6 Şubat 2012 Pazartesi

"Agop'un Malını Savunmak"/Dilek Kurban*

Türkiye toplumu ve devletinin "azınlık" kavramıyla sorunlu bir ilişkisi vardır.Ondokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru başlayan Osmanlı'nın dağılma sürecinde,kısa sayılacak bir zaman diliminde meydana gelen ağır toprak ve insan kaybına mal olan bir dizi askeri yenilgi sonucu,Cumhuriyet elde kalanlarla kurulmuştu.Kuşkusuz,büyük bir imparatorluğun aniden ve beklenmedik ölçüde parçalanışı,geride kalan toplum açısından yenilmişlik duygusu ile biçimlenen bir psikolojinin ortaya çıkmasına neden oldu.Cumhuriyetin kurucu kadrosunun Kurtuluş Savaşı'nda edindiği askeri kazanımların bu toplumsal psikolojiyi bir ölçüde düzelttiği söylenebilir.Öte yandan,1923'teki Lozan Antlaşması müzakerelerinde Avrupalı güçlerin kurulmakta olan yeni devletin sınırları içerisinde kalmış olan gayrimüslim nüfusa azınlık statüsünün ve bu statünün ima ettiği hakların verilmesini şart koşması,kendisini "Batı" tarafından haksızlığa uğramış hisseden toplumun,bu haksızlığın ima ettiği eziklik ve öfke hislerini daha da pekiştirdi.Yakın tarihin ürettiği ve azınlık kavramını emperyalist güçlerin Türkiye'nin iç işlerine müdahalesi ile ilişkilendiren toplumsal hafıza,gayrimüslimleri Lozan ile edindikleri azınlık hakları karşılığında ikinci sınıf vatandaşlığa razı olmaya mecbur bırakmıştır.Halen,gerek toplumun gayrimüslimlere yönelik his ve tutumu,gerekse devletin aynı kesime yönelik politika ve uygulamaları,bu hafızadan beslenmeye ve onun ima ettiği ayrımcı zihniyeti taşımaya devam ediyor.

Cumhuriyet tarihi,gayrimüslimlere Batı'nın dayatması ile elde ettikleri azınlık haklarının bedelini ödetmeyi amaçlayan devlet politikaları ve toplumsal pratikler açısından oldukça "zengin"dir.Geride bıraktığımız 84 yıl,Osmanlı'nın son yıllarında,1915(1) ile başlamış ve Cumhuriyetin kurulmasından hemen önce Yunanistan ile yapılan nüfus mübadelesi(2) ile devam etmiş olan Anadolu'yu gayrimüslim nüfusundan arındırma projesinin farklı strateji ve araçlarla sürdürüldüğü bir dönem oldu.Kimi zaman -1942 Varlık Vergisi(3) örneğinde olduğu gibi- gayrimüslimlere yönelik ayrımcı yasalar tasarlanmış,kimi zaman -1934 Trakya Olayları(4) ile 6-7 Eylül Olayları'nda(5) olduğu gibi- gayrimüslim nüfusa yönelik toplu saldırılar ve linç girişimleri teşvik edilmiş ve bunlara göz yumulmuş,kimi zaman -1964'te Yunanistan pasaportu taşıyan Rumların sınır dışı edilmesinde(6) olduğu gibi- gayrimüslimler devletin dış politikası uğruna feda edilebilir araçlara dönüştürülmüş,kimi zaman ise -1936 Beyannamesi'nde(7) olduğu gibi- ayrımcı ve gayri hukuki uygulamalar ile gayrimüslim serveti talan edilmiştir.Anadolu'yu Müslümanlaştırmayı amaçlayan bu yasa,uygulama ve politikalar eşzamanlı olarak iki sonucun elde edilmesini sağlamıştır:Bir yandan 1915 ve 1923 sonrasında Türkiye'nin batısında kalan gayrimüslimlerin büyük bir kısmı ülkeyi terketmiş veya terketmeye zorlanmış,diğer yandan da geride bıraktıkları servet Müslümanlara kalarak "millileşmiş"tir.

Öte yandan,bu tarihsel arka plana ve gündelik hayatta karşılaştıkları tüm ayrımcı zihniyet ve pratiklere rağmen az sayıda gayrimüslim Türkiye'de yaşamaya devam etti.Son yıllarda,Türkiye'nin AB adaylığı bu nüfus açısından bir dönüm noktası oldu.AB üyeliğinin ima ettiği demokratikleşme süreci,gayrimüslim vatandaşların maruz bırakıldıkları hukuksuzlukların ve adaletsizliklerin nihayet sona ermesi için umut beslemelerini ve çocukları için bu topraklarda bir gelecek hayal etmeye cesaret etmelerini sağladı.Bu gelecek açısından kritik önem taşıyan sorunlardan birisi,kuşkusuz gayrimüslimlere ait vakıfların 1960'lardan bu yana sistematik olarak ihlal edilmekte olan mülkiyet hakları.Cemaat vakıflarının el konulan malları salt bir mülkiyet sorunu olmaktan öte,gayrimüslimlerin bu topraklardaki varlıklarının devam etmesini belirleyecek olan bir vatandaşlık ve insan hakkı meselesidir.Bunun en temel nedeni,gayrimüslimlerin gündelik hayatlarının,bu hayatların geçtiği eğitim,din,hayır,sağlık ve diğer kurumları yöneten cemaat vakıflarının bekasına bağlı olması.Bu vakıfların varlığının devam edebilmesi ise ancak yönettikleri kurumları barındıran taşınmaz malların kendi ellerinde kalması,ellerinden alınan malların kendilerine iadesi ve bütün bu malların işletilmesinden elde edecekleri gelir ile mümkün olabilir.

Gayrimüslim vakıflarının devletin kendilerine yönelik ayrımcı ve gayri hukuki uygulamalarına karşı 1960'lardan bu yana yürüttükleri yasal mücadele,Türkiye'nin yüksek yargı organlarının bu ülkenin vatandaşlarını yabancı devletlerin vatandaşları ile eş tutan kararları ve yargının tarafsızlığı ilkesini bir yana bırakan ideolojik tutumu nedeniyle bir sonuç vermemiştir.Çözüm umudu yıllar sonra,AB sürecinin sağladığı siyasi mücadele imkanı ile mümkün olabildi.Kopenhag siyasi kriterlerini yerine getirmek amacıyla 2002'den bu yana gerçekleştirilen yasal reformlar sayesinde,cemaat vakıfları önceki yasal mevzuata kıyasla önemli bazı yasal kazanımlar edindi.Vakıflar Kanunu'nda yapılan bir dizi değişiklik,cemaat vakıflarına yeni mal edinme,satma ve halihazırda tasarruflarında olan taşınmazlara yasal olarak sahip olma haklarını verdi.(8) Aslında Anayasa,Lozan Antlaşması ve Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası insan hakları sözleşmeleriyle güvence altına alınan mülkiyet hakkının ima ettiği en temel tasarruflar için yasal reformlar yapılmasının gerekmesi,bu reformların da "radikal" olarak adlandırılması,bir hukuk devleti açısından skandal olarak değerlendirilmeli.Birer tüzel kişilik olan cemaat vakıfları,tıpkı diğer tüzel kişiler gibi,sahip oldukları malları tabii ki satma,yeni mallar satın alma ve kendilerine ait olan malları tapuda kendi isimlerine kayıt ettirme haklarına sahiptir ve bu hakları kullanabilmelidirler.Öte yandan,Türkiye'nin gayrimüslim vatandaşları konusundaki sicili gözönünde bulundurulduğunda,yapılan yasal düzenlemeler gerçekten de "radikal".Ayrıca,Türkiye'nin hukuksuzluk konusunda son derece yaratıcı olabilen bürokrasisi tarafından yeni yasalara dikkatlice yerleştirilen tuzaklar ve tanınan sınırlı ve koşullu hakları geri almayı amaçlayan idari yönetmelikler sayesinde reformlar uygulamada anlamlı bir değişiklik getirmemiştir.Yine de,Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana demokrasi ve hukuk dışı uygulamalara maruz kalan gayrimüslimler açısından yeni yasal düzenlemeler her şeyden öte,geleceğe dair umut beslemelerini sağlayan sembolik bir anlam taşıyor.

Cemaat vakıflarının el konulan malları konusundaki en temel sorunlar hala çözülmüş değil.Bu vakıfların temel beklentisi tasarruflarında olan malların tescili değil,gayri hukuki uygulamalarla ellerinden alınan mallarının iadesi veya zararlarının tazmini ve bu uygulamaların gelecekte devam etmesini engelleyici tedbirlerin alınması.İşte,gayrimüslim vakıfların Türkiye mahkemelerinde kendilerinden sakınılan adaleti Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) aramalarına neden olan ve AB'nin üzerinde durduğu asıl sorun bu.Nitekim,AİHM konuyla ilgili 9 Ocak [2008] tarihli ilk kararında,Türkiye'nin İstanbul'daki Rum Ortodoks Lisesi Vakfı'na ait taşınmaza el koymasının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 1 No'lu Protokolü'nün birinci maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkını ihlal ettiğine karar verdi.Mahkeme,Türkiye'nin el konulan taşınmazı iade etmesini veya vakfa 890.000 avro tazminat ödemesini kararlaştırdı.Rum ve Ermeni cemaat vakıfları tarafından AİHM'nde açılmış olan benzer birçok dava açısından emsal değer taşıyan bu karar,dikkatleri TBMM'nde beklemekte olan yeni Vakıflar Yasası tasarısına çevirdi.Nitekim,Avrupa Komisyonu 2007 İlerleme Raporu'nda da hükümete tasarıyı bir an önce yasalaştırması çağrısında bulunuldu.

TBMM tarafından 9 Kasım 2006 tarihinde kabul edilen,ancak onuncu Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından bazı maddelerinin yeniden görüşülmesi için meclise geri gönderilen sözkonusu tasarı,CHP'nin muhalefeti,Sezer'in vetosu,AK Parti hükümetinin gerekli siyasi iradeyi gösterememesi ve genel seçimlerle cumhurbaşkanlığı seçimlerini gerekçe göstererek AB reform sürecini askıya alması gibi çeşitli nedenlerle 2004'ten bu yana TBMM gündeminde.Tasarı,AİHM'nin kararı ve AB'nin baskısı nedeniyle her an alelacele kabul edilerek yasalaşabilir.Oysa gayrimüslimlerin başta mülkiyet,örgütlenme,din özgürlüğü ve eğitim hakkı olmak üzere temel hak ve hürriyetlerini ilgilendiren tasarı,onların geçmişte maruz kaldıkları ihlalleri gidermediği gibi,gelecekte benzer ihlallere maruz kalmayacakları güvencesini de vermiyor.(9) En önemlisi,el konulan malların halen devletin elinde olan bir kısmının iadesi öngörülse de,üçüncü kişilere geçmiş mallar için tazminat öngörülmediği gibi,Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün gayrimüslim vakıfların yönetimine ve mallarına el koymak için geliştirdiği gayri hukuki "mazbut vakıf" uygulamasına da ilk kez yasal meşruiyet sağlanmakta olması.Bir başka deyişle,tasarı bu haliyle yasalaşırsa,meclis bugüne dek salt bürokratik tasarruf niteliği taşıyan idari uygulamalara "demokratik" bir kılıf sağlamış olacak.

Tasarının sorunlu içeriğinin yanı sıra,bugüne dek geçirdiği evrelerde kamu yetkilileri tarafından dillendirilen ayrımcı görüşler de devletin gayrimüslimlere bakışı açısından dikkate değer.Tasarı bir önceki TBMM'nde görüşülürken,AK Parti'nin öngördüğü sınırlı açılımlara CHP milletvekillerinin "Agop'un malını savunmak" gibi bir argümanla sert muhalefet sergilemesi ve bunun sonucu olarak atılan geri adımlarla zaten oldukça budanmış bir şekilde meclisten geçen yasayı,Cumhurbaşkanı Sezer'in eski vakıf statüsü olan cemaat vakıflarına "yeni haklar" tanıdığı ve bu nedenle milli güvenliği tehlikeye soktuğu gerekçesiyle veto etmesi,devletin gayrimüslimleri hala vatandaş olarak değil,"yabancı" olarak gördüğünün en çarpıcı göstergesi.Öyle ki,bir hukukçu,üstelik eski Anayasa Mahkemesi başkanı olan bir cumhurbaşkanı,kendi vatandaşlarına daha fazla hak tanıyan bir yasayı bu nedenle veto etmekte hukuk devleti,demokrasi ve insan hakları açısından herhangi bir sakınca görmüyor."Agop'un malını savunmak" da bir kez daha Batı'ya düşüyor...

***

1-1915 olaylarının kapsamlı bir analizi için bkz. Taner Akçam,"A Shameful Act:The Armenian Genocide and the Question of Turkish Responsibility" (Metropolitan Books,2006).

2-Türkiye ve Yunanistan'ın,sınırları içerisindeki Rum ve Türk azınlıkların büyük çoğunluğunu takas ettiği mübadele hakkında bkz. Mehmet Ali Gökaçtı,"Nüfus Mübadelesi:Kayıp bir Kuşağın Hikayesi"(İletişim Yayınları,2005).

3-İkinci Dünya Savaşı'nın yol açtığı mali kriz bahane edilerek çıkarılan,gayrimüslimler ile dönmelere Müslümanlara oranla çok yüksek oranda vergi ödeme yükümlülüğü getiren,vergilerini zamanında ödeyemeyenlerin çalışma kamplarına gönderilmesine yol açan bu ayrımcı yasa hakkında bkz. Ayhan Aktar,"Varlık Vergisi ve Türkleştirme Politikaları" (İletişim Yayınları,2000);Rıfat N. Bali,"Bir Türkleştirme Serüveni:1923-1945"(İletişim Yayınları,2005).

4-Trakya'da yaşayan Musevi nüfusun toplu saldırılara uğradığı,mallarının yağmalandığı ve bölgeden sürüldüğü olaylar hakkında bkz. Ayhan Aktar,Id.

5-İstanbul'da yaşayan gayrimüslimlerin şahsına ve mallarına yönelik şiddet dolu toplu saldırılar hakkında kapsamlı bir çalışma için bkz. Dilek Güven,"Cumhuriyet Dönemi Azınlık Stratejileri ve Politikaları Bağlamında 6-7 Eylül Olayları"(İletişim Yayınları,2006).

6-Yunanistan ile Türkiye'nin arasında Kıbrıs krizinin yaşandığı bir dönemde,aralarında Türkiye vatandaşları ile evli olanların da bulunduğu,Yunanistan pasaportu taşıyan onbinlerce Rum sınır dışı edildi.Bkz. Hülya Demir ve Rıdvan Akar,"İstanbul'un Son Sürgünleri"(İletişim Yayınları,2004).

7-Gayrimüslimlere ait cemaat vakıfları,Cumhuriyet yönetiminin tapu kayıtlarının güncellenmesi amacıyla 1935 tarihli Vakıflar Yasası'na binaen bütün vakıflara sahip oldukları malları göstermeleri için yapılan çağrıya yanıt vermiş,ellerindeki malları devlete bildirmiştir.1936 Beyannamesi olarak bilinen bu listeler,1960'larda Kıbrıs krizi sırasında Vakıflar Genel Müdürlüğü (VGM) tarafından "hatırlanır".VGM bu listelerin cemaat vakıflarının "vakfiyesi" olduğunu ileri sürerek bu vakıfların 1936'dan sonra edindiği bütün malların devlete ait olduğunu iddia eder.Bu hukuka aykırı ve ayrımcı uygulama,1974 yılında Yargıtay tarafından onanarak yasal meşruiyet kazanır.Detaylı bilgi için bkz. Baskın Oran,"Türkiye'de Azınlıklar:Kavramlar-Teori-Lozan-İç Mevzuat-Uygulama"(İletişim Yayınları,2005).

8-Bu düzenlemeler,Vakıflar Yasası'nda Ağustos 2002 tarihli,4771 sayılı ve Ocak 2003 tarihli,4778 sayılı yasalar ile gerçekleştirildi.

9-Tasarının gayrimüslim vakıflarını ilgilendiren hükümlerinin eleştirel bir değerlendirmesi için bkz. TESEV,"Vakıflar Kanunu Gayrimüslim Cemaat Vakıflarının Sorunları için Çözüm Getirmiyor",basın bildirisi,5 Aralık 2007,http://www.tesev.org.tr/etkinlik/TESEV-VakiflarKanunuGorusu.pdf.

---------------------------------------------------------------------------

*Dilek Kurban,Toplumsal Tarih,sayı:169,Ocak 2008,s.8-9.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder