayatta yapmaya çalıştıkları gerçek sosyalizmdi,sosyalizmin özüydü.Şunu söylemeliyim ki,bilincinde olmasa da o,sabah akşam Marx ve Engels hakkında gevezelik edenlerin çoğundan daha fazla sosyalisttir.

Yüksek öğretim mezunu olsa da,Armen Garo teorik alanda yetkin biri değildi.Uzmanlık alanıyla ve hayatın pratik gereksinimleriyle ilgisiz karmaşık soyut sorunlar onun ilgisini çekmiyordu.O bir "sosyolog",entelektüel bilgiyi hayatın üzerine koyan,dogmatik formüllerin labirentinde kendini kaybeden ve hayat ile ilgili soyut konuşmalar yapanlar için kendisinin söylediği alaycı biri değildi.Hayatı boyunca Ermeni köylerinde çalışmış fizikçi,tarım uzmanı,öğretmen ve mahalle papazı,hepsi de ona göre Avrupa'da bilim hakkında atıp tutan "sosyologlardan" daha fazla saygıya değerdir.Bu anlamda,şahsına münhasır biriydi-tamamen doğruluktan oluşmuş biri.Bu,şüphesiz,çalıştığı her yerde ama özellikle gençler ve Taşnak savaşçıları arasındaki sınırsız hayranlığın -tapma derecesinde- ve otoritenin sebebiydi.Armen Garo'nun ölümü ile ilgili olarak yakın bir arkadaşı Hairenik'de bir yazı yazdı:"Armen Garo'dan daha aristokrat,asil ve nazik,iyi kalpli bir insan tanımadım.Onun gibiler azdır,nadirdir ve genellikle de Kafkaslar denen o güzel topraklardan gelir."

Yukarıdaki fikir birçoklarının kabul ettiği genel bir fikirdir,ama şu istisnayla Armen Garo'lar "genellikle" Kafkaslar'dan çıkmazlar.Onlar Ermeni halkının bağrından -Kafkaslar'daki ve Kafkaslar'ın dışındaki- çıktılar ve bugün hâlâ çıkmaktadırlar.Armen Garo'lar,Ermeni halkının ve Ermeni coğrafyasının gerçek çocuklarıdır.

Karekin Pastermadjian olarak vaftiz edilen Armen Garo,9 Şubat 1872'de Karin'de (Erzurum) büyük ve zengin Pastermadjian ailesinin bir çocuğu olarak dünyaya geldi.Gençliğini babaocağında geçirdi ve 1891'de Sanasaryan Okulu'ndan mezun oldu.

Mezun olduktan sonra üç yıl boyunca gezdi ve okudu,ayrıca çeşitli sporlarla uğraştı:Binicilik,av,balık avlamak ve yürüyüş.İki kez İstanbul'u ziyaret etti.Ermeni köylülerine ve işlerine özel bir ilgi gösterdi.Hayatını ve ekonomik varlığını halkına ve anavatanına adamaya hazırlanıyordu.Aklındaki bu düşüncelerle,1894'de Fransa'ya gitti ve tarımla ilgili eğitim almak üzere Nance'deki l'Ecole d'Agriculture'ye kaydoldu.Mezun olduktan sonra,Avrupa'daki bilgilerle de donanarak,Karin'e geri döndü ve kendini tarıma verdi.

1890'ların ortalarında,Ermeni halkı en önemli dönemlerinden birinden geçiyordu.Osmanlı padişahı Abdülhamid,"Ermeni reformları" sorununu,büyük güçlerin müdahale tehdidini bertaraf etmenin en önemli yolu olarak katliamlarla çözmeye karar vermişti.Ermeni karşıtı politika her yana hâkim olmuştu.Sasun'da Hınçak devrimci partisi tarafından örgütlenen 1894 ayaklanması başarısızlıkla sonuçlanmıştı.Bunu,Avrupa'da da yankı bulan Zeytun olayları takip etti.Ermeni entelektüelleri harekete geçti;özellikle de gençlerin "direniş" diye haykırdığı her yerde.Doğal olarak,Nance'deki öğrenciler de buna duyarsız kalamazdı.Anavatanlarının yardımlarına ihtiyacı olduğu bir anda nasıl ders çalışabilirlerdi.Bırakalım Armen Garo'nun kendisi bize Nance'deki Ermeni öğrenciler arasındaki havayı anlatsın:

"Nance'de öğrenciydik;yaklaşık kırk kişi.Olaylar hakkında fazla bilgi alamıyorduk.Hınçak'ları biliyorduk.Ama,öğrencilerin çoğu Ermeni sorunundan habersizdi;yalıtılmıştık.Daha sonra Zeytun olayları oldu ve biz Zeytun'lu Ermeniler'in katledildiğini duyduk.Gönüllü ve ateşli gençler olarak Zeytun'a yardıma gitmek istedik.Cesur kardeşlerimize yardım etmek istedik.Londra'daki Hınçak merkezine yazdık.Hiçbir sonuç alamadık;mektuplarında,Zeytun'a insan gönderemediklerini ama eğer verebilirsek Zeytun'a para gönderebildiklerini söylediler.Saçma.O günlerde Zeytun'a para göndermenin tek yolu elden ulaştırmaktır.O zaman hiç kimsenin oraya ulaşamadığını söylemenin ne manası var?
Cenevre,İsviçre'de (Ermeni Devrimci Federasyonu'nun [EDF] Merkezi) yayınlanan Droshak'a ('Bayrak',EDF'nin yayın organı) yazdık.Bize ciddi bir cevap yazdılar ve bizden bir veya iki temsilcimizle görüşmek için Cenevre'ye yollamamızı istediler.Hratç Tiryakiyan,Dr. Nevruz,Sarkis Srentz ve ben görüşmelerde bulunmak üzere Cenevre'ye gittik.Kırk öğrencinin arasından sadece dördümüz öne çıkmıştık.
Cenevre'dekiler tarafından oldukça samimi karşılandık.Adanmış ve gönüllü insanlardı.Bizi bir süre kalmak üzere Kıbrıs'a yolladılar.Birçok zorluk ve engel vardı.Özellikle de elimizdeki yeni görevlerden dolayı Zeytun'a ulaşma imkânımız yoktu.O günlerde yakışıklı ve güçlü bir gençtim.Rum ev sahibem Türkiye'ye girme plânımızı öğrendi ve yakalanıp öldürüleceğimizi düşündüğünden bize acıdı.Evden ayrılırken,kızının bana tutulduğunu öğrendim.Emirlerimiz,Yunanistan'a gidip gelecek direktifleri beklemekti.Oradan İstanbul'a geçtik.Bu şehire ilk gelişimdi ve tam bir yabancıydım.İstanbul'a gelişimizden birkaç gün sonra,Osmanlı Bankası'nı basacağımızı öğrendim.İki gün sonra,silâhlı bir şekilde bombaları bankaya taşıdık." (Hairenik,24 Nisan 1923.)

O günlerde Cenevre'deki sorumlular,ikisi de ciddi ve güvenilir kişi olan H. Yusufyan ve Hovnan Davtyan'dı.Armen Garo ve arkadaşlarının onlara böyle içten bağlanmalarına şaşmamak gerekir.

Cenevre'ye yaptığı ziyaretin Armen Garo için hayatî sonuçları oldu.Bu zaman zarfında,okuldan koptu ve devrim dalgalarına kendini bıraktı.İlk amacı Zeytun'a gitmekti.Armen Garo Kıbrıs'tayken Ermeni Devrimci Federasyonu bu yönde ciddi adımlar attı.Ama sonunda Hratç Tiryakiyan ve Babgen Suni ile beraber Osmanlı Bankası işgalinin liderliğini kabul etti.Armen Garo'nun kendisi bu görevi üstlenişini ve görevinin içeriğini ayrıntılı bir şekilde anlatmaktadır.Tekrardan kaçınmak için burada bunlara değinmeyeceğiz.Şu kadarını söylemek yeterlidir ki,İstanbul'a vardığında,banka işgalinin hazırlık çalışmaları tamamlanmıştı.Onun görevi plânın uygulayıcılarından biri olmaktı.

Banka olayından sonra,Armen Garo'yu Cenevre'de Droshak çevresinde toplanan yoldaşları ile beraber buluyoruz.Yoldaşlar bir bir Cenevre'de toplandılar;aralarından bazıları Osmanlı Bankası baskınını plânlayan kişilerdi.Bir süre için Armen Garo parti çalışmalarına katıldı.Gösterilere ve o günün hararetli tartışmalarına iştirak etti.Hınçaklar ve Taşnaklar arasındaki görüşmelerde önemli bir rol üstlendi.Londra'da yaşayan ve Nazarbekyan'ın (Hınçak Partisi'nin kurucusu) önderliğinden memnun olmayan tanınmış bir Hınçak olan B. Donabedyan ile temas kurdu ve iki devrimci örgütün birleşmesi için etkide bulunmaya çalıştı.Ama kısa sürede bu işlerden yoruldu ve öğrenimine geri döndü,şimdi fizik üzerine çalışıyordu.Bir an bile anavatanında ekonomik riskler alma fikrini unutmadı.

Devrim tutkusu çoktan kanına işlemişti.Onurlu bir görev.Banka kahramanlığı onu bir şeyler yapmaya zorluyordu.Bundan dolayı eğitiminin yanında Ermeni Devrimci Federasyonu'nun çalışmalarına katıldı.Böylece Ermeni Devrimci Federasyonu'nun ikinci genel konferansı Nisan 1898'de toplandığında EDF Mısır Komitesini temsilen Armen Garo'nun ismini delege listesinde görmekteyiz.Armen Garo,kongre tarafından Christopher Rostom,Vramyan ve Boris (Sumbad Hatçaturyan) ile beraber EDF'nun Batı Bürosu'nun temsilcisi olarak seçilmiştir.Ama eğitimini tamamlamadan,Armen Garo,partide etkin bir görev almadı;gerçekte Batı Bürosu'ndaki üyeliği bir formalite şekline dönüştü.Ne olursa olsun,böylesi önemli bir mevki için seçilmiş olduğu gerçeği,genç yaşına karşın Taşnak yönetimi içindeki otoritesini ve kendisine dönük güveni ispatlamaya yeterlidir.

Armen Garo,1900'de Cenevre Üniversitesi'nden fizik ve kimya dallarından doktora derecesinde mezun oldu.Mezuniyetinden kısa bir süre sonra,İngilizce öğrenmek ve dalında bazı çalışmalar yapmak üzere sekiz ay kalacağı Amerika'ya gitti.1901 yazında Kafkaslar'a gitmek üzere Amerika'dan ayrıldı.

Arkadaşları ona Kafkaslar'ın ekonomik merkezi Bakû'ye yerleşmesini tavsiye ettiler.Bakû ona göre "kokuşmuşluğun hâkim olduğu ve dejenere aydınların,zengin kızların ve dolgun maaşların peşinden koştuğu bir altın yavru tapınağıydı." Bakû'de iki ay kaldıktan sonra Tiflis'e geri döndü.

Tiflis'te kimyasal araştırmaları için mütevazı bir laboratuvar kurdu ve orada tüm zamanını çalışmalarına verdi.Burada Kafkaslar'daki mineral kaynakları araştırdı ve birkaç maden keşfetti.Eskiden Cenevre'de öğrenci olan bayan Maryam ile evlendi ve Tiflis'e yerleştiler.4 Nisan 1904'te oğulları dünyaya geldi,Hrant (Bubi).Onu çok sevdi.Yaşasaydı,sevgili Hrant'ının,olaylar onu anavatanı Ermenistan'dan uzakta çalışmaya zorlasa bile babasının umutlarını boşa çıkarmadığını görmekten nasıl da mutlu olurdu.Şu anda ölmüş olan Hrant,yönetim ve tarih alanında bir otorite olmuştu.

Tiflis,Rusya'daki Ermenilerin merkeziydi.O günlerde,iki sınırın iki yakasındaki (Rus-Türk) Ermenilerin hayatlarında ilginç olaylar oluyordu.Ermeni Devrimci Federasyonu her yerde (Ermeniler arasında) oldukça etkindi ve Ermenilerin tüm ulusal etkinliklerinin başını çekiyordu.Çar hükümetinin Ermeni Kilisesi'nin mallarına ve topraklarına el koyması üzerine karşı mücadeleyi örgütleyen ve yöneten EDF'ydu.Rus-Türk sınırında silâh ve cephane taşıyıp Türkiye'deki Ermenilerin özgürlük mücadelesini örgütleyen ve yöneten EDF'ydu.1904'deki Sasun ayaklanması Kafkaslar'daki Ermenileri hareketlendirdi.

Armen Garo EDF'nun yönetici merkezindeydi,tüm önemli devrimci toplantılarda ve işlerde oldukça etkindi.Çoktan karşı gelinmeyecek bir otorite ve önder kişi olmuştu.Sadece Parti'de değil,toplum içinde de saygı ve güven duyulan bir kişiydi.Adanmışlığı,nazik yönetimi ve asil yaşam tarzı,ona mülk sahibi sınıflar arasında da genel bir saygı kazandırmıştı.

Bundan dolayı,Kafkaslar'da Ermeni-Tatar krizi patladığında ve Tiflis Ermenileri tehdit edildiğinde,Ermeni Devrimci Federasyonu'nun Tiflis'deki Ermenilerin savunulması görevinin yönetimini Armen Garo'ya vermesi şaşırtıcı değildir.Komutasında beşyüz gönüllü vardı ve şehirde yaşayanlarla birlikte huzuru ve Transkafkasya'nın başkentinde barışı güvence altına aldı.Barış,Tatar tehdidi ve 1905 Rus Devrimi'nin patlak vermesi ile oluşan kargaşadan dolayı bozuldu.Ciddi ve uzak görüşlü plânlarla,sıkıca önceden alınan tedbirlerle ve akıllı temaslar ve anlaşmalarla,Armen Garo,çalkantılı ve tehlikeli 1905-1906 yılları sırasında Tiflis Ermenilerinin ayakta kalmasında çok önemli rol oynamıştır.

Armen Garo 1908'e kadar Kafkaslar'da kaldı,Ermeni-Tatar silâhlı çatışmasından sonra kendini mesleğine verdi ve Ermeni önderliğinde merkezî bir pozisyon elde etti.Ermeni-Tatar silâhlı çatışmasını takip eden "Mihranist" komplo günlerinde,Armen Garo EDF'nun Rostom,Murad,Eghişe,Topçuyan,Hamo Ohancanyan gibi liderleri ile beraber görüşüp bu şaibeli hareketi tasfiye ettiler.

Temmuz 1908'de Türkiye'de Osmanlı hanedanına karşı bir devrim patladı.Abdülhamid despotluğunun yerini anayasal bir idare aldı.Karin (Erzurum) Ermenileri Osmanlı Parlamentosu'na temsilcileri olarak Armen Garo'yu seçtiler.Bir kez daha hayatının düzeni bozulmuştu.Yayınlanmamış anılarından aşağıdaki alıntılar o günlerdeki deneyimlerine ışık tutmaktadır.

"Yoldaşlarımın baskısı ile,1908'de Kafkaslar'daki özel işlerine son verdim ve Osmanlı Parlamentosu'ndaki Karin mebusluğuna seçildim.Altı-yedi yıllık yoğun çalışmanın ardından,ailem için ekonomik bir güvence sağlayacak bir iş kurabilmiştim.1907'de bir Amerikan sermayedarının da ortaklığı ile Karakilise yakınındaki üç bakır madenini işletme izni almıştım.1908 yazında Türk devrimi olduğunda,madenlerimizi araştırmakla meşguldüm.Yoldaşlarımla aşağıdaki anlaşmaya vardım.Altı aylığına İstanbul'a gidecektim;Osmanlı Parlamentosu'nun ilk oturumuna katılacak,sonra Nisan 1909'da Kafkaslar'daki özel işlerime devam etmek için görevimden istifa edecektim.
Bu düşüncelerle Kasım sonunda (1908) Tiflis'ten ayrıldım.Ayrılmamdan onbir gün sonra Rus polisi,bir gecede,tüm tanınmış yoldaşlarımızı tutukladı;ama benim kaldığım yerde kimseyi bulamadılar.Ermeni-Tatar savaşına katılan bütün Ermenilere karşı Rus zulmü başladı.Bundan dolayı Kafkaslar'dan uzak kalmak zorunda kaldım ve özel işlerimi altı ay için değil,altı yıl için askıya aldım."

Bu altı yıl boyunca Armen Garo Karin Ermenilerini onurlu bir şekilde Osmanlı Parlamentosu'nda temsil etti ve aynı zamanda Ermeni hayatının ve Ermeni Devrimci Federasyonu'nun önde gelen bir kişisiydi.Bâb-ı Âli ve İttihat-Terakki ile Ermeni Devrimci Federasyonu arasında bağ kuran Vartkes Serengülyan (ve sonraları Vramyan) ile işbirliği yapıyordu.

Osmanlı Parlamentosu'ndaki görevi sırasında,Armen Garo çoğunlukla İmparatorluğun ekonomik problemleri ile ilgilendi,özellikle de Batı Ermenistan'ın.Çeşitli konularla ilgili olarak ülkenin farklı bölgelerini gezdi.Karin'de,Osmanlı Parlamentosu'nda Armen Garo tarafından temsil edilmekten onur duyan yurttaşları tarafından bir kahraman gibi karşılandı.Buna karşılık olarak,o,doğduğu şehre,bir çocuğun annesine babasına bağlanması gibi,tutkuyla ve sevgiyle bağlandı.

1910'da,Armen Garo ve ailesi Karin'e gitmek üzere Batum'a geldiğinde,Garo Rus polisi tarafından derhal tutuklandı ve Tiflis'e götürüldü.Orada Lehzin'in (Sankt Peterburg'daki Adâlet Bakanı) emri ile Ermeni Devrimci Federasyonu üyesi olmakla suçlandı.Rus polisi Armen Garo'yu onyedi gün hapiste tuttuktan sonra,Osmanlı Parlamentosu'nun bir üyesi olduğu için serbest bırakmak zorunda kaldı.Serbest kalmasının şartı,derhal Rusya topraklarını terketmesiydi.Armen Garo İstanbul'a geri döndü ve Karin'deki evine dönüp "taptığı annesi" ile bir yıl geçirebilmesi için iki yıl geçmesi gerekecekti.Ermeni ulusal ilişkilerine ve daha yakından da doğduğu köydeki işlere gönüllü bir şekilde iştirak etti,Rostom'la kurduğu kalpten bağ köylüler ve özellikle de Karin gençliği üzerinde silinmez bir etki bıraktı.

1913'te,Ermeni Devrimci Federasyonu'nun genel kurulu Taron'da (Muş) toplandı.Nüfuzunu da kullanarak,Armen Garo,Rostom ve diğer Taşnak önderleri ile beraber Taron'a "bölgenin ekonomik durumunu birinci elden görmek için" gitti.Ermeniler yüzbin kişilik bir nüfusla Taron'da çoğunluğu oluşturmaktaydı.Taron'daki Ermeni köylüleri ile ilgili izlenimleri çok tatminkârdı.1908 Anayasası öncesinde tüm Taron'da Ermenilere ait sadece dört atın olduğunu belirtiyordu.Ama 1913'te,Patrik Zaven Muş Vadisi'nden geçtiğinde onu 800 atlı Ermeni karşılamıştı.Beş yıllık barış,halkımızın toparlanması için yetmişti.

Halkımızın en çok ihtiyaç duyduğu barış ve huzurdu ve bu ortamı anayasal rejimin ilk yıllarında bir şekilde bulmuşlardı.Bundan dolayı Ermeni Devrimci Federasyonu,ne pahasına olursa olsun anayasal rejimi korumaya çalıştı,şoven eğilimleri Taşnak önderlerince bilinen İttihat ve Terakki (Jön Türklerin partisi) ile işbirliği yaparak."Bu nedenle" diyordu Armen Garo "biz Taşnak temsilciler Jön Türklere karşı Osmanlı Parlamentosu'nda 1912'ye kadar ciddi bir muhalefette bulunmadık."

Başlangıçta,Armen Garo bile,kişisel olarak Jön Türkler ile işbirliği yapma taraftarıydı.Bu konu ile ilgili İstanbul'daki Taşnak önderler arasında ufak tefek görüş ayrılıkları vardı.Aknouni,Zardariyan,Serengülyan,Vramyan,Armen Garo -hepsinin zihnini meşgul eden esas bir tek şey vardı;zaman kazanmak.Zaman Ermenilerin lehine işliyordu.Onlar,barış ne kadar uzun sürerse,Ermeni halkının ekonomik ve kültürel gelişiminin o kadar çabuk olacağını farketmişlerdi.Karin bölgesinde iken,Rostom,zafer şenliğinde,"zararlı böceklerin kökünün Ermeni köylerinde hızlı bir şekilde kazındığını" gözlemledi.Kasabalar ve köyler sihirli bir değnek değmiş gibi gelişiyor ve Ermeni halkı madden ve manen kendine geliyordu.

Pratik düşünen biri olarak Armen Garo,halkın ekonomik ilerlemesini sağlamlaştırmak gerektiği gerçeğini farketmekte gecikmedi.İlkin,ülkedeki merkezî noktalar arasında bağlantının olması,sonra da dış dünya ile bağlantının kurulması.

Ulaşımın yetersiz olması nedeniyle zengin maden kaynakları yeraltında gömülü kalıyor,tarım ürünleri ihraç edilemiyor ve işlenmiş mallar binbir güçlükle ithal ediliyordu.Demiryolları,gelişmemiş bölgelere yeni bir hayat ve enerji getirecekti.

Böylece Karin ve Van'a kadar Ön Asya'daki bölgelerde demiryolları inşa edecek cesur bir plân hazırlandı.Bu dikkate değer plânın yazarı Armen Garo'nun kendisiydi.İlk önce Avrupa sermayesini,sonra da Amerikan sermayesini çekmeye çalıştı.sonunda Chester(1) (Rear Admiral Colby Mitchell Chester of United States) Plânı adındaki Amerikan plânını kabul etti.Osmanlı Parlamentosu'ndaki bu ana taslağın plânın amacı olduğu söylenebilirdi.Armen Garo plânı etüt etmiş ve anahatlarını uzmanlara hazırlatmıştı.Osmanlı Parlamentosu'nun içinde ve dışında görüşmeler yapmış ve şiddetli münakaşalara tutuşmuştu.Parlamento'da yaptığı bir konuşmada plânı savunmuştu.Yine de plâna dönük yönetim kademelerinin muhalefeti ve Avrupalı sermayedarların rekabeti o kadar büyüktü ki yıllarca sürüncemede bırakıldıktan sonra plândan vazgeçildi.Türkler Armen Garo'nun asıl amacının Ermeni bölgelerinde demiryolu inşa etmek olduğunu anladıkları için her açıdan plânın gerçekleşmesine karşı geldiler.Ayrıca diğer kişilerin kıskançlıklarının ve kâr hırsının da üstünden atlanmaması gerekir.

Daha sonra 1912'de Balkan Savaşı patladı.Bir kez daha Osmanlı İmparatorluğu'nun parçalanması masaya yatırılmıştı.Anayasa ve İttihatçıların şoven politikalarından hayal kırıklığına uğramış Ermeniler,bir kez daha Ermeni bölgelerindeki reformlar için büyük güçlerin yardımını istedi.Boghos Nubar'a bağlı Katolikler tarafından bir heyet oluşturuldu.İstanbul Patriği de reform plânının uygulanmasını talep edenlere katıldı.Artık ne İttihatçılara güveniyor,ne de onların samimiyetine inanıyordu.Türkiye'deki Ermenilerin kurtuluşunu sadece "Avrupa denetiminde" görüyordu.Jön Türklerin Selanik Kararı'nda pan-Türkizmi,daha açıkçası pan-Turancılığı kabul ettiklerini ve böylece de Ermeniler ile Türklerin yollarının ayrıldığını biliyordu.Artık Ermenilere kendi kaderlerini oluşturmaları kalmıştı.Ve Armen Garo,kendisinden beklenen hızla "reformlar" mücadelesine atıldı.

Ermeni bölgeleri için reform plânı Şubat 1914'te imzalandı.Yabancı güçlerin baskısı ile Türk hükümeti,Karin,Van,Bitlis,Sivas,Harput ve Trabzon şehirlerinin Avrupalı müfettişlerin denetiminde her biri kendi iç otonomisine sahip iki idarî birime bölünmesini kabul etti.İki müfettiş,veya Vramyan'ın onları çağırdığı şekilde Marban,Norveçli Hoff ve Hollandalı Vesteneng'di.

Reform plânı imzalandıktan sonra,Armen Garo ve Dr. H. Zavryan,Patriğin tavsiyesi ile,müfettişlerle görüşmek,onlara gerekli bilgileri ve tavsiyeleri vermek üzere Avrupa'ya hareket ettiler.Bu sırada Türkiye'de parlamento seçimleri yapılıyordu.İttihatçılar Armen Garo'nun davranışlarından rahatsız olmuşlar ve adaylığına karşı çıkıp ünlü bir Türk dostu olan H. Madatyan'ın Karin mebusu seçilmesine yardım etmişlerdi.Bazı koşullarda Armen Garo'ya Osmanlı hükümetinde bakanlık makamı öneren Talat,bu şekilde "dostu Garo'dan" intikamını almıştı.

Parlamento'daki görevlerinden ve sorumluluklarından kurtulan Armen Garo,tüm zamanını ve enerjisini reformlara verdi.Müfettişlerle her gün görüşüyor,onlara öneriler ve tavsiyelerde bulunuyordu.İki müfettiş de ona karşı büyük bir saygı ve güven duyuyordu ve onu Bitlis veya Karin'de (buralar yukarı otonomilerin idarî birimlerin merkeziydi) yardımcıları olarak görevlendirmek istiyorlardı.Armen Garo kişisel olarak,Bitlis'e giden müfettiş Hoff'a eşlik etmek istiyordu.Gerçekten de,Hoff,çeşitli defalar Talat'tan dört gayrimüslim yardımcısından biri olarak Armen Garo'yu atamasını istemişti,ama Talat,Armen Garo'yu politik nedenlerle bu mevki için uygun görmediği gerekçesi ile Hoff'un önerisini reddetti.

Müfettişler ve Osmanlı hükümeti arasındaki görüşmeler de devam etti.Talat,çeşitli gerekçeler ve bahanelerle müfettişlerin atamalarını ve ayrılışları ile ilgili kararları erteliyordu.Geçmişte Osmanlı İmparatorluğu liderleri bu alaturka politikayı güderlerdi,bazen olumlu sonuçlar da verirdi.Neden bir kez daha deneyip bu nahoş reformlar fermanından kurtulunmasın?Müfettişler gücenmiş ve kızmış ve hattâ istifa etmeyi bile düşünmüşlerdi:Ermeniler ise rahatsız olmuş ve akılları karışmıştı.Bu tam da Talat'ın istediği şeydi:Yeni olayların durumu tamamen değiştireceğini ümit ederek geciktirmek,çeşitli engeller yaratmak.

O günlerde (Haziran 1914),Armen Garo ve Vramyan Halil Bey ve Talat Paşa'yla çok hararetli ve akıl almaz bir görüşme yaptılar.Armen Garo buna anılarında oldukça geniş yer vermektedir.Bu görüşmede,en azından Armen Garo için İttihatçılar ile Ermeniler arasında ortak hiçbir şeyin kalmadığı açıkça ortaya çıkmıştı.Talat,küstah tehditleri ile İttihatçıların Ermenilere karşı Sultan Abdülhamid'in politikalarını kabul ettiğine dair hiçbir şüpheye mahal bırakmamıştı.

Armen Garo'nun,İstanbul'da yapacağı hiçbir şey kalmamıştı ve bundan dolayı Kafkaslar'a geri dönmeye karar verdi.Burada yayımlanmamış anılarında geri dönüşünün koşullarını aktarmaktadır.

"1914'te Parlamento'ya yeniden seçilmeyi başaramadım.Benim için Ermenistan genel müfettişlerine eşlik etme imkânı kalmadığı ve Taşnaklara dönük Rus baskıları sona erdiği için,özel işlerime geri dönmeye karar verdim.Temmuz'da Rus elçiliğini arayıp Kafkaslar'a dönmem konusunda herhangi bir engel olup olmadığını sordum.Bir hafta içinde olumlu bir cevap aldım ve derhal İstanbul'dan ayrılmak için pasaport aldım.Ama,yoldaşlarımın talebiyle,(EDF önderleri) müfettişler İstanbul'u terkedinceye kadar ve Karin'de yapılan EDF Genel Kurulu'na katılan delegeler dönünceye kadar İstanbul'dan ayrılışımı erteledim.
Bu arada Avrupa'da savaş patladı.Hepimiz aynı zamanda milletimizin yaşamının da bıçak sırtında olduğunun bilincindeydik:Antagonist ırkların birliği meselesi.Vatanımız da savaş alanına döndüğü için bu olaya seyirci kalamazdık.İstanbul'dan ayrılmadan önce,sorumlu yoldaşlarla,İstanbul'da birçok önemli toplantı yaptım.Bana,Kafkaslar'daki yoldaşlarımıza,Rus hükümeti ile geçmişte yaşadığımız eski sorunları bir kenara koymalarını ve halkımızı katliam tehdidinden kurtarmak için (Türkiye'deki) Rus silâhlı kuvvetlerine mümkün olduğunca çabuk Türkiye'yi işgal etmeleri için yardım etmelerini tavsiye etmem bildirildi.
Eylül'ün 16'sında İstanbul'dan ayrıldım ve ayın 23'ünde Tiflis'e vardım ve daha sonra orada halkımızın (Rusya'daki Ermeniler) Rus hükümeti ile gönüllü birlikler kurmak için anlaştığını öğrendim.Ama pimpirikli Rus hükümeti,büyük sayılarda Ermeni gönüllüsünün silâhlanması konusunda her türlü zorluğu çıkartıyordu."

Armen Garo'nun o güne dair olayları ve tepkileri ile deneyimlerini kaydetmemesi ne büyük kayıp.Örneğin İstanbul'daki sorumlu yoldaşların talimatlarının tamamı neydi?Gönüllü yazılmasının koşulları neydi?Tam olarak Tiflis'li yoldaşların tepkisi neydi?

Armen Garo,EDF'nun Karin'deki Genel Kurulu'na katılmak üzere çağrılmıştı ve kişisel olarak o da oraya gitmeyi çok istiyordu.Ama reformlarla ilgili çalışmaları onu İstanbul'da tuttu.Karin'de,delegeler onun en azından Kurul'un sonraki bölümlerine katılacağını düşünüyorlardı.Kurul'a savaş ilanı ile ilgili ilk haber Armen Garo'dan gelmişti.Telgrafı delegelerin kafasında şimşek gibi çaktı.O günkü divan başkanı Akhonuni,mesajı okuduktan sonra biraz da dalga geçerek "Bizim Garo diplomat olmuş.Ne manasız bir şey" dedi.

Ama kısa sürede tüm şüpheler dağıldı.Genel Kurul,savaşın da baskısı ile çalışmalarını hızlandırmak zorunda kaldı.

Kurul tarafından seçilen yeni yönetimin bir üyesi de Armen Garo'ydu.Kurul'dan sonra,Rostom bir yıllığına yurtdışına gitti ve Armen Garo Karin'de onun yerini almak zorunda kaldı.Bu,Kurul'un bir kararı ve Karin'deki genel havaydı.

Armen Garo Tiflis'e vardığında,Karin'e gitmenin hiçbir imkânı kalmamıştı.Kafkaslar ile Türkiye arasındaki tüm bağlantılar kopmuştu.Ermeni gönüllü birlikleri çoktan organize edilmişti.Ermeni Ulusal Bürosu,Gönüllü Birlikler Yönetim Komitesi'ne görev vermişti.Birliklerin komutanları atanmış ve hattâ birliklerin savaş alanında bulunacakları yerler belirlenmişlerdi.Tek kelime ile,gönüllü birlikler son şeklini almışlardı,bu bir gerçekti.Herkes savaşın başlamasını bekliyordu.

Armen Garo,ilk günden kendini gönüllü hareketinin heyecanına bıraktı.İstanbul'daki durum ve düzen ile ilgili Ermeni Ulusal Bürosu'na ve Ermeni Devrimci Federasyonu yönetimine raporlar kaleme aldı.Daha sonra,doğduğu yer olan Karin'e girecek ilk kişi olması gerektiği düşüncesi ile bir gönüllü birliğine katılmak istediğini bildirdi.Savaşın patlamasından birkaç hafta sonra Rus ordusunun Karin'i ele geçireceğine gerçekten inanmıştı.

Ama onun bu iyimserliğinin herkes tarafından paylaşılmadığı da belirtilmelidir.Özellikle,Armen Garo'nun gönüllü hareketine katılımı bazı kişilerin muhalefeti ile karşılaştı.

Burada,Armen Garo'yu niyetlerinden vazgeçirmek için yapılan bir çabayı aktarmak istiyorum.Bir gün Haciğ Karcikyan (gönüllü hareketinin sadık bir savunucusu ve Ermeni Ulusal Bürosu'nun etkin bir üyesi) Avedis Şahkatnunyan ve ben,Sagginian'ın meşhur bir kahvehanesinde,Armen Garo ile uzun bir görüşme yaptık.Karcikyan ve özellikle Şahkatnunyan,Garo'nun gönüllü birliklere katılması sonucu doğabilecek sakıncaları ve dezavantajları anlattılar.Artık Osmanlı Parlamentosu'nun bir üyesi olmasa da,önde gelen bir Ermeni olarak hareketlerinin Türkiye'deki Ermeniler için negatif etkisi olabilirdi.Bunun yanında,savaşın kesin bir sonucu olamazdı ve gelecekte gelişebilecek olaylarda liderlik edecek bazı insanların tarafsız bir alanda kalması çok önemliydi.Dahası,Armen Garo'nun gönüllü hareketine doğrudan katılımının hiçbir önemli avantajı bulunmamaktayken,başarısızlık durumunda zararlı bile olabilirdi.Üçümüz ve özellikle Avedis Şahkatnunyan,Armen Garo'yu gönüllü birliklere katılmaktan vazgeçirmek için çok çalıştık.Ama,Armen Garo savaşın çok çabuk bir zaferle biteceğine o kadar çok inanmış ve Karin'e yapılacak zafer yürüyüşü onu o kadar çok büyülemişti ki,hiçbir şüpheyi ve tereddütü duymuyordu.Bu fikre muhalefet eden biz lagorlar (hoppalar),gençlere böyle derdi,olduğu ve Dr. H. Zavryan ve diğerleri gibi yaşlıların onu desteklediği için kararının doğru olduğunu düşünüyordu.Konuşmalarımızı bir şaka olarak alıyordu:"Karin'de görüşürüz",son sözü buydu.

Ama Karin'de görüşemedik.Armen Garo,Dro'nun yardımcısı olarak ikinci birliğe katıldı ve cepheye gitti.Dro yaralandıktan sonra,Aralık'taki genel geri çekilişe kadar birliğin komutanlığını üstlendi.Ocak 1915'te birliklerin yeniden gruplandırılmasına,katıldı ama bir daha cepheye gitmedi.Bundan sonra genellikle Ermeni Ulusal Bürosu ve Ermeni Devrimci Federasyonu'nun önderliğine yakın olan Tiflis'te kaldı.Parti işleri veya ulusal karakterli ve önemli işlerle ilgili olarak çeşitli yolculuklar yaptı.Van'ın kurtarılmasından sonra,Van'a ilk gidenler arasındaydı.Kendini tamamen gönüllü birliklere vermişti ve komutanlarla da yoldaşça bağları vardı.Özellikle de Keri'yi (Arşak Kafavyan) seviyor ve ona saygı duyuyordu.Heço,Dro,Aram,tabii ki Rostom ve Dr. H. Zavryan gibi Taşnaklarla çok yakın dostlukları vardı.Andranik'in gerilla hareketini fazla dikkate almıyordu.Bu duygular tabii ki karşılıklıydı.1915'teki geri çekilişten sonra,herkesin altüst olduğu bir ortamda,sinirleri harap olmuş Andranik ile çok sert tartışmalara girişti.

1915 felâketi (Türkiye'deki Ermenilerin katliamı ve tehciri),Armen Garo üzerinde çok büyük bir etki yaptı.Türkiye'den katliam ve zorunlu tehcir haberleri geldikçe,kalbindeki ve zihnindeki acı inanılmaz bir derinliğe ulaştı.

Istırabı,1915 yazında Koms (Vahan Papazyan) ve Ruben (Ter Minasyan) Muş'tan gelip orada olanları anlattıklarında iyice arttı.Kısa süre sonra Taron Ermenilerinin nasıl imha edildiğinin detayları gelmeye başladı.Yılın sonunda,Karin Ermenilerinin zorunlu tehciri ile ilgili somut bilgiler alındı.Garo'nun acısı ve ıstırabı en üst noktasına ulaştı.Kasvetli bir gölgeye dönüşmüştü ve dış dünya ile tüm bağları kopmuştu.Büyük suç ile ilgili çektiği acıları,bırakalım,o bize anlatsın:

"Yaşadığım şok ve hayal kırıklığı o kadar fazlaydı ki tüm kontrolümü kaybettim...İnsanlar gözüme birer canavar gibi gözüküyordu;kimse ile konuşmuyordum.Gandzak'a çekilmiştim!Günlerce odamdan çıkmıyordum.Sürekli sigara içiyor ve odamda bir ileri bir geri yürüyordum,yorgunluk sonucu uyuyakaldığımda da korkunç rüyalar beni yatağımdan sıçratıyordu.Gözümün önüne ceset yığınları geliyor ve onların arasından çok sevdiğim annemin,kızkardeşimin ve erkek kardeşlerimin güzel yüzleri ve gözleri ile bana baktıklarını görüyordum.Gözyaşlarına gömülüyor ve gecenin geri kalan kısmında bir şeyler okumaya çalışıyordum.
Uykusuz geceler sağlımı tamamen bozmuştu.Yürürken sık sık gözlerim kararıyor ve çevremdeki her şey dönüyordu.İsteksizce gözlerimi kapatıyor ve başdönmem geçinceye kadar birkaç dakika duruyordum."

Sonunda Armen Garo,bozulan sinirlerini fiziksel çalışmayla iyileştirmeye karar verdi.Kayınbiraderinin tahrip olmuş su değirmeninin tamirine katıldı ve sabahtan akşama kadar işçilerle çalıştı.Üzüm bağında çukurlar kazdı,yol yapımına katıldı.Böylece fiziksel ve manevi dengesi geri geldi.1916'nın sonlarına doğru,yeni plânlar ve umutlarla Tiflis'e geri döndü.

Bu sıralarda,Parti önderliği,Ermeni sorununu Amerikan hükümetine sunmak için Amerika'ya bir heyet göndermeyi düşünüyordu.Ermeni Ulusal Bürosu da bu fikri onayladı.Keza Katolikos (Kevork V) Surenyantz'a da danışılmıştı ve o bir tavsiye mektubu vermeyi kabul etmişti.Armen Garo,görev için en iyi seçim ve en doğru kişiydi.Yoldaşları aynı zamanda,yeni bir çevrede Garo'nun kişisel acılarını gömeceğini ve yeni bir enerji ile görevlerine devam edeceğini düşünüyorlardı.

Armen Garo önerilen görevi memnuniyetle kabul etti.Ecmiyadzin'e gitti ve oradan tüm Ermenilerin kişisel elçisi olduğunu belirten bir tavsiye mektubu aldı.Ayrıca Ermeni Ulusal Bürosu ve Ermeni Devrimci Federasyonu yönetiminden de tavsiye mektupları aldı.Onlardan tam yetki alarak ABD'ne hareket etti.Oradaki öncelikli görevi toplumun ve hükümetin desteğini kazanmaktı.

Lânetli ve kederli günler!Rus hükümeti anlaşmada üstlerine düşeni çoktan yapmış olan Ermenilere karşı olan dostça politikasından vazgeçmişti!

Şimdi Çarlık hükümeti,Türkiye Ermenistan'ını ele geçirmeyi ve oralara Kazakları yerleştirmeyi plânlıyordu.Gönüllü hareketi Rus hükümeti tarafından dağıtılmıştı.Ermeniler arasında kafa karışıklığı ve umutsuzluk kol geziyordu.Gerçekten de politik ufuklar çok karanlıktı.Kimse bir sonraki günün ne getireceğini bilmiyordu.Böylesi bir durumda kim Amerika'nın ne yapabileceğini söyleyebilirdi?Ne delegeler,ne de delegeleri seçenlerin bir cevabı vardı.

Ne olursa olsun,Armen Garo,bir görev için Amerika'ya gitmekten memnundu.Kafasında neler vardı?Beklentileri nelerdi?Şüphesiz onun kendisi bile bu sorulara cevap vermekte güçlük çekiyordu.Yeni bir görevi vardı.Önemli olan buydu.Kalbinde içgüdüsel bir umut vardı ve bu umut da ona yeni bir enerji vermekteydi.

Bundan sonra,Armen Garo'nun hayatı ve çalışmaları Amerika'ya bağlanmıştı.Orada yoldaşları ve geniş Amerikan kitleleri ve (Vahan) Karashian,(Arşak) Shumavonian ve diğerleri gibi adanmış kişiler ile sıcak ilişkiler kurdu.Ayrıca Amerikan hükümet görevlileri ve devlet adamları tarafından da iyi karşılandı.Ve büyük bir şevkle çalışmaya başladı.Basın aracılığıyla ve "Ermenistan Neden Bağımsız Olmalıdır" gibi kitaplarla,Ermenilerin çektiklerini ve Ermenilerin Müttefikler'in başarısı için neler yaptığını anlatmaktaydı.Yaptığı görüşmelerde,Amerikan hükümetine Ermenilerin çok kötü olan durumu ve Ermeni sorunu ile ilgili değerli bilgiler ve açıklamalar veriyordu.Aynı zamanda,politik arenada Ermenilerin birleşik duruşunu sağlamak için Boghos Nubar başkanlığındaki Ermeni Ulusal Heyeti ile de yakın temas içindeydi.

28 Mayıs 1918'de Ermenistan'ın bağımsızlık ilanı,Armen Garo'nun ABD'ndeki etkinliklerini güçlendirdi.Artık o,resmî olmasa da,bağımsız bir devletin temsilcisiydi;Ermeni halkı ve tüm dış dünya halkı ona saygı duymaktaydı.Şubat ve Nisan 1919 tarihleri arasında Ermeni Ulusal Kongresi Paris'de toplandığı zaman,Armen Garo Kongre'ye Amerika'daki tüm Ermenilerin temsilcisi olarak katıldı.

Kongre'den,Levantenler tarafından kızdırılmış ve hayal kırıklığına uğratılmış bir şekilde döndü.Özellikle Boghos Nubar'ın Ermeni Cumhuriyeti'ne olumsuz yaklaşımı onu kızdırmıştı.

Türkiye Ermenistan'ının işgalinin tartışıldığı bir gün,Armen Garo,büyük bir memnuniyetle Ermeni hükümetinin kısa süre içinde Karin'i ele geçireceğini söyledi.Ayrıca,Ermeni ordusunda görevli bir subay olan kardeşinin işgali gerçekleştirecek birlikler içinde olacağını belirtti.

"'Ermeni hükümeti kısa süre içinde Karin'i ele geçirecek' ile ne demek istiyorsunuz" diye sordu Boghos Nubar,irkilmiş bir şekilde.
"Aynen böyle,hükümet Karin'i ele geçirmesi için bir ordu gönderecek" diye cevap verdi Armen Garo,kızgın bir şekilde.
"Ama bu işgal demektir ve ben bunu protesto ediyorum" diye cevap verdi Boghos Nubar,duraklayarak.

Ermeni ordusu Karin'i Türklerden almak üzereydi ve Ermeni Ulusal Delegasyonu Başkanı bunu protesto etmekle tehdit ediyordu!Armen Garo bu olayı büyük bir kızgınlıkla anardı.

Ama,kızgınlığına karşın,Armen Garo,dayanışma adına,Boghos Nubar ile bir süre daha çalıştı ve aynı Ulusal Kongre tarafından Boghos Nubar,Profesör Der Hagopyan,Arşak Çobanyan,Dr. H. Nevruz ve Vahan Tekeyan ile beraber Ulusal Delegasyon'un bir üyesi olarak seçildi.

ABD'ne döndükten sonra,Armen Garo'nun Ulusal Delegasyon'daki çalışmaları sadece bir formaliteye döndü ve sonunda bitti.Onunla Boghos'un çevresindekiler arasında büyük ve derin bir anlayış farkı vardı.

Armen Garo'nun esas görevi Birleşik Devletler'in Ermenistan Cumhuriyeti'ni bağımsız bir devlet olarak tanımasını ve sonra da Amerikan maddi yardımını sağlamaktı.Çalışmaları sırasında,James Gerard başkanlığındaki Amerikan-Ermeni Komitesi'nin yakın işbirliğini gördü.Armen Garo,Ermeni hükümeti tarafından Washington'a yollanan Kaçaznuni Komisyonu'ndan büyük yardım gördü.Her iki olayda da Armen Garo'nun çabaları tam bir başarı ile sonuçlandı.22 Nisan 1920'de Amerikan hükümeti,Ermenistan'ı resmen bağımsız bir cumhuriyet olarak tanıdı ve Armen Garo da Amerika'daki ilk Ermeni büyükelçi oldu.Bu başarı günlerinde yaşadığı mutluluğu hayal edebilirsiniz.

Amerikan hükümetinin Ermenistan'a verdiği yardımlar,onu tanımasından sonra ve önce de gerçekten çok fazlaydı.Hastalıklarla pençeleşen yüzbinlerce Ermeni ölmekten kurtulmuştu.

Armen Garo'nun çabalarına bin şükür.Ayrıca,Armen Garo'nun doğrudan katılımı ile Birleşik Devletler'deki Ermeniler arasında Ermeni ordusu için de büyük bir bağış kampanyası düzenlendi.Toplanan yiyecekler,giysiler ve başka malzemeler,Yerevan'daki Savaş Bakanlığı'na ulaştırıldı.

Özellikle Sevr Konferansı'nın toplandığı günler umut dolu günlerdi.Herkes yurduna dönmeye hazırlanıyordu;Ermenistan pasaportu almaya ve en kısa zamanda Ermeni vatandaşı olmaya çalışıyordu.Artık Armen Garo'nun mutlu ve huzurlu olması için birçok neden vardı.Hayatının amacını gerçekleştirmenin huzuru ile doluydu ve geleceğe umutla bakıyordu.Emekleri Ermenistan'da da çok takdir ediliyordu.1920'nin baharında Yerevan'a davet edildi.Yoldaşları ulusun ve devletin yeniden kurulmasında görev almak üzere onu Ermenistan'da görmek istiyorlardı ve onu geleceğin başbakanı olarak düşünüyorlardı.Armen Garo'nun Amerika'da hâlâ yapacak çok işi vardı ve dönüşünün henüz erken olduğuna karar verdi.

Cevap olarak yüksek mevkiler peşinde olmadığını ve Ermenistan'da bu işleri çok daha iyi yapabilecek insanların olduğunu yazdı.Amerika'daki işlerini bitirdikten sonra yurduna döneceğini ve kendini Ermenistan'ın bir bölgesinde tarıma vereceğini söyledi.Eski aşkı hâlâ çok canlıydı,hayatının sonuna kadar sürecek vatan toprağı aşkı.

Ama Armen Garo'nun düşleri,tabii ki bizlerin düşleri,havada kaldı.1920 sonbaharının kara günleri birden karşımıza çıktı.Başarısız bir savaşı meş'ûm olaylar takip etti:Ermenistan'da yönetimi Sovyetler aldı;Sovyetler Ermeniler tarafından 18 Şubat 1921'de devrildi.Sovyetler bir kez daha Ermenistan'da iktidarı ele geçirdi (Nisan 1921) Ermenistan bağımsızlığını kaybetti.

Armen Garo,bu olaylar sırasında acı dolu günler geçirdi.Sağlığı kötüleşmeye başladı.Bir süre California'da kaldı,ama doğanın bile ona bir yararı dokunmadı.Çok bitkin ve sıkıntılıydı.Hâlâ büyükelçilik makamını korumaktaydı ve Ermeni hükümeti onu Ermenistan Cumhuriyeti'nin resmî temsilcisi olarak görmeye devam etti.Ama Armen Garo,kendinde görevlerini devam ettirecek gücü bulmuyordu ve tüm görevlerinden ayrılmaya hazırlanıyordu.Artık tek ümidi Ermenistan'da iktidarda olanların da her şeyden önce Ermeni olması ve Rusların yardımıyla Ermenistan'ı koruyacakları ve geliştirecekleriydi.Bu duygularla Paris ve başka şehirlerdeki yoldaşlarına mektuplar yazdı.Tüm kalbiyle Ermenistan toprağının en ıslah olmaz Bolşeviği bile değiştireceğine inanıyordu.Bu bağlamda Armen Garo,aşağıdaki karakteristik ve ilginç satırları,M. Veradzin'e 9 Aralık 1921'de yolladığı ve 1946 Hairenik Yıllığını'nın 146. sayfasında basılan mektubunda yazdı:

"Rusların etkin desteği olmadan,ulusal amaçlarımızın yarısını bile gerçekleştiremeyiz:Türklerin mermilerinden ve kılıçların uzağında halkımızın kendi emeğiyle yaşayacağı bağımsız veya yarı bağımsız kendi ülkemize sahip olmak.Bu açıdan Yerevan'daki solcu kardeşlerimiz oldukça sağlam bir zeminde durmaktadırlar.Olan olmuştur.Moskova 'yoldaş' Karabekir aracılığıyla bizi lânetli bir kadere mahkûm etti.Şu anda,Moskova,Ankara'nın dostudur ama bu dostluk yirmidört saat içinde şiddetli bir düşmanlığa dönüşebilir ve bir gün gözlerimizi açıp,'yoldaş' Lenin'in elinde Ermeni iddiaları ile Ankara'dan cevap istediğini görebiliriz.Bu tarihin abc'sidir ve bana göre o gün oldukça yakındır.
Düşüncelerimi biraz daha özetleyeyim.Ermenistan,Rusya'nın doğrudan koruması altında ve dostlarının (örneğin İngiltere ve Amerika) maddi-manevi desteğini alarak birleşik ve bağımsız bir ülke olmalıdır.Tek çıkar yol budur ve Yerevan'daki kardeşlerimiz ne kadar aptalca davranırsa davransın,bana öyle geliyor ki onların amacı da bu."

Armen Garo'nun kehanetinin üstünden 27 yıl geçti,"yoldaş Lenin" çoktan aramızdan ayrıldı,ama "O gün" hâlâ gelmedi ve "Yerevan'daki kardeşlerimiz" eskiden olduğu gibi "aptalca davranmaya" devam etmekteler.Moskova ve Ankara artık dost değiller,bu doğru,ama "yoldaş" Lenin'in takipçileri henüz "Ermenilerin isteklerini ele almadılar" ve alacaklarına dair de hiçbir işaret yok.Armen Garo'nun iyimserliği,Ermenistan'a "maddi ve manevi yardım" açısından bile haklı çıkmadı.Armen Garo bugün yaşıyor olsaydı,eski iyimserliğini koruyamazdı,nesnel gerçeklerden ziyade içgüdülerine dayanan bir iyimserlik.

Washington'daki tüm işlerini rayına oturttuktan sonra,Armen Garo ailesi ile buluşmak üzere Kasım 1922'de Amerika'dan Avrupa'ya doğru yola çıktı.Hanımı ve 18 yaşındaki oğlu Hrant sürgündeki yoldaşları ile beraber onu Cenevre'de bekliyordu.Yolculuğundan birkaç hafta önce Paris'teki bir yoldaşına mektup yazdı:

"Evet,Paris'e geleceğim.Keşke iki yıl önce,beni Yerevan'a çağırdığınızda Amerika'dan ayrılsaydım.En azından bir kez daha anıları bana acı veren Massis'i,Ararat Dağı'nı görebilirdim.Bizim olmasa da Massis,her Ermeninin yüreğinde ve ruhundadır,Levantenleri destekleyenler hariç hepimizin.
Bana öyle geliyor ki,önemli olayların olacağı bir yılın eşiğindeyiz.İçimden bir ses bana,kaderimizin efsanevî yedi yılının kapandığını ve yeni kapıların açılacağını söylüyor.Her koşulda,benim kafam net.Eğer ömrüm yeterse,Ermenistan'a gideceğim,Nor Bayezid bölgesine veya Ermenistan'ın tarımla ve at yetiştiriciliğiyle uğraşabileceğim bir bölgesine gitmeyi istiyorum.Senin durumun farklı:Yurtdışında yapman gereken daha çok işin var.Bizim şarkımız söylendi."

Gerçekten de şarkısı söylenmişti.Armen Garo Kasım 1922'de Paris'e geldiğinde,bildiğimiz Armen Garo'dan geriye sadece yürüyen bir hayalet kalmıştı.Tükenmiş bir hâldeydi,ama yine de geleceğe dair umutlarını kaybetmemişti.Olaylar,başarılar ve Ermenistan'daki yoldaşlar hakkında bir şeyler duymak için can atıyordu.Tüm bunlardan uzakta olmaktan dolayı büyük üzüntü duyuyordu.Ermeni Bolşeviklerinin yaptığı yanlışlar hakkında pek fazla bir şey bilmiyordu ve doğru yorumlarda bulunamıyordu.Özel bir alâka ile Bolşeviklere karşı 18 Şubat ayaklanması sonrasında olup bitenleri dinledi.Ne olursa olsun Ermenistan'a gitme kararı değişmedi.

"Ah,keşke Yerevan'ın havasını soluyabilsem ve üzümlerini yiyebilsem,tüm hastalıklarım geçecektir" derdi,sık sık.

Ama Yerevan onun için Musa'nın va'dedilmiş toprakları olarak kaldı.Paris'ten ailesi ile buluşmak üzere Cenevre'ye gitti.Hastalığı daha da ağırlaştı ve birkaç ay sonra,23 Mart 1923'te ebedî bir uykuya daldı.

Cenazesi eski Plein Plais Mezarlığı'na kaldırıldı.Tabutu,tüm Cenevre Ermenileri ve başta Kraft Bonard olmak üzere İsviçreli dostları tarafından çevrilmişti.Fransa'dan;akrabaları,Ermenistan Cumhuriyeti Delegasyonu ve Ermeni Devrimci Federasyonu temsilcileri ve yakın arkadaşları geldi.Paris Ermeni Kilisesi Papazı Piskopos Vramshapouh cenaze merasimini yönetti.Kraft Bonard,heyecanlı ve övgü dolu sözlerle,kendi ve Ermeni-İsviçreli dostlarının,büyük Ermeni ve özgürlük savaşçısının anısına saygılarını ve hayranlığını belirtti.Alexander Hatisyan,Ermenistan Cumhuriyeti Delegasyonu adına konuştu;Ermeni hükümeti,Ermeni Devrimci Federasyonu ve tüm Taşnak yoldaşlar adına veda etme hüznü bu satırların yazarına aittir.

Parlak,güneşli bir ilkbahar günüydü.Doğa,kış uykusundan uyanmış,tüm canlılığıyla ayaktaydı.Garip ve kabul edilemez bir şeydi,doymak bilmez yaşama isteğiyle dolu bir kalbi sonsuza kadar durduran zalim kadere isyan etmemek imkânsızdı.

Bu genel matem havasında,Ermenileri simgeleyen üç renkli kaplı tabut,bir gün Ermenistan'a gönderilmek umuduyla mezara indirildi.Ermenistan'da gömülmek,bu Armen Garo'nun son arzusuydu...

***

1-Bu proje daha sonra Kemalist Ankara hükümetince de benimsenecekti.

*Simon Vratsian,Armen Garo Üzerine,1944;Tehcir Türküleri:Anılarda Ermeni Soykırımı,(der.) Hacı Orman,İstanbul:Sanat ve Hayat,2005,s.45-70.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder