16 Şubat 2012 Perşembe

"Milli sermaye Ermeni Tehciri'nden"/Sevan Nişanyan*

Ermeni asıllı Türkiye vatandaşı,dilbilimci ve gazeteci Sevan Nişanyan,Türkiye'de oluşturulan "Milli sermaye" ile Koç ve Sabancı gibi şirketlerin sermayelerinin,Ermeni Tehciri'nden elde edilen kapitalin eseri olduğunu belirtti.

1919'da örgütlenen Kuva-yı Milliye'nin asıl amacının,İngiliz-Fransız işgaline direnmek değil,sürülmüş Ermenilerin dönmesine engel olmak olduğunu söyleyen Nişanyan,Anadolu Ermenileri ve Kürtlerinin kaderlerinin,tarihin her döneminde farklı vesilelerle kesiştiğini ifade etti.

"Soykırım,1915'te olup biten bir hadise değildir.1913 civarında başlayıp günümüze kadar aralıksız devam eden bir devlet politikasının adıdır" diyen Sevan Nişanyan,Ermenistan ile ilişkilerin geliştirilmesi amacıyla yapılan çalışmaları ve her yıl Nisan ayının ülke gündeminde yadsınamaz bir yeri olan Ermeni sorunu hakkında AKnews'in sorularını yanıtladı.

-1915 öncesinde Anadolu'daki Ermeni nüfusunun bir buçuk-iki milyon arası olduğu söyleniyor.Soykırım iddialarını bir kenara bırakır ve Anadolu Ermenilerinin sürgününe de iyimser bir yaklaşımla "zorunlu göçe" tabi tutulduklarını varsayarsak;bu yoğunluklu nüfusun savaş sonrası Türkiye'ye dönmemesi nasıl açıklanabilir?

Suriye'de hayatta kalan yarım milyon mültecinin bir bölümü 1918 Kasım'ından sonra döndü veya dönmeye teşebbüs etti.Ancak bunlar 1919 Mayıs'ından itibaren çeşitli baskı ve saldırılarla tekrar kaçırıldılar.1919'da örgütlenen Kuva-yı Milliye'nin asıl amacı,İngiliz-Fransız işgaline direnmek filan değildi:Ermenilerin dönmesine engel olmak ve Rumların da Ermenilerin peşinden defolup gitmesini sağlamaktı.

Ermeni mallarının yağmasından pay almış olan yerel mütegallibenin çoğu Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri'ne katıldı,dönen mültecileri kovmayı bir "vatan meselesi" olarak halka benimsetmeyi başardı.1919 sonunda Fransız güçleriyle beraber Adana-Maraş-Antep bölgesinde yurtlarına dönen Ermeniler,Ankara'nın örgütlediği silahlı çetelerin saldırısına uğradı.Aynı yıl Kuzey Irak'tan Hakkari'ye dönen Nasturi Hristiyan aşiretleri,1924'te Cumhuriyet hükümetinin düzenlediği bir askerî operasyonla imha edildi veya tekrar sınırdışına kaçırıldı.

Nihayet,tam tarihini hatırlamıyorum,yanılmıyorsam 1924'te çıkarılan bir yasayla Milli Mücadele yıllarında (kendi iradesiyle olsun,mecburiyet dolayısıyla olsun) yurtdışında bulunanların Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığını kazanması engellendi.1927'de çıkarılan bir kanunla,geriye kalanların seyyar satıcılıktan şimendifer memurluğuna kadar,bin çeşit işi yapması yasaklandı.Vakıf ve cemaat mallarına el konuldu.Hemen her gün uyduruk bir gerekçeyle azınlık mensupları vatan hainliğiyle,casuslukla,vergi kaçakçılığıyla suçlandı;basında terörize edildiler;ekonomik açıdan çökertildiler.İstanbul ve İzmir dışındaki illerde yaşamaları imkânsız hâle getirildi.

Soykırım,1915'te olup biten bir hadise değildir.1913 civarında başlayıp günümüze kadar aralıksız devam eden bir devlet politikasının adıdır.

-Ermeni Tehciri'ne yol açan olayların gelişimi ve sonrasına bakıldığında sürekli olarak İttihat ve Terakki Partisi suçlu gösteriliyor.Bu görüşün doğruluk payı nedir?

Doğru değildir.Ermenilere yönelik zulüm ve katliam politikasını başlatan İttihat ve Terakki değil II. Abdülhamid'tir. Ermeniler ilk başta İttihat ve Terakki'ye,kendilerini Abdülhamid zulmünden kurtaracak bir umut olarak baktılar.Bu durum 1909 ile 1913 yılları arasında,tam olarak araştırılmamış bir sürecin sonunda,tersine döndü.

-İttihat ve Terakki Partisi'ni tek suçlu olarak kabul edersek,zorunlu göçe tabi tutulduğu söylenen Ermenilerin,yeni kurulmuş Cumhuriyet tarafından topraklarına geri dönmeleri bir jest olarak sağlanamaz mıydı?

1919 yazından itibaren Anadolu'da iktidarı ele geçiren Müdafaa-i Hukuk hareketi çok büyük oranda İttihat ve Terakki kadrolarından oluşmaktaydı.Az önce belirttiğim gibi tehcir ve katliam zenginleri,bunların arasında önemli bir pay tutmaktaydı."Kurtuluş Savaşı" adı verilen hadise büyük ölçüde 1913-1915'te başlatılan tehcir politikasının sürdürülmesi ve sonuca ulaştırılmasından ibaret bir olaydır.

-Ermenilerin Anadolu'dan sürülmelerinin ardından yeni kurulan Cumhuriyet'in aldığı ilk kararlardan biri de,"kaçak ve yitik kişilerle,başka yerlere nakledilenlere ait gayrimenkullerin devlete intikaline dair Nisan 1923 tarihli kanun"un yürürlüğe konulması ile ilgili.Sözkonusu kanunda,"gerçekleşecek hak taleplerinde de Lozan Antlaşması'nın yürürlüğe girdiği 6 Ağustos 1924 tarihinde malının başında bulunması şartına bağlıdır" hükmünün getirilmiş olması,yaşanan trajedinin salt kışkırtma ya da bağımsızlık hevesi olmadığının;ekonomik temellerinin de olduğuna bir kanıt olarak gösterilebilir mi?

1913-1922 yılları arasında gerçekleşen Rum/Ermeni yağması esnasında,Türkiye'deki menkul ve gayrimenkul servetin en az üçte biri el değiştirdi.Bu varlığa el koyanlar,doğal olarak,öncelikle İttihat ve Terakki rejimine yakın olan,tehcir ve katliam olaylarında aktif katkısı bulunan kişilerdi.Aralarında özel bir gayreti olmadan tesadüfen mala konan ve bu sayede ekonomik durumunu düzelten kişiler de olabilir belki,ama şüphesiz bunlar azınlıktadır.Bu kişilerin 1919'da,hem yeni edinilmiş servetlerini savunmak,hem de kendilerini muhtemel suçlamalardan korumak için büyük bir gayret içine girmiş oldukları şüphesizdir.

Cumhuriyet'in ilk iki kuşağında ortaya çıkmış olan servetlerin tamamına yakını,incelenirse,Rum ve Ermeni mülklerinin gaspına dayanır.Buna Koç,Sabancı vs. gibi,1946 sonrasında Türk kapitalizminin belkemiğini oluşturan isimler dahildir.Daha önemlisi,Mustafa Kemal döneminde siyasi iktidara kavuşan Cumhuriyet elitinin neredeyse tümü dahildir.Başta Mustafa Kemal dahildir.Düşünün ki Çankaya Köşkü sonuçta Kasapyan çiftliğidir.Memleketin dört bir yanındaki "Atatürk evlerinin" tümü,bazısı demiyorum hepsi,gayrimüslimlerden ele geçirilmiş ganimet malıdır.

-Birkaç yıldır "ortak tarih komisyonu" önerileri gelmekte.Bu komisyonun kurulması durumunda,bugüne kadar bir muhasebeci edasıyla kimin kimden daha fazla katlettiğini iddia eden tarafların biraraya gelerek,net bir karara varması muhtemel midir?

Temel ahlâki değerlerde uzlaşma olmadıktan sonra komisyon filan boş işlerdir.Önce açık yürekli ve samimi bir barışma iradesi olacak ki,oturup konuşmak bir işe yarasın.Amacınız eğer kan davasını çözmek değil sürdürmekse,oturup konuşmak barışa hizmet etmez;eski yaraları tekrar kaşıyıp durumu büzbütün içinden çıkılmaz hâle getirmeye hizmet eder.

-Ermenilerin son derece örgütlü ve ağır silahlı oldukları iddialarına karşılık,bir buçuk-iki milyon "son derece iyi silahlanmış ve örgütlü Ermeni"nin topluca katarlara katılması ve sağ-salim Suriye'ye vardırıldıkları iddiaları gerçekçi midir?

Resmî ideoloji tellallarının,tutarlı olmak veya inandırıcı olmak gibi bir derdi olduğunu sanmıyorum.Kurt kuzuya "suyumu bulandırdın" demiş."Ama sen derenin yukarısındasın" deyince,"vay sen bana cevap verdin" deyip kuzuyu yemiş.Hesap,işte o hesap.

-Türkiye'de kalan az sayıda Ermeni için Soykırım'ın olmadığını kabullenmeleri dayatılırken,bir yandan da okul kitaplarında ya da günlük hayatta (üzülerek söylüyorum bunları) hain,çapulcu gibi aşağılayıcı sözlere katlanmak mı daha zordu?

Irkçılık,Cumhuriyet ideolojisinin en temel vasfıdır.Eğitim sisteminin,devlet söyleminin,egemen basının her hücresine ırkçılık sinmiştir.Her gün,her an,her yerde karşınızdadır.Âdetâ soluduğumuz hava gibi etrafınızı sarmıştır;çoğu kişinin artık farkına bile varmayacağı şekilde doğallaşmıştır.

Tabii,ilkokuldan beri o ırkçılığın hedefi olanlar için bunun bıkkınlık verici bir şey olduğunu takdir edersiniz.Ama ben şahsen bunu kendim adına olumsuz bir şey olarak hissetmedim;aksine hep beni güçlendirdiğini düşündüm.Benim kadar inatçı olmayanlar ise,ilk fırsatta memleketi bırakıp gitmekten başka çıkış yolu göremiyorlar.

-Nisan ayı sürekli bir "soykırım sendromu" ile geçiyor.Bu korkuyu ve soykırım depresyonunun yaşanmaması için yapılması gerekenler nelerdir?Ermenilerin yaşadığı felaketlerin bir benzerini Cumhuriyet sonrası Kürtlerin yaşadığını düşünüyor musunuz?Düşünüyorsanız,Kürtlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Tabii.1925'te Sünni Kürtler,1936-1938'de Dersimliler aynı şeyleri yaşadılar.Ermeni Tehciri'nin sanki tüm ayrıntılarıyla tekrar tekrar sahnelendiğini görürsünüz.Toplum liderlerini ayırıp sürmeler,suikastlar,idamlar,köy baskınları,provokasyonlarla insanları isyana zorlayıp "tedip" etmeler,köy meydanlarında toplu katliamlar vs. Özellikle Dersim olayında ortada mantıklı bir sebep de yoktur;âdetâ bir kez kötü yola düşmüş bir caninin aynı suçu tekrar işlemeden duramaması gibi psikolojik bir durum sözkonusudur.

1960 darbesinden sonra gene aynı hastalık nükseder.1980-1983'ten sonra bir daha nükseder."Atalarımız bunları kesti,bizim neyimiz eksik" gibi ruh haleti içindeler sanırsın.Günümüzde koşulların biraz değişmiş olması kimseyi aldatmasın;ben Kürtlerin ciddi bir tehlike ile karşı karşıya olduklarına inanıyorum."Açılım" vs. klasik aldatmacadır.Unutmayın,1914'te de "Ermeni açılımı" yapılmıştı,bir sürü reform vaadi ortaya atılmıştı.Sonunu biliyorsunuz.Ne tavsiye ederim?Güzel soru.

a)Uluslararası güvencelere bel bağlamayın,işlerine geldiği gün sizi satacaklardır.
b)Hazırlıklı olun,ama silahlı mücadeleye güvenmeyin.Silahlanmak provokatiftir;tepki doğurur.Askerî açıdan daha güçlü olanın ekmeğine yağ sürer.
c)Cephenin önünü değil arkasını düşünün.Türk kamuoyunu elde etmeye çalışın.Türk siyasi hayatında ben Kürtlerin çok daha aktif ve olumlu bir rol oynayabileceklerine inanıyorum.Maalesef o alanda şu ana kadar pek başarılı görünmüyorlar.Tüm siyasi eylemlerinde kendilerini marjinalleştiren,dışlayan bir tutum içindeler...

Portre/Sevan Nişanyan

1956 İstanbul doğumlu Sevan Nişanyan,Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Ermeni,gezgin,gazeteci,otel işletmecisi,dilbilimci ve yazar.Orta öğrenimini Işık Lisesi ve Robert Kolej'de tamamladı.1974'te ABD'ne giderek Yale Üniversitesi ve Columbia Üniversitesi'nde tarih,felsefe ve Güney Amerika Siyasi Sistemleri üzerine eğitim gördü.1984-1985 yıllarında Commodore 64 adlı kişisel bilgisayarı (PC) Türkiye'ye getirdi.Bilgisayar programcılığı ile ilgilendi,çeşitli konuşma ve konferanslara katıldı.

Sevan Nişanyan,çeşitli İngiliz ve Uzakdoğu yayınevleri için seyahat kitapları kaleme aldı.1998 yılında Küçük Oteller Kitabı'nı,ilk kez yayımladı.Türk turizmine kitle turizmi dışında yeni bir yön kazandırma çabası olarak görülebilecek Küçük Oteller Kitabı'nı her sene yenileyerek bir referans kitabı hâline geldi.Türkçe'nin etimolojisi üzerine ilk kapsamlı bilimsel çalışma olan "Sözlerin Soyağacı:Çağdaş Türkçenin Etimolojik Sözlüğü" adlı eserini tamamladıktan sonra,aynı sözlüğün popüler bir özeti olan "Elifin Öküzü ya da Sürprizler Kitabı" adlı kitabı yazdı.

2004'te İnsan Hakları Derneği tarafından verilen Ayşenur Zarakolu Özgür Düşünce Ödülü'ne layık görülen Nişanyan,Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu bölgeleri hakkında resmî görüşün verilerini sorgulayan "Ankara'nın Doğusundaki Türkiye" adlı gezi rehberini 2006'da yayımlandı.Nişanyan'ın Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş dönemine ilişkin eleştirel görüşlere yer veren "Yanlış Cumhuriyet:Atatürk ve Kemalizm Üzerine 51 Soru" adlı kitabı 2008'de basıldı.

Sevan Nişanyan,Agos gazetesindeki köşe yazarlığınından sonra,29 Ekim 2008 ve 14 Aralık 2009 tarihleri arasında Taraf gazetesinde "Kelimebaz" adlı sütunda dil üzerine yazılar kaleme aldı.

*Sevan Nişanyan,"Milli sermaye Ermeni Tehciri'nden",Röportaj:Hişyar Barzan Şerefhanoğlu,AKnews;Haber Diyarbakır,26 Nisan 2010.

http://www.haberdiyarbakir.com/news_detail.php?id=32982

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder