9 Şubat 2012 Perşembe

Pushkin/Fyodor Mikhaylovich Dostoyevsky

Gogol:"Pushkin,olağanüstü bir olay ve belki de Rusya'nın içinde doğmuş tek olaydır." der."Hem de ileriyi görme yeteneği olan bir kişidir," diye ekleyeceğim ben.Evet,şurası inkar edilemez ki Pushkin,biz Ruslar için bir peygamber olarak ortaya çıkmıştır.O,ilk defa bizim tam anlamıyla şuurlanmaya başladığımız bir devrin en başında görünür.Bu şuurlanma,Petro'nun devrimlerinden ancak bir yüzyıl sonra oluşmaya başlamıştır.Bu karanlık yolda yürürken bize yol gösteren,yardım eden bir ışık olmuştur Pushkin.İşte bu yüzden Pushkin adeta ileriyi gören bir peygamber gibidir.

Ben bu büyük şairimizin çalışmalarını üç devreye ayırıyorum.Burada bir edebiyat eleştiricisi olarak konuşmuyorum.Pushkin'in yaratıcı çalışmaları üzerinde,sadece onun ileriyi görme yeteneğinin bizim için taşıdığı önemi ve benim bu konudaki görüşümü aydınlatmak amacıyla duruyorum.Bir de "ileriyi görme" teriminin bence ne anlama geldiğini anlatmak istiyorum.Yalnız burada şunu belirtmek isterim ki bence Pushkin'in çalışmalarını böldüğüm bu devreler,birbirlerinden kesin çizgilerle ayrılmış değildir.Mesela bence "Yevgeny Onegin"in başlangıç kısmı birinci devreye aittir.Oysa Onegin'in sonu,bütün kalbiyle vatanına inanmaya başlayıp o sevgi dolu ve duyarlı kalbinin bu ülküyle dolduğu ikinci döneme rastlar.Pushkin'in ilk döneminde Parny,Andre Chénier ve özellikle Byron gibi Avrupalı şairleri taklit ettiği söylenir.Şüphesiz ki Avrupalı şairlerin Pushkin'in dehasının gelişmesi üzerinde bütün hayatı boyunca süren büyük etkileri olmuştur.Fakat yine de,Pushkin'in ilk yazdığı şiirler bile sadece taklitten ibaret değildir.Bunlarda bile onun dehasının olağanüstü bağımsızlığı bellidir.Taklit olan bir şiirde,Pushkin'in eserlerinde görülen kişisel ıstıraplar ve derin şuur bulunamaz.

Buna örnek olarak,bence tamamen Pushkin'in birinci devresine ait olan "Çingeneler" adlı şiirini gösterebiliriz.Bu eser bir taklitten ibaret olsaydı yaratıcı gücü ve akıcılığı bu kadar belirgin olamazdı."Çingeneler"in kahramanı olan Aleko'nun kişiliğinde daha o zamandan güçlü,derin ve tamamen Ruslara has bir fikir ortaya konmaktadır.Aynı fikir daha sonra Onegin şiirinde kusursuz bir uyum içinde tekrar ortaya çıkar.Burada aşağı yukarı aynı Aleko bu defa hayali bir tip olarak değil,elle tutulur,gerçek ve inandırıcı bir tip olarak ortaya çıkar.Pushkin,Aleko'nun kişiliğinde daha o zamandan kendi vatanında avare dolaşan mutsuz kişiyi keşfetmiş ve dahiyane bir şekilde tasvir etmişti.Tarihin kurbanı olan,halktan kopmuş bu tipin toplumumuzda ortaya çıkışını Pushkin tarihi bir zorunluk olarak göstermiştir.Bu tip,Rusya'ya çoktan yerleşmiş ve bir daha yok olmayacak gerçek bir tiptir.Rusya'nın bu evsiz barksız boşgezenleri hala orada burada gezinmektedir ve ortadan kalkmaları için çok uzun zaman gerekmektedir.Bunlar artık bugün,evrensel ülkülerini gerçekleştirmek için Çingenelerin yanına gidip onların ilkel yaşayışlarına karışmıyorlar.Rus aydınının karışık ve anlamsız yaşayışından kaçıp tabiatın kucağında teselli aramıyorlar.Yeni bir inançla başka bir alana,Aleko'nun zamanında mevcut olmayan bir şeye,sosyalizme atılıyorlar.Bu alanda Aleko gibi,yapacaklarını hayal ettikleri eylemler sayesinde sadece kendilerine değil bütün insanlığa mutluluk getireceklerine inanarak büyük bir şevkle çalışıyorlar.Bu boşgezen Ruslar ancak bütün insanlığın mutlu olduğunu bildikleri zaman huzura kavuşabilirler.Daha ucuza tatmin edemezsiniz onları.Daha doğrusu,hiç olmazsa iş teoride kaldığı sürece böyledir.Bu tip,Rusya'da değişik zamanlarda birçok kere ortaya çıkmıştır.Tekrar söylüyorum,bu tip,Petro'nun devrimlerinden sonraki ikinci yüzyılın başında,halktan kopmuş aydın bir toplumda doğmuştur.Gerçi Pushkin'in zamanındaki Rus aydınlarının büyük bir çoğunluğa şimdi olduğu gibi devlet dairelerinde,demiryollarında,bankalarda memur olarak çalışıyor ya da herhangi bir şekilde para kazanıyordu.Veya bilimle uğraşıyor,konferanslar veriyorlardı.Düzenli,rahat,sakin bir şekilde yaşıyorlar,maaşlarını alıyorlar,iskambil oyunları oynuyorlar ve hiçbiri Çingenelerin yanına ya da günümüzde onlara tekabül eden yerlere kaçmak için bir arzu duymuyordu.Bugün de bunlar en fazla,"hafif bir Avrupa sosyalizmi katılmış" liberal görüşlü bir kimse rolünü oynamaktadırlar.Bu sosyalizm de belirli bir biçimde yumuşatılmış ve millileştirilmiştir.Aslında bu sadece bir zaman meselesidir.Belki birisi henüz rahatsız olmaya başlamamış,bir diğeri ise şimdiden kapalı bir kapıya varmış ve bu kapıya hızla başını çarpmıştır.Sonunda herkesi aynı kader beklemektedir.Bundan tek kurtuluş yolu ise alçakgönüllülükle halka yaklaşmaktır.Fakat farzedelim ki bu kader herkesi beklemiyor:Yalnız "seçme" kimseleri bekliyor.İnsanların sadece onda biri rahatsız olsa,geriye kalan çoğunluğun da onlar yüzünden huzuru kaçmaz mı?Tabii Aleko henüz ıstırabını tam olarak dile getirememektedir.Her şeyi hala az çok soyut olarak görmektedir.Onda sadece bir tabiat özlemi,yüksek sosyeteye karşı bir kin,insanlık için bazı yüksek emeller ve gerçeği bulamadığı için şikayet vardır.Bu gerçeği bir yerde birisi kaybetmiştir ve o,bütün çabalarına rağmen bulamamaktadır.Tabii ki Aleko,bu gerçeğin nerede olduğunu,nerede ve ne şekilde ortaya çıkabileceğini ve tam olarak ne zaman kaybedilmiş olduğunu bilemez,fakat samimi olarak ıstırap çekmektedir.Bu arada Aleko gibi hayalci ve sabırsız bir insan kurtuluşu her şeyden önce kendi dışındaki olaylarda arar.Bu da gayet tabiidir.Sanki gerçek kendi dışında bir yerde,belki de tarihe geçmiş ciddi siyasi örgütleri,kurulu içtimai ve medeni düzenleri olan Avrupa ülkelerinden birindedir.Ve o gerçeğin her şeyden önce kendi içinde olduğunu hiçbir zaman anlamayacaktır.Nasıl anlayabilir ki bunu?Tam bir yüzyıl boyunca o,kendi ülkesinde kendi olmaktan çıkmıştır.Çalışmayı unutmuştur,kültürü yoktur,manastırdaki kız öğrenciler gibi kapalı duvarlar arasında yetişmiştir ve aydın Rus toplumunun ondört sınıfından hangisine dahilse,o sınıfın garip,anlaşılmaz görevlerini yerine getirmiştir.Şimdi ise o,kökünden koparılmış,havada uçuşan bir yaprak gibidir.Kendisi de bunu duymakta ve bundan dolayı acı çekmektedir.Çoğu defa derin bir acıdır bu.Bir de bu adamın doğuştan asil olduğunu ve dolayısıyla köleleri bile olduğunu,sonra da "yasasız" yaşayanlara gıpta edip Çingenelerin arasına karıştığını ve orada ayı oynattığını düşünelim.Tabii böyle bir kaprisi tatmin edebilmek için asil olmak gerekir.Bu arada büyük bir ihtimalle ona acısını unutturup umut verecek bir kadın,şairin birinin dediği gibi "vahşi bir kadın" da olacaktır.Ve böylece Aleko kaygusuzca,fakat ateşli bir inançla kendini Zemfira'nın kollarına atar."İşte benim kaçışım böyle.Mutluluğu burada,tabiatın kucağında,dünyadan uzak,uygarlığı,yasası olmayan insanların arasında bulabilirim."Sonra ne olur?Bu vahşi tabiatın şartlarıyla ilk çatışmaya dayanamaz ve ellerini kana bular.Bu zavallı hayalci,değil evrensel uyuma,Çingenelere bile layık değildir.Çingeneler kin ya da garez duymadan,sade ve vakur bir şekilde yanlarından uzaklaştırırlar onu.

Buradan git,mağrur adam
Biz vahşi ve yasasızız
Ne işkence yaparız ne de ceza veririz

Tabii bütün bunlar hayal ürünüdür,fakat mağrur adam gerçektir ve çok güzel yakalanmış,çok güzel tasvir edilmiştir.Bu tipi ilk yakalayan Pushkin olmuştur,bunu unutmamalıyız.Bu tip,hoşuna gitmeyen en ufak bir şey olduğu anda karşısındakine haince işkence yapıp kendisine yapılan haksızlığı cezalandırmaya hazırdır.Veya,daha da kolayı,ondört sınıftan birine ait olduğunu hatırlar ve -bu çok sık olmuştur- işkence yapan,ceza veren yasalara başvurur.Yeter ki şahsına yapılan haksızlığın öcü alınsın.Yok,bu dahiyane şiir bir taklit olamaz.Bu mesele,"uğursuz mesele"ye Rus milletinin bulacağı,halkın inançlarına ve adaletine en uygun çare,daha o zamanda fısıltı halinde söylenmektedir."Alçakgönüllü ol,mağrur adam ve her şeyden önce gururunu kır.Alçakgönüllü ol,tembel adam ve her şeyden önce kendi toprağında çalış" halkın dirayetine ve adaletine uyan çare budur."Gerçek senin dışında değil içindedir.Kendini kendi içinde bul,kendi kendine itaat et,kendi kendinin efendisi ol.O zaman gerçeği göreceksin.Bu gerçek nesnelerde değildir.Senin,ya da vatanının dışında değildir.Her şeyden önce senin kendi benliğine yaptıklarındadır.Kendi benliğine hakim olup ona boyun eğdirirsen hiçbir zaman hayal etmediğin kadar hür olacaksın.Böylece büyük bir işe başlayıp başkalarını da hür yapacaksın.O zaman mutluluğu göreceksin,çünkü hayatının görevini yerine getirmiş olacaksın ve sen de nihayet kendi halkını ve onun kutsal gerçeklerini anlayacaksın.Sen ey kötü ve mağrur adam,ilk önce kendin ona layık olmazsan,evrensel uyumu ne Çingenelerin yanında ne de başka bir yerde bulamazsın.Sen insanın,karşılığında bir şeyler vermesi gerektiğini bile düşünmeden,hayatın bir armağan gibi sana bağışlanmasını istiyorsun."İşte meselenin çaresi Pushkin'in bu şiirinde ana hatlarıyla,güçlü bir biçimde çizilmiştir.Hayali değil,elle tutulur ve gerçekçi bir şiir olan "Yevgeny Onegin"de ise çok daha açıkça belirtilmiştir.Burada gerçek Rus yaşantısı,Pushkin'den önce görülmemiş ve belki bir daha da görülemeyecek bir yaratıcı güçle,kusursuz bir biçimde ortaya konmuştur.

Onegin Petersburg'ludur.Petersburg'lu olması gerekir zaten.Kahramanın hayatındaki bu çok önemli gerçekçi ayrıntı şiirin bütünü için şüphesiz gereklidir ve tabii Pushkin böyle bir şeyi unutamazdı.Tekrar ediyorum,Onegin,özellikle şiirin daha sonraki bir bölümünde acıyla aşağıdaki sözleri söyleyen Onegin,Aleko'nun ta kendisidir:

Ne olurdu ben de Tula'lı hakim gibi
Dermansız düşseydim?

Oysa şiirin başlarında Onegin hala biraz züppe bir hayat adamıdır.Hayattan iyice bezip,hayal kırıklığına uğrayacak kadar yaşamamıştır henüz.Yine de:
"Gizli bir bezginliğin cinleri"
onu arada bir ziyaret edip rahatsız etmiştir bile.

O,anavatanının ortasında,yabancı bir yerde tabii ki yabancı bir ülkedeki bir sürgün gibidir.Ne yapacağını bilmez,bu başıboşluğunun da az çok farkındadır.Daha sonraları kendi vatanında ve başka ülkelerde gayesiz bir şekilde dolaşırken yabancılar arasında olduğunu ve her şeyden çok kendine yabancı olduğunu hisseder.Çünkü Onegin,hiç şüphesiz akıllı ve samimidir.Evet,vatanını sever ama ona güveni yoktur.Tabii ki milli ülkülerden söz edildiğini duymuştur ama onlara inanmaz.O sadece kendi memleketinde herhangi bir iş yapmanın tamamen imkansız olduğuna inanır ve böyle bir şeyin olabileceğine inananlara -ki şimdiki gibi o zaman da azdı böyleleri- acımayla karışık bir alayla bakar.Onegin,Lensi'yi sıkıntıdan öldürmüştü,belki de evrensel ülküsünü çok fazla gerçekleştirmek istediğinden doğmuştu bu sıkıntı.Çok mümkün bu,tam bize göre.

Tatyana ise başkadır.Onun güçlü ve sağlam bir kişiliği vardır.Onegin'den daha derin ve kesinlikle daha akıllıdır.Asil içgüdüsüyle gerçeğin ne olduğunu ve nerede olduğunu sezer.Onun düşünceleri şiirin son bölümünde yer alır.Belki de Pushkin'in bu şiire Onegin değil Tatyana adını vermesi daha doğru olurdu.Çünkü Tatyana hiç şüphesiz eserin kahramanıdır.Tatyana olumsuz değil,olumludur.Olumlu bir güzelliği vardır onun.Rus kadını onda edebileşir.Şair,Tatyana ile Onegin'in son defa karşılaştıkları o meşhur sahnede şiirin ana fikrini Tatyana'nın ağzından söyler.Hatta denilebilir ki Rus kadınının bu kadar güzel,olumlu bir örneği belki Turgenyev'in "Bir Asilzade Yuvası"ndaki Liya dışında,bir daha yaratılmamıştır.Onegin,Tatyana'yı ilk gördüğünde Tatyana saf,masum bir kızdır ve önceleri Onegin'den çok çekinir.Fakat Onegin,herkese tepeden bakma huyundan dolayı onu anlayamaz.Bu yoksul kızın kusursuzluğunu ve yetkinliğini anlayamaz ve belki de onun gerçekten "namusuna düşkün ve olgunlaşmamış" olduğunu düşünür.Tatyana olgunlaşmamış!Onegin'e o mektubu yazabilen Tatyana!Şiirde namusuna düşkün,olgunlaşmamış biri varsa,bu hiç şüphesiz Onegin'in kendisidir.Onegin,Tatyana'yı anlayamamıştır.İnsan ruhunu tanımaz ki o zaten.Bütün hayatı boyunca soyut fikirlere kapılan,huzursuz bir hayalci olmuştur.Tatyana'yı daha sonra Petersburg'da,büyük bir hanımefendi olarak gördüğünde de anlamaz Onegin.Tatyana'ya yazdığı mektupta onun "bütün kusursuzluğunu ta kalbinin derinliklerinden aradığını" söyler.Ama bunlar sözden ibarettir.Tatyana,Onegin'in hayatından,tanınmadan ve değeri anlaşılmadan geçmiştir.İşte aşklarının acıklı yönü de budur.Oysa Onegin,Tatyana'yı ilk kez köyde gördüğünde İngiltere'den Childe Harold ya da bir mucize sonucu Lord Byron'ın kendisi çıkıp gelseydi ve Tatyana'nın çekingen,sade güzelliğini farkedip Onegin'e gösterseydi...Ah,o zaman Onegin aniden Tatyana'ya hayranlıkla dolardı.Çünkü bu acı çeken vatansızlar bazen ruhen köleliğe o kadar yatkındırlar ki!Fakat böyle olmadı.Evrensel uyum aramakta olan Onegin,Tatyana'ya karşı gayet dürüst davranıp,bir de nutuk attıktan sonra evrensel acısı ve aptalca bir öfke anında döktüğü arkadaş kanına bulanmış elleriyle çekip gider.Vatanında gezinecektir;oysa onu tanımayacak kadar kördür.Sağlıklı ve güçlüdür.Küfreder gibi şu sözleri söyler:

Henüz gencim ve hayat dolu içim,
Oysa ne var önümde?-Acı,acı,acı.

Tatyana bunu anlar.Şair eserinin ölümsüz mısralarında Tatyana'nın henüz anlayamadığı ve kendisi için eşsiz olan bu adamın evini görmeye gidişini anlatır.Burada bu mısraların erişilmez sanat güzelliğinden ve derinliğinden söz etmeyeceğim.Tatyana,Onegin'in çalışma odasındadır,onun kitaplarına ve eşyalarına bakar.Bunların yardımıyla Onegin'in ruhunu anlamaya ve kendi kafasındaki muammayı çözmeye çalışır.Ve sonunda "namusuna düşkün,olgunlaşmamış" Tatyana,bilmecenin çözüldüğünü hissederek düşünceli bir şekilde duraklar ve yavaşça şu sözleri fısıldar:

Yoksa o sadece gülünç bir taklit mi?

Evet,Tatyana'nın bu sözleri fısıldaması gereklidir;Onegin'in ne olduğunu sezinlemiştir.Daha sonra,çok uzun bir süre sonra Petersburg'da tekrar karşılaştıklarında Tatyana,Onegin'i mükemmel bir şekilde tanımaktadır.Aklıma gelmişken şunu da söyleyeyim.Saray ve sosyete hayatının Tatyana'nın ruhunda kötü bir etki yaptığını ve Onegin'i reddetmesinin bir sebebinin de onun bir sosyete kadını haline geldikten sonra edindiği yeni fikirler olduğunu söyleyenler var.Bu doğru değildir.Hayır,o hala eski Tanya'dır,köydeki o eski Tanya.Şımarmış,bozulmuş değildir.Tam aksine Petersburg'un bu parlak yaşantısı ona azap vermekte,yıpratmakta ve acı çektirmektedir.Sosyetenin bir hanımefendisi olarak yerinden nefret etmektedir.Onun hakkında başka türlü düşünenler Pushkin'in ne demek istediğini anlamayanlardır.Şimdi de kararlı bir biçimde şunları söyler Onegin'e:

Artık ben bir başkasınınım:
Ölene kadar sadık kalacağım ona.

Tatyana bunları söylerken tam bir Rus kadınıdır ve onu ölümsüzleştiren de budur.Şiirin gerçeklerini o dile getirmektedir.Onun dini inançları ve evliliğin kutsallığı hakkındaki görüşleriyle ilgili tek kelime söyleyecek değilim.Hayır o konuya değinmeyeceğim.O halde o,kendi ağzıyla Onegin'e onu sevdiğini söylediği halde neden onunla beraber gitmeye razı olmadı?Güneyli ya da Fransız olmadığı,bir Rus kadını olduğu için mi cesur bir adım atmaktan korkuyordu?Yoksa mevkiinin,parasının,toplumdaki yerinin cazibesini feda edecek ve herkesçe kabul edilmiş değer ölçülerine isyan edecek gücü olmadığı için mi?Hayır,Rus kadınları yüreklidir.Rus kadınları inandıkları şeyin arkasından cesaretle giderler.Tatyana bunu kanıtlamıştır.O "artık başkasınındır,ölene kadar sadık kalacaktır ona".Kime,neye sadık kalacaktır Tatyana?Hangi zorunluluklara uyacaktır?Sadece annesinin "gözyaşları ve yeminlerle yalvarması üzerine" evlendiği erkeği,sevmesinin imkansız olduğu o yaşlı generale mi?Haksızlığa uğramış,yaralı gönlünde sadece umutsuzluk mu vardır?Hiçbir umut yok mudur?Evet Tatyana o generale,onu seven,sayan,onunla övünen o dürüst adama,kocasına sadık kalacaktır.Evet,annesi ona "yalvarmıştır",ama razı olan sadece ve sadece Tatyana'nın kendisidir.Ona sadık bir eş olacağına ant içen odur.Tatyana çaresizlik içinde generalle evlenmiştir.Ama artık general onun kocasıdır.Tatyana'nın sadakatsizliği onun şerefini lekeleyecek,ona utanç verecek ve onu öldürecektir.Bir insan mutluluğunu bir başkasının mutsuzluğu üzerine kurabilir mi?Mutluluk sadece aşkın vereceği zevkte değil,aynı zamanda ruhun en yüksek bir uyuma erişmesindedir.Arkasında şerefsiz,acımasız,insanlığa aykırı bir eylem bırakan bir insanın ruhu nasıl sükunet bulabilir?Tatyana,sırf mutluluğu orada olduğu için Onegin'le kaçmalı mıydı?Bir başkasının mutsuzluğu üzerine kurulacak bu mutluluk neye benzerdi?Şimdi siz,bütün insanlığın mutluluğunu,huzur ve sükununu amaçlayan bir eser meydana getirmekte olduğunuzu düşünün.Ve amacınıza ulaşmak için tek bir insanı işkence ederek öldürmenizin gerekli,hatta zorunlu olduğunu düşünün.Bu insan da önemli bir kişi,bir Shakespeare değil,birçok kimsenin gözünde gülünç bir yaratık olsun.Mesela,genç hanımına körükörüne inanan ve kalbinin içini bilmediği halde onu sayan,onunla övünen,yanında mutluluk ve huzur bulan dürüst bir ihtiyar.Sadece bu adamın şerefiyle,namusuyla oynanacak,ona işkence edilecek ve onun bu acısı ve lekelenmiş şerefi üzerine sizin eseriniz kurulacak.Siz bu şartlar altında bu eserin yapımcısı olmaya razı olur musunuz?İşte mesele budur.Acı üzerine kurduğunuz bu eserin vereceği mutluluğu -acı çeken biri önemsiz biri de olsa- kimsenin kabul edeceğini bir an için bile düşünebilir misiniz?Haince ve haksızca öldürülen birinin acısının vereceği mutluluğun sonsuz olacağını bile bilse,buna kimse razı olur mu?Tatyana gibi derin acılar çekmiş,yüksek ruhlu bir insan başka türlü davranabilir miydi?Hayır.Bir Rus ancak şöyle bir karar verir:bırakın ben,yalnız ben mutsuz olayım.Benim mutluluğum bu ihtiyarın mutsuzluğundan sonsuz derecede büyük olsun.Ve son olarak da,hiç kimse,bu yaşlı adam bile,bu fedakar davranışımı öğrenip takdir etmesin.Ben,bir başkasını mahvederek mutluluğa ulaşamam.İşte bu noktada bir trajedi oynanmaktadır.Bu mısra geçiştirilemez.Tatyana,Onegin'i yanından gönderir.Denilebilir ki:ama Onegin de mutsuzdur.Tatyana birini kurtarıp diğerini mahvetmiştir.Oysa bu,ayrı bir mesele,belki de şiirin en önemli meselesidir.Sırası gelmişken şunu da söyleyeyim."Tatyana,Onegin'le neden kaçmadı?" sorusunun bizde,hiç olmazsa edebiyatımızda çok karakteristik bir geçmişi vardır.Zaten ben de bunun için bir soru üzerinde bu kadar duruyorum.Bunun en karakteristik yanı,meselenin ahlaki çözüm yolunun bu kadar uzun bir süre şüphede kalmış olmasıdır.Bence Tatyana,yaşlı kocası ölüp onu dul ve serbest bırakmış olsaydı bile Onegin'le gitmezdi.Her şeyden önce onun kişiliğinin esas yapısını anlamak gerek.Tatyana,Onegin'i anlamıştır.Ezeli boşgezen,daha önce küçük görmüş olduğu kadını aniden yeni ve erişilmez bir dekor içinde görüyor.Belki de bütün mesele bu dekordur.Onegin'in adeta nefret ettiği kız şimdi bütün toplumun hayranlığını üzerinde toplamıştır.Onegin bu sebeple hayranlık içinde Tatyana'nın ayaklarına kapanır...İşte idealim bu,diye bağırır,işte acılardan kaçış,kurtuluş yolum.Onu o zaman "mutluluk o kadar yakın,o kadar mümkünken" göremedim.Ve daha önce Aleko nasıl Zemfira'ya dönmüşse,Onegin de Tatyana'ya döner.Bütün sorularının cevabını bu yeni kaprisinde aramaktadır.Fakat Tatyana bütün bunları anlamaz mı,çok önceden anlamış değil midir?O,Onegin'in aslında kendisini,alçakgönüllü Tatyana'yı değil,bu yeni kaprisini sevmekte olduğunu gayet iyi bilir.Onegin'in onu kendisi olarak değil,başka bir şey olarak gördüğünü ve aslında sevdiğinin Tatyana olmadığını bilir.Belki de Onegin kimseyi sevmez.Derin acılar çektiği halde kimseyi sevmeye muktedir değildir.O aslında kaprislerini sever.Oysa kendisi de bir kapristir.Tatyana onun arkasından gidecek olsa Onegin ertesi günü hayal kırıklığına uğrayacak ve kendi çılgınca sevdasını alayla karşılayacaktır.Onun hiçbir kökü yoktur,rüzgarın uçurduğu bir yapraktır o.Tatyana ise değişiktir:çaresizliğinde,hayatının mahvolduğunun acı şuuruna vardığında bile ruhunun dayanabileceği sağlam,sarsılmaz bir şeyler vardır.Bunlar çocukluk anıları,uzaktaki memleketinin,temiz,alçakgönüllü hayatına başladığı köyünün anılarıdır.
Dadısının mezarının üzerine sarkan
Örülmüş dalların gölgesi,
gibi.Ah,geçmişin bu anıları ve tabloları onun en değerli şeyleridir şimdi.Bir tek bunlar kalmıştır artık ama bunlar Tatyana'nın ruhunu nihai bir umutsuzluktan kurtarırlar.Bunlar az bir şey değil,çok önemli şeylerdir.Çünkü sarsılmaz,yıkılmaz koskoca temelleri vardır.Bunlar Tatyana'nın ülkesiyle,halkıyla ve onların kutsallığıyla olan tek bağlantısıdır.Ya Onegin;onun nesi vardır,nedir o?Hiçbir şey.Tatyana'nın acıyıp onunla gitmesine,onu eğlendirmesine,ertesi gün alayla karşılayacağını gayet iyi bildiği halde,aşkının sonsuz acımasından ona bir anlık mutluluk hayali tattırmasına değmeyecek bir hiçtir o.Hayır,derin,sağlam kişiliklerdir Tatyana gibileri.Sonsuz bir merhametten de olsa,kutsal bildikleri şeyleri şerefsiz hale getiremezler.Yok,Tatyana,Onegin'le gidemezdi.

Böylece Pushkin,"Onegin" adlı bu ölümsüz ve eşsiz eserinde,kendinden öncekilerden hiçbirine benzemeyen büyük bir milli şair olduğunu ortaya koymuştur.Halktan kopmuş olan yüksek sosyetemize ait en derin gerçekleri kaleminin tek bir çizgisiyle,tamamen gerçeğe uygun bir biçimde tasvir etmiştir.Rusya'nın dünkü ve bugünkü boşgezen tipini anlatmıştır.Yeteneği ve dehası sayesinde bu tipin varlığını,tarihteki gelişimini,geleceğimiz için taşıdığı büyük önemi ilk sezinleyen Pushkin olmuştur.Bu tipin yanı sıra,bir Rus kadınının kişiliğinde,olumluluğu ve güzelliği tartışalamayacak bir tip daha yaratmıştır.Ayrıca Pushkin,o devresine rastlayan diğer eserleriyle halkın arasından seçtiği birçok olumlu tipi gözlerimizin önüne seren ilk Rus yazarı olmuştur.Bunların üstünlükleri ve güzellikleri gerçekliklerinde,elle tutulur,kesin gerçekliklerindedir.Varlıklarını inkar etmeye imkan yoktur,hepsi birer heykel gibi karşımızdadır.Size tekrar hatırlatmak isterim ki ben burada bir edebi eleştirici olarak konuşmuyorum.Onun için de görüşlerimi açıklarken bu dehamızın eserlerinin tek tek,ayrıntılı bir edebi tartışmasına girmeye niyetim yok.Mesela Pushkin'in Rusya'da keşfedip tasvir ettiği,adeta bir heykel gibi işlediği keşiş tarihçi tipi üzerine bütün bir kitap yazılabilir.Sade,yücelmiş ve kesin ruh güzelliği ile bu azametli Rus tipi artık,bu denli güzel kişileri yaratabilecek güçlü milli ruhumuzun bir delili olarak ebediyen gözlerimizin önüne serilmiştir.Bu tip artık ortaya konmuş,yaratılmıştır;varlığı tartışılamaz.Onun sadece şairin bir hayali,ya da ülküsü olduğu söylenemez.Siz de mutlaka bunu görüp kabul ediyorsunuzdur.Evet,bu tip mevcut olduğuna göre onu yaratan milli ruh da mevcuttur.Onun için de bu millette önemli bir güç mevcuttur.Çok büyük ve kudretli bir güç.Pushkin'in bütün eserlerinde Rus milletinin kişiliğine ve manevi gücüne duyulan bir inanç göze çarpar.İnanç olan yerde umut da vardır.Rus milleti için umut.Bir başka vesileyle şair kendisi şu sözleri söylemiştir:

Sevinç ve iyilik umuduyla
Korkusuzca bakıyorum ileriye.

Bu sözler doğrudan doğruya Pushkin'in milli,yaratıcı çalışmalarının hepsine uygulanabilir.Pushkin'den önce ya da sonra,hiçbir Rus yazarı kendi halkına onun kadar yakından ve kardeşçe bağlanmamıştır.Evet,Rus halkı hakkında yetenek,bilgi ve sevgiyle yazılar yazmış birçok usta yazarımız vardır.Fakat bunlar Pushkin'le kıyaslandığında,Pushkin'in izinde yürüyen birkaç genç dışında,hepsinin aslında "kitleler"i konu alan "beyefendi"ler olduğu görülür.En yeteneklilerinde,biraz önce temas ettiğim istisnai iki kişide bile [Turgenyev ve Tolstoy] arada,aniden bir yüksekten bakma,başka bir dünyadan gelme bazı unsurlar ve halkı yazarın seviyesine yükseltip mutlu kılma arzusu göze çarpar.Oysa Pushkin'de gerçekten halka bağlı bir şeyler vardır.Bu da onda zaman zaman en saf duyguların ortaya çıkmasına sebep olur.Mssela "Ayı" adlı hikayesini ve burada köylünün,ayının eşini öldürüşünü ya da şı mısraları ele alırsak ne demek istediğimi anlarsınız:

Dostum John,biz içmeye başlayınca...

Pushkin,derin bir anlayışla dolu bütün bu sanat eserlerini kendisinden sonra gelecek yazarlar ve ileride aynı alanda çalışacak olanlar için bir rehber olarak bırakmıştır.Şu kesinlikle söylenebilir ki,eğer Pushkin olmasaydı,ondan sonraki yetenekli yazarlarımız da olmazdı.Bunlar bugün söylemek istediklerini gayet iyi ifade etmeyi başarıyorlar.Ama Pushkin olmasa bu kadar güçlü ve anlaşılır bir biçimde karşımıza çıkamazlardı.Bu söylediklerim sadece şiir ve diğer sanat eserleri alanında değildir.Pushkin olmasaydı kişilik ve özelliklerimize,halkımızın gücüne ve nihayet ileride Avrupa ülkeleri topluluğunda kendi adımıza bir önem kazanacağımıza dair,artık şuurlu bir hale gelmiş olan inançlarımızın hiçbiri olmaz ve hepsi,değilse de seçme birkaç yazarımız tarafından bu kadar güçlü bir biçimde ifade edilemezdi.Pushkin'in bu başarısı özellikle,çalışmalarının üçüncü devresi olarak adlandırdığım devre incelendiğinde ortaya çıkar.

Tekrar söyleyeyim,bu devreler arasında belirli sınırlar yoktur.Üçüncü devreye ait eserlerin bile bazıları şairin sanat hayatının en başında yazılmış olabilirdi.Çünkü Pushkin bütün hayatı boyunca bir bütün,ilkelerinin her birini her an içinde taşıyıp kendi kişiliği dışından almayan kusursuz bir organizma olmuştur.Onun dışındaki şeyler onda sadece ruhunun derinliklerinde olanları uyandırmaya yarıyordu.Fakat bu organizma gelişen bir organizmaydı ve bu gelişmenin safhaları kendine has özellikleri ve birinden diğerine olan düzenli geçişler sayesinde bulunup açıklanabilirdi.Böylece Pushkin'in üçüncü devresine,evrensel görüşlerin her şeyin üzerinde öne sürüldüğü,diğer milletlerin şiir kavramlarının yansıtıldığı ve dehalarının bir kere daha cisimlendiği eserleri girer.Bu eserlerin bir kısmı Pushkin'in ölümünden sonra yayınlanmıştır.Yine bu devrede şair,daha önce hiçbir zaman,hiçbir ülkede görülmemiş,duyulmamış,adeta mucizevi bir şey ortaya koymuştur.

Avrupa milletlerinin edebiyatlarında da dev sanat dehaları olmuştur,bir Shakespeare,bir Cervantes,bir Schiller.Fakat bu büyük dehalar karşısında bizim Pushkin'imiz kadar evrensel duyarlık yeteneğine sahip olan birini gösterebilir misiniz?Pushkin'in bu yeneği aynı zamanda Rus milletinin de en önemli yeteneğidir.İşte her şeyden önce bu yönden Pushkin bizim milli şairimizdir.Avrupa ülkelerinin şairlerinin en büyüğü bile hiçbir zaman yabancı,hatta komşu bir ülkenin halkının dehasını,ruhunu en derin,gizli köşelerini ve mukadder geleceklerine duydukları bütün özlemi Pushkin kadar güçlü bir biçimde kendi kişiliğinde cisimlendirip ifade edememiştir.Aksine bu şairler yabancı ülkeleri konu aldıkları zaman daha çok bu ülkelerin insanlarını kendi insanları gibi tasvir etmişler ve kendi yöntemlerine göre yorumlamışlardır.Mesela Shakespeare'in İtalyanları bile hemen hemen her zaman tipik İngilizlerdir.Bütün dünya şairleri içinde yalnız Pushkin kendini tamamen başka bir ülkenin insanları yerine koyabilme yeteneğine sahiptir.Faust'dan bazı sahneleri,"Cimri Şövalye"yi,"Bir zamanlar yoksul bir şövalye varmış" adlı balladı ele alın;Don Juan'ı bir kere daha okuyun.Bunların altında Pushkin'in imzası olmazsa bir İspanyol tarafından yazılmadıkları kesinlikle anlaşılmaz."Veba zamanı bir zafiyet" adlı şiirde ne kadar derin,inanılmaz bir hayal gücü var.Bu inanılmaz hayal gücünde İngiltere'ye has bir deha da var.Şiirin kahramanının vebayla ilgili o nefis şarkısında ve Mary'nin şarkısında da aynı şey göze çarpar,
Okulun gürültüsü arasında
Çocuklarımızın sesleri duyuluyordu...
İngiliz şarkılarıdır bunlar,İngilizlerin özlemleri,şikayetleri,gelecekle ilgili acı önsezileri.Bir de şu garip mısraları hatırayın:
Bir zamanlar vahşi vadilerde dolaşırken.
Bu,eskiden bir İngiliz tarikatçısının yazdığı nesir halindeki garip,mistik bir kitabın ilk üç sayfasının şiire çevrilmiş şekli de olabilirdi.Fakat buradaki,sadece bir şiire çevirme işleminden ibaret midir?Bu mısraların dokunaklı ve coşturucu uyumuna Kuzey Protestanlığının,İngilizlere has dini şüpheciliğin ve donuk,kasvetli,yılmaz emellerle dolu,sınırlanmak istemeyen mistiklerle bunların düşlerinin durmak bilmeyen gücünün ta kendisi mevcuttur.bu garip mısraları okurken insan adeta o günlerin,reform hareketinin ruhunu duyar,Protestanlığın ilk ortaya çıktığı günlerdeki ateşli savaş havasını hisseder ve nihayet tarihin kendisini bile anlar.Ve bütün bunları sadece düşünce yoluyla değil,silahlı tarikat kamplarının arasında dolaşan,tarikatçılarla beraber ilahiler okuyan,dini mistisizmin yanına "Kur'an'dan taklitler"den dini mısralar koyun.Bunları yazan bir Müslüman değil midir?Kur'an'ın ve Müslümanlığın kılıcının,saf ve azametli inancının,korkunç,kanlı gücünün ta kendisi yok mudur burada?Ve işte burada eski dünya karşımızdadır."Mısır Geceleri",halklarının üzerinde tanrılar gibi oturan,halkın dehasından ve emellerinden nefret eden,yalnızlıkları içinde tanrılaşan ve bu yalnızlıktan,ölene kadar duyacakları bu bıkkınlığın acısından çıldıran;kendilerini fanatik ve merhametsizce şeylerle erkeğini yiyen dişi örümcekler ve bütün sürünenler gibi şehvetle oyalayan yeryüzü tanrıları.Yok,kesinlikle söyleyebilirim ki bugüne kadar Pushkin gibi evrensel duyarlığı olan bir şair yaşamamıştır.Ve önemli olan sadece bu duyarlık değil,Pushkin'in şaşırtıcı derinliği ve yabancı ülkelerin ruhunu anlayıp onlardan biri olarak ortaya çıkabilme yeteneğidir.Pushkin bunu,hemen hemen kusursuz ve dolayısıyla mucizevi bir biçimde gerçekleştirmiştir.Böyle bir olay,dünyanın başka hiçbir şairinde görülmemiştir.Sadece Pushkin'e has bir şeydir ve işte bunun için de,tekrar ediyorum,Pushkin daha önce görülmemiş,duyulmamış bir olaydır.Benim kanaatimce ileriyi görme yeteneği de çok yüksek olan bir şairdir.Şiirlerinde hakim olan milli ruh sayesinde milletimizin gelişimini ve daha o zamandan belli olan geleceğini büyük bir kehanetle ifade etmiştir.Zaten Rus milliyetçiliğinin ruhu da gücünü nihai hedefi olan evrensellik ve insanlığı birleştirme emellerinden almıyor mu?Pushkin tamamen milli bir şair olup milli güçle temasa gelir gelmez bu gücü bekleyen büyük geleceği anlamıştır.İşte onun ileri görüşlülüğü,kehaneti de bundadır.

Zaten Petro'nun devrimleri,bize sadece gelecek için değil,daha şimdiden açıkça bir şeyler göstermemiş midir?Bu devrimler ne ifade etmiştir bize?Herhalde Avrupa'daki giyimin,adetlerin,icatların ve bilimin benimsenmesinden ibaret değildir.Bu devrimlerin ne olduklarını inceleyip onlara daha dikkatle bakalım.Evet,Petro'nun ilk başta devrimlerini sadece bu dar,faydacı yönden ortaya çıkarmış olması çok muhtemeldir.Fakat zamanla,fikirleri geliştikçe,o da şüphesiz,gizli bir içgüdüye uyarak kendini ve eserlerini dar bir faydacılıktan çok daha geniş amaçlara yöneltmiştir.Aynı şekilde Rus halkı da bu devrimleri sadece faydacılık yönünden değil,bunların gelecekte faydacılıkla kıyaslanamayacak,çok daha yüksek hedeflere ulaşacağını sezinlediği için benimsemiştir.Tekrar belirteyim,halk bu amacı belki şuurlu olarak değil,fakat olduğu gibi,açıkça sezinlemiştir.Tabii ki,ondan sonra da en önemli birleşmeye,bütün insanlığın birleşmesi konusuna yöneldik!Yabancı dehaları hiçbir ırk ayrımı yapmadan,bir düşmanlık havası içinde değil -ki,böyle olması beklenirdi- dostça ve tam bir sevgi ile bünyemize kabul ettik.İçgüdümüz sayesinde daha hemen hemen ilk anda farklılıkları idrak edip önemsememeye,hoşgörmeye ve uzlaştırmaya çalıştık.Böylelikle,Ari ırkının birleşmesi idealine ne kadar yatkın ve hazır olduğumuzu kendimiz de dahil olmak üzere herkese göstermiş olduk.Evet,şurası kesin ki,biz Rusların kaderi Avrupa ve dünya birliklerine katılmaktır.Tam anlamıyla,gerçek bir Rus olmak,(son olarak bunu söyleyebilirim) sadece bütün insanlarla kardeş olmak,dilerseniz evrensel bir kişi olmak demektir.Bizdeki bütün bu Slavcılık ve Batıcılık hikayeleri,tarihi yönden gerekli olmakla beraber,sadece büyük bir yanlış anlamadan ibarettir.Gerçek bir Rus için,Avrupa'nın ve bütün yüce Ari ırkının kaderi,Rusya'nın,kendi anavatanının kaderi kadar önemlidir.Çünkü bizim kaderimiz kılıç gücüyle değil,bütün insanlığı kardeşçe biraraya getirme emelimizin gücüyle kazanılacak bir evrenselliktir.Rus tarihinin Petro'nun devrimlerinden sonraki dönemlerini daha derinden inceleyecek olursanız,Avrupa ülkeleriyle olan ilişkilerimizde ve hatta devletimizin politikasında şimdiden bu fikirlerin -dilerseniz benim bu hayallerimin özlerini ve delillerini görebilirsiniz.Çünkü Rus politikası son ikiyüz yıldır belki de kendinden daha fazla Avrupa'ya hizmet etmektedir.Ben bunun sebebinin devlet adamlarımızın yeteneksizliği olduğuna inanmıyorum.Avrupa ülkeleri bizim için ne kadar değerli olduklarını bilirler.Ben zamanla bizim -daha doğrusu çocuklarımızın- istisnasız şunu anlayacağımıza inanıyorum:gerçek bir Rus'un emelleri Avrupa'daki anlaşmazlıkları uzlaştırmak,ruhumuzdaki Avrupa özlemini gerçekleştirmek,kardeşçe bir sevgi içinde bütün kardeşlerimizle birleşmek ve bu birliğin,bu büyük evrensel uyumun son sözünü,İsa'nın doktrinlerine uygun bir biçimde söylemek olmalıdır!Biliyorum,çok iyi biliyorum ki bu sözlerim coşkunlukla söylenmiş,abartılmış ve hayal ürünü gibi görünebilir.Varsın görünsün.Yine de onları söylediğime pişman değilim.Bu sözlerin her zamandan çok şimdi,aynı görüşleri sanat gücüyle ortaya koymuş olan büyük dehamızı anmakta olduğumuz şu anda söylenmesi gerekmektedir.Bu görüşler daha önce birçok kere ifade edilmiş,söylenmiştir.Ben yeni bir şey söylemiyorum.Belki her şeyden çok biraz iddialı görünecektir sözlerim."Bu bizim kaderimiz mi?Bu fakir,ilkel milletin kaderi mi?Yeni bir şeyler söylemek için bütün insanlığın arasından biz mi seçildik?"

Ben burada iktisadi bir zaferden,kılıcın ya da bilimin zaferinden söz etmiyorum.Sadece bütün insanlığın kardeş olmasından söz ediyorum.Diyorum ki Rusya kalben,bütün insanlığı içine alan bu evrensel birliğe belki de bütün diğer ülkelerden daha çok hazırdır.Tarihimizde,büyük adamlarımızda,Pushkin'in sanat dehasında bunun izlerini görüyorum.Varsın fakir olsun ülkemiz."İsa bir köle kılığında,takdis ederek geçti" bu fakir ülkeyi.O zaman neden onun son sözü bizim içimizde olmasın?O kendisi bir ahırda doğmamış mıydı?Tekrar söylüyorum,biz şimdiden hiç olmazsa Pushkin'i ve onun dehasının evrenselliğini gösterebiliriz örnek olarak.Pushkin kesinlikle yabancıların dehasını,kendi dehası gibi ruhunda toplayabiliyordu.O,eserlerinde Rusların emellerinin evrenselliğini inkar edilemeyecek bir biçimde ortaya koymuştur.Bu da ilerisi için büyük bir umut kaynağıdır.Benim düşüncelerim hayalden ibaretse,hiç olmazsa bu hayal Pushkin sayesinde sağlam temeller üzerine oturtulmuştur.Eğer o daha uzun yaşamış olsaydı belki de Rus milletinin kişiliğini büyük,ölümsüz eserler yoluyla Avrupalı kardeşlerimiz tarafından da anlaşılabilecek bir biçimde ortaya koyacaktı.Onların,şimdikinden çok daha fazla,çok daha yakından ilgisini çekecek ve belki de onlara emellerimizin doğruluğunu anlatmayı başaracaktı.Onlar da bizi çok daha iyi anlayacak,içyüzümüzü görmeye başlayacak ve bize hala yaptıkları gibi şüpheyle ve küstahça bakmaktan vazgeçeceklerdi.Pushkin daha uzun yaşasaydı belki bizim kendi aramızdaki anlaşmazlıklar ve kavgalar da daha az olacaktı.Fakat Tanrı böyle istedi.Pushkin sanat gücünün en olgun çağında öldü ve hiç şüphesiz büyük bir sırrı da mezara götürdü.O artık aramızda yok ve biz onun bu sırrını çözmeye çalışıyoruz.

*Fyodor Mikhaylovich Dostoyevsky,"Rus Edebiyatını Sevenler Derneği"nin 8 Haziran 1880 tarihli toplantısındaki konuşması.

**Fyodor Mikhaylovich Dostoyevsky,"Batı Çıkmazı:Pushkin Üzerine Konuşma";Türkçesi Ülker Bilgin,2.bs.,İstanbul,Dergah Yayınları,1992,s.22-44.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder