7 Şubat 2012 Salı

Sanatçının Demokratik Hassasiyeti/Alin Taşçıyan*

Her yıl bir kez Türkiye'yi demokratik bir ülke olmadığı için boykot eden ve Türkiye'ye gelmeyi reddeden bir sanatçı duyurusuyla karşılaşırız.Geçen haftasonu Buket Şahin'in yaptığı söyleşi sayesinde Paul Auster'ın tutuklu gazeteciler konusundaki hassasiyetini öğrendik,memnun olduk.Ülkemizde oldukça sevilen,her kitabı yayınlanan bir yazardır Auster.Ben de pek severim kitaplarını...

Paul Auster'ın tutuklu gazetecilerle ya da hangi başka anti-demokratik uygulamaya,yasaya,vs. tepki duyuyorsa onunla mücadele etmek,edenlerle dayanışmak,onlara destek olmak için bugüne dek herhangi bir girişimde bulunduğundan haberdar değildim.Meğer kayıtsız kalmazmış,bir gün Türkiye'ye gitmem sözkonusu edilirse tavrımı koyarım,diye aklından geçirirmiş...

Doğrudur,Türkiye demokratik bir ülke değildir,basbayağı da belalı bir ülkedir.Kimin başına ne zaman ne geleceği belli olmadığı gibi hakkınızı ararken de başınıza olmadık şeyler gelebilir.Ama Türkiye demokratikleşmek için canını dişine takmış uğraşmaktadır.Türkiye'nin nüfusunun ciddi ve nitelikli bir kısmı gerçekten bağımsız,özgür,eşitlikçi,barış içinde,insan haklarına saygılı,adil bir kamu düzeni istiyor.

Her toplum kesiminin kendine özgü bir demokrasi anlayışına sahip olması ve demokratikleşme sürecini nalıncı keseri gibi kendine yontmaya çalışması;demokrasinin geniş kitle tarafından kısmen uygulansa iyi olacak ama tamamen tesis edilemeyecek bir yönetim biçimi olarak yorumlanması önümüzdeki büyük engeller...

Ekran karşısında "Bi ... olmaz bu ülkede" diye ona buna küfür sallayanlar;kendi adına konuşmayıp "Biz adam olmayız" diye genelleme yapanlar;"Bana ne yaa,hiç işim olmaz" diyen vurdumduymazlar da var elbette...Yine de bunca insan bunca yıldır her şeye rağmen düşünüyor,düşündüğünü ifade ediyor,demokratikleşme uğruna kendi cephesinden mücadele veriyor.Kimi siyaset arenasında kimi meydanlarda,kimi örgütlü kimi bireysel,kimi reform yaparak kimi grev yaparak...

Bakıyorum da benzer bir tablo Paul Auster'ın ülkesi ABD'nde de var.Tencere dibin kara,seninki benden kara!11 Eylül sonrası Bush yönetiminin hazırladığı,Kongre ve Senato'da neredeyse oybirliğiyle kabul edilen Patriot Act bizim Terörle Mücadele Kanunu ile yarışmaz mı hak ve özgürlükleri askıya almakta?Bizim Guantanamo misali uluslararası hukuk ötesi bir toplama kampımız da yok...Sırf ideolojisine karşıyız diye ambargo uyguladığımız ve uygulattığımız bir ülke de yok Küba misali...Irak'ı işgal etmedik,darbe sonrası bazı cezaevlerimizi birer Ebu Gureyb'e dönüştürmüş olsak da...

Paul Auster'ın ayağını sürümeden gittiği İsrail,Gazze'yi bombardıman altında dümdüz etti;yarım asırdır yurtsuz bıraktığı Filistinlilerin kamplarını dahi başlarına yıktı.İsrailli gazeteciler de bugünlerde gitgide kısıtlanmakta olan basın özgürlüğü için mücadele ediyor.

Paul Auster'ın hakkını yemek istemem.ABD'ndeki Wall Street protestocularına destek veriyor,İsrail hakkındaki karışık duygularını dile getirdi,eleştirilerini esirgemedi.Ama mesele Türkiye ya da İran olunca sanatçı hassasiyetine sığınmak patetik...Hindistan'da aydınlanmaya koşarken Keşmir'i sormuyorsanız...Avrupa'yı saran ırkçı gruplar için acil önlem talep etmiyorsanız...Herkesin içindeki kadim korkuları ve önyargıları itiraf etmesinde yarar var.Bugün dünyanın neresine giderseniz aynı acımasızlıkla karşılaşırsınız.

Özdemir Asaf'ın "Yargı" başlıklı şiirini anımsatırım:Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu / Birinciliği beyaza verdiler.

*Alin Taşçıyan,Star,31 Ocak 2012

http://www.stargazete.com/guncel/yazar/alin-tasciyan/sanatcinin-demokratik-hassasiyeti-haber-420512.htm

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder