8 Şubat 2012 Çarşamba

Dostoyevsky/Nikolai Alexandrovich Berdyaev

Rus'tur Dostoyevsky -sapına kadar..Rusya'nın yazarıdır.Rusya dışında düşünemeyiz onu.Rus ruhundaki gizem,ancak ona bakıp çözülebilir.Kendi de bir bilmece,bir çelişkiler yumağı.Batılılar,Dosto'ya bakarak anlıyor Rusya'yı.O ise,Rus ruhunun kayganlığını dile getirir.Dahası:Rus düşüncesinin,Rus ulusal bilincinin öncüsü oldu...Ulusal bilincin çatışan yanlarını,tedirginliklerini gözler önüne sererek:bir yanda küçülüş,bir yanda kendini beğeniş;bir yanda herkese acıyış,bir yanda yurdundan başkasını sevmemek.Ünlü "Pushkin Söylevi"nde,"Eğil,mağrur adam" derken alçakgönüllü ol demek istemiyordu.Ona göre:Rus milleti,yeryüzünde en süklüm püklüm millet.Ama bundan övünç duyuyor.Dostoyevsky'e göre:Rus halkı "Tanrı taşıyan halk"tır,onun gibisi yoktur.Bu dışlayıcılık ezilmişlikle bağdaşmaz.Duyguca,kafaca,İbrani halkı gibidir o.

Dostoyevsky'nin Avrupa karşısında tutumu çelişkili.Gerçek bir Avrupa yurtseveri oldu Dostoyevsky...Anıtlarına saygılı,kutsalına saygılı.Avrupa için söyledikleri,hiçbir Batılının ağzından çıkmamıştır.Bu tutumu,Rus ruhundaki evrenseli,tüm insanlara seslenişi dile getirir.Rus,kendi başına yaşayabilir;büyük olan ne varsa yeryüzünde,kendinin kılabilir.Öte yandan,Avrupa milletleri Hristiyan değil der Dostoyevsky.Avrupa'yı ölümle yargılar.Milliyetçidir -hem de en koyusundan.Ne var ki,Rusların kendileri hakkında duyguları da,bilinci de tutarsızdır:ya Rus olan ne varsa öfke ile yadsımaya,yurduyla,doğduğu yerle bağlarını koparmaya götürür onları.. ya da,tersine,sıkı sıkı sarılır ulusuna,yurduna;öteki ulusları aşağı birer ırk gibi dışlar.Ulusal duyguları dengeli değil,delicedir,çılgıncadır.Büyük acılar içindedir.Rusların en büyük dehası Dostoyevsky de öyle.Ondaki ulusal duygu,çalkantısız değildir.Tersine,hastadır;Rusların ulusal hastalığına yakalanmıştır.

Rus ruhunu anlamak gerekir.Apayrıdır;Batılınınkine benzemez.Rus doğuda uçsuz bucaksız bir alem yatar;Batıya tümüyle ters,Avrupalı uluslara tümüyle ters bir alem.Batılının incelmişi çok iyi anlar bu alemi.Bu gizem,bu anlaşılmazlık çekici gelir ona.Rusya,sonu gelmez bir ovadır..o dümdüz alanın yüzeyinde ne dağ çıkar karşımıza,ne koyaklara düşecek gibi olursunuz.Bir bçlgeyi ötekinden ayıran sınır yoktur,çizgi yoktur.Rus denen o akışkan,ova boyunca akar,akar,akar.Yerin coğrafyası,ruhun coğrafyasıyla örtüşür.

Onun gibi kökünden kopuveren,yele fırtınaya kapılıp giden ruh yoktur.

Kendi yitimi,yıkımı büyük coşku verir Rus'a.Saygı duyduğu,sıkı sıkı bağlandığı şey pek yoktur.Batı Avrupa'da gördüğümüz türden,gelenekle,töreyle yoğrulmuş bir kültüre bağlı değildir.Rus,her türlü kültür bunalımını kolayca atlatır.Kendine gerçek bir kültür belirlemiş de değildir.İşte bu nedenle nihilizm yüzde yüz Ruslara özgü bir akım.Sırtında yumurta küfesi yoktur Rus'un:bilime boş verir,sanata boş verir,devlete,evine boş verir.Bilinemezin,görülmezin özlemini duyar içinde.Geleneğe zincirlenmiş Avrupalı ruha yabancıdır Rus;köklü deneyimlere açıktır.Sonsuzun sınırlarına gidip gidip gelir Dostoyevsky.Avrupalı bunu yapamaz:kültür bağları engeldir.

Oldu,ama kendince bir "popülist" (narodnik) oldu Dostoyevsky.Onun halkçılığı,"ben öyleyim,siz de öyle olun" dediği halkçılık,dini bir popülizmdi.Bu halk sevgisi,Rus kafasının bir ürünü.Yüzde yüz Ruslara özgü -Batıda yok,bir tek Rusya'da var.Gerçekten de,"inteligentsiya" ile "halkın" bitip tükenmeyen çatışması;halkı,önünde saygı ile eğilmekten tutun da,hakikatı,Tanrıyı onda aramaya vardırıncaya dek yüceltmek yüceltmek,bir tek orada çıkar karşımıza.Kültür hareketlerinin yetersiz olduğunun bir göstergesidir.Omuzlara binen yüklevin bilincinde olmayıştır.Uçsuz bucaksız,karanlık bir mujik diyarıdır Rusya..başta çar,bir avuç okumuş seçkin,şiştikçe şişmiş tutucu bir devlet aygıtı.Bu yapı,Avrupa toplum yapısına uymaz.Aydın sınıfın bu karanlık halk denizi karşısında hiçbir gücü yoktur.Bu deniz onları yuttu yutacaktı.Halkın vicdanında dinin desteğini almış imparator,aydın sınıfı bu karanlık denizden kurtardı,ama ezdi.Aydın sınıfı kıskaç içine aldı.Ondokuzuncu yüzyılda bilinçlenip kendine "inteligentsiya" diyen bu okumuş sınıfın hali yürekler acısı.Okumuş seçkinler,Rus tarihinde sağlam kültür geleneği bulamadıkları için,iki arada kaldılar:bir yanda çarın gücü,ötede halkın yaşantısı.Güçlü sınıfları olan,ünlü geçmişiyle gurur duyan bir toplum yoktu ki onunla organik bir bağ düşünsün.

Manevi bir korunma güdüsüyle,gün oldu birini yüceledi,gün oldu ötekini yüceledi.Kimi zaman da her ikisini göklere çıkardı.Dayanacak bir yer arıyordu.Ucu bucağı olmayan bir deniz gibiydi halk,bir uçurumdu..aydınlar güçsüzlüklerini anlamış,uçuruma yuvarlanma korkusu içindeydiler.İşte bu okumuş sınıf inteligentsiya adını alarak halkın seli önünde geri çekilir;kendisini yutacak gibi olanı göklere çıkarır.Gerçek hayatın sırrı ondaydı..aydınların kaybettiği Tanrı da ondaydı."İnteligentsiya" Rus yaşantısının dokusunda olan bir tabaka da değildi.Birliğini yitirmiş,köklerinden kopmuştu.Birlik de,bütünlük de,kendisini koruyan halktaydı.Hayatın doğrudan gerçeğini o biliyordu.Aydın tabakasının,kendi kültür yüklevini halkın önünde savunacak gücü yoktu.Karanlıklar içinde yüzen alt tabakalara ışık götürmekle görevli olduğunu anlatamazdı.Kendi özel görevinden kuşku duydu.Onun doğru olduğuna inanmadı.Ya kültürün bir değeri yoksa! demeye başladı.Kültürün üstleneceği gerçek yüklevi yerine getirmeye koşullar uygun değildi.Hem ahlak,hem din,hem de toplum açısından kuşku veriyordu kültür.Bir haksızlığın sonucu olsa gerekti kültür..bedeli çok yüksekti.Halkın yaşantısından kopmak,onun dokusundan ayrılmak demekti.Kültür,halkın karşısında bir yanlışlıktır."Halkın" dışına çıkıştır."Halkı" unutuştur.Bu yanlışlık duygusu bütün ondokuzuncu yüzyıl boyunca yakasını bırakmadı "inteligentsiyanın",gücünü erkesini boşalttı.Okumuş tabakalar kültürün değerini pek bilememişlerdi.Duraksadılar.Ondan kuşkulandılar.Rus halkçılığını özge kılan,bu.Hakikati (doğruyu) kültürde,nesnel özlentilerde değil de,halkta arar.

Rusya'da aşırı "sağ" ile aşırı "sol" arasındaki benzerlik şaşırtır kişiyi.Kültüre düşman gerici eğilim ikisinde de var.Rus ulusal ruhunun hastalığı da bu karşıt kutuplarda dile gelir.

Halkçı düşünce açısından,şu "halk" dedikleri ne biçim bir şeydi ki böylesine etkiliyordu.Tanımı bile karışık,bulanık.Halkçıların çoğu için,"halk" ulus değildir;çünkü ulus,bir bütün oluşturan dokudur:bütün sınıfları,tabakaları,tarihteki tüm kuşakları,aydını,soylusu,satıcısı,esnafı,işçisi..ne varsa kucaklar."Halkı" bir varlık,sayıya ölçüye gelir bir nesne gibi algılanmamalı.Toplumun içinde bir sınıf diye anlamalı."Halk",çoğunlukla,köylülerdir,işçilerdir,toplumun alt tabakalarıdır;bedenen çalışarak yaşayanlardır.Bu yüzden,soylusu,imalatçısı ya da taciri,bilgini,yazarı ya da sanat eri.."halkı" oluşturmazlar.Halkın dokusunda yerleri yoktur.

Tam tersine,"bezirgan" da,"inteligentsiya" da halka karşı bir konumdadır.Solun halkçılığında bu sınıf anlayışı ağır basar.Şaşırtıcı olan:dindar halkçılıkta da,Slavcılıkta da bunu görmemiz.Oysa Slavcı bilinç,sınıf bilincine taban tabana zıttır.Slavcı için,elbette ki Dostoyevsky için de,"halk" köylülerdir,"mujik"tir.Onların gözünde,aydın sınıfı halktan kopmuştur.Halka karşıdır.Halkın hakikatine karşıdır.

Er isen doğruyu köylüde ara,
Soyluda,aydında,kentte değildir.

Gerçek iman mujiktedir.Okumuş sınıfın,kendini halkın bir parçası olarak görmeye hakkı yoktur.Halkın nereye yöneldiğini sezemez.Soylu ya da tacirsem,bilgin ya da yazarsam,kendimi halktan sayamam.Onun karşısında eğilmeliyim.O en üst düzeyde doğruları yaşayan odur..."Halk,ben olmayandır."Onda bulunan doğru benim dışımdadır.Onun önünde suçluluk duyarım.Ama bu bir kölenin bakışı.Onda ne düşünce özgürdür,ne de inanç.

Amelleriyle,kültür yaratımlarıyla doruklara yükseldi Rus dehaları.Ama tutunamadılar orada.O çetin sınavı veremediler.Düşünmede özgürlüğün yücesini kaldıramadılar.Yalnız kalmaktan korkup halkın yavan yaşantısına iniverdiler."Halkla kaynaşır,yüce doğruyu onda buluruz" diye umdular.Yücelerin coşkunluğu,tepelerin esrikliği yoktur Ruslarda.Yalnız kalıvermek,bırakılmak..korkuttu onları.Halkın bağrındaki sıcaklığı aradılar -ana kucağı yerine,toplumun kucağı.Rus dehası,işte burada ayrılır Avrupa dehasından..Rus dehası yani Dostoyevsky,Avrupa dehası yani Nietzsche.Ne Tolstoy katlanabildi bu yüceliklere,ne de Dostoyevsky.Halk yaşantısının loşluğu,sonsuzluğu,gizemi büyüledi onları."Yücelere tırmanarak değil,asıl onda buluruz doğruyu" dediler.Rus ulusal bilincini ilk dile getiren Slavcılar da öyle yaptı.

Slavcılar,Avrupa kültürünün doruğundaydılar.En kültürlü Ruslar onlardı."Kültür ancak ulusal olabilir" diyenler de onlardı.Bu açıdan,Batıcı Ruslardan çok daha yakındılar Batılılara.Ne var ki,mujiklerin,kara kamunun karşısında ne yapacaklarını bilemiyorlardı.O gizemli uçurumu boyluyorlardı.Kendi doğrularını,herkes için ortak ulusal doğruyu savunacak gücü bulamıyorlardı kendilerinde."Halk" deyince,okumuş tabakanın karşıtı sıradan insanları anlıyorlardı.Halkı bir sınıf gibi algılamanın meyvelerini,Rus halkçılığının dinsiz kanadı topladı.Ulusal bilinç olamazdı artık."İnteligentsiya" ile "halk" arasındaki uçurum derinleşmiş,kesinleşmişti.Yalnızca "halkçı" (popülist) kavramı ayakta kalmıştı.Slavcıların gönlünde daha geniş,daha canlı bir halk kavramı vardı:ulus ya da gizemli bir doku olarak halk.Ne var ki,aydın tabakanın hastalığı bulaştı.Dostoyevsky'e de bulaşmıştı...

Dostoyevsky'nin halkçılığı çok özel bir popülizm;dini popülizm.Kuşkusuz Slavcılar da böylesi bir popülizmin söyleminde idiler.Kosheliev,"Rus halkının iyi yürekli oluşu Ortodoksluğundan ileri gelir.Onu çıkarın,geriye pislik kalır" diyordu.Slavseverlerin inancına göre:yeryüzünün en Hristiyan,tek Hristiyan halkı,Rus halkıdır.Dostoyevsky'nin Rus halkına olan derin inancı,başka bir dönemin inancıydı.Slavcılar toprağa sıkı sıkı tutundukları duygusu içindeydiler.Bastıkları yeri sağlam biliyorlardı.Gelenekleri uzun bir geçmişe yaslanıyordu.Kaygıdan üzüntüden uzak,tepkisiz telaşsız yaşayıp gidiyorlardı.Toprakları onlarındı,onların kalacaktı.Onlarda,felaketin,kıyametin yakın olduğu sezgisi yoktu.Dostoyevsky ise,felaketi algılar.Yaşadığı dönemin dini anlamda kıyametin eşiğinde olduğunu sezer.Dostoyevsky'nin halk anlayışında,ileride mutlu bir çağın geleceği inancı vardır;tüm dünyanın yazgısına yönelik evrensel bir anlayıştır.Slavcılar,Dostoyevsky'nin yanında biraz taşralı kalır.Dostoyevsky'nin Avrupa karşısındaki tutumu da başka onlardan;çok daha karmaşık,daha gergin.Rus tarihine karşı tutumu da başkadır onlardan:Petro öncesi eski Rusya'yı yücelemez.Tersine,Petersburg'a,Petro dönemine çok büyük önem verir.Kendisi de bu dönemin yazarıdır.Onun ilgisini çeken:Petro dönemi insanının yazgısı -köklerinden kopmuş göçebe Rus'un yürek sızlatan deneyimi.

Bu noktada o,Pushkin'in yerini almıştı.Pushkin'in Petersburg konusunda düşlerle süslü anlatımlarına tutkundu Dostoyevsky.Moskova'nın toprak ağalarını,köylülerini tanımıyordu.Rusya tarihinin Petersburg dönemi "inteligentsiyası" üzerinde duruyordu.Felaketin yaklaşmakta olduğu yıllarda,yavaş yavaş biçimlenen iç devrimin yazarıdır o.Bilinen anlamda bir Slavcı değildi Dostoyevsky.Yeni oluşumun insanlarındandı.Ondaki canlılığı,hareketliliği Slavcılarda aramak boşunaydı.

"Bir Yazarın Günlüğü"nde,dolaylı olarak dokundurur Slavcılara."Slavcılar kendi değerlerinden habersizler.Yaşadıkları dönemin gerçeklerini anlayamıyorlar."Rus ruhunun eğilimleri Batıcılarda daha mı az sanki Slavcılardan?Tek istediğimiz:Slavcıları kuruntularından,boş düşlerden kurtarmak;bu yüzden kendi değerlerini bilemiyor,gerçek dünyaya ayak uyduramıyorlar.Öyle ki,Batıcılar en azından daha gerçekçi Slavcılardan.Bütün yanılgılarına karşın,durmadılar,daha ileri gittiler,devinimden yana oldular.Slavcılarsa,yerlerinde saydılar -dahası:bundan onur duydular.

Batıcılar korkmadılar,sonuna kadar sorguladılar.Mutsuz da olsa bir çözüm getirdiler....Halkın toprağına dönmeyi bildiler.Halk ortamıyla uyum içinde oldular.Kurtuluşu toprakta buldular.Bu,-bilerek ya da bilmeyerek- toprağa dönüşte,Slavcıların payı öyle az öyle az ki,yok denebilir."Dostoyevsky,saygı duyar Batıcılara:araştırdıkları için,ölgün olmadıkları için.Bir dirilik var onlarda.Dostoyevsky'nin bozulduğu şuydu:Slavcılar,birer soylu olarak,hayat denen çetin sürecin dışında kaldılar.Edebiyattaki devinime katılmadılar.Yukarıdan baktılar.Dostoyevsky için,Rus çocuğu,tanrısızı ile,sosyalisti ile,anarşisti ile,Rus kafasının bir göstergesidir."Batılı" edebiyat da bu kafanın bir göstergesi.Dostoyevsky,gerçekçiliği,hayatın acı gerçeğini Slavcı düşlerin karşısına diker.Rusya'da olup bitenleri anlıyordu Dostoyevsky.Devinimin özünü kavrayarak,korkunç şeyler olacak diyordu.

İkinci kuşak Slavcılar devinimi anlamak istemiyor,bir deneyime girmekten ödleri patlıyordu.Hayat karşısında,taban tabana zıt iki davranış.Dostoyevsky'nin toprağa bağlı oluşu,Slavcılarınkine benzemez.Toprağı,ta en derin tabakasına değin,hayran hayran seyreder;yer sarsılarak,toprak kayarak belli eder kendini.Durağan bir kökleşme değildir bu.Halkın ruhunu,yine halkın özünde,özünün derinliklerinde bulmaktır.

Dostoyevsky'nin Avrupa karşısındaki tutumu şaşırtıcı.Avrupa konusunda en sevecen düşüncelerini Versilov'un ağzından dinliyoruz.Rus insanı evrensildir;dünyanın en özgür kişisidir."Avrupalılarsa,özgür değil.Biz özgürüz.Slav kederimle,bir tek ben özgürdüm...Her Fransız yalnızca kendi ülkesine değil,insanlığa da hizmet edebilir.Ama bunun koşulu var:daha çok Fransız kalabilmek.İngiliz için de bu böyle,Alman için de.Daha çok Avrupalı oldukça,daha çok Rus kalabilme yetisi bir tek Ruslarda var çağımızda.Bizimle öbür ülkeler arasındaki en temel ayrılık burada.Böyle düşünüldüğünde,"evimizde olmak",hiçbir yerde olmamaktır.Fransızla Fransızım;Almanla Almanım;eski Yunanla Yunanım...

Bu benim Rusluğumdan bir şey götürmüyor.Rusya'nın daha çok hizmetindeyim.Çünkü onun temel düşüncesi bende somutlaşıyor.

Rusya nasıl önemliyse,Avrupa da önemlidir bir Rus'a.Her taşı değerlidir,güzeldir.Vatanımız olmuştur Avrupa.Rusya gibi.Yoo,daha da çok.'Sevemez kimse Rusya'yı,benim sevdiğim kadar.'Ne var ki,Venedik,Roma,Paris,onlardaki bilim,sanat,onların tarihleri,gözüme Rusya'nınkinden daha hoş görünüyor diye suçluluk duymuyorum.Ah,o yıpranmış taşlar!Tanrı'nın bu köhne dünyasının harikaları!O kutsal parçalar..ne değerlidir bir Rus için.Bir Avrupalının gözünde öylesine değerli olamaz...Kendisi için yaşamaz Rusya.Düşünce için yaşar.Dikkate değer olan şu:yüz yıldır,kendisi için değil,yalnızca Avrupa için yaşıyor Rusya."Böylesi sözler,bir Slavcının ağzından çıkamazdı.

"Bir Yazarın Günlüğü"nden."Hem ürküyoruz Avrupa'dan,hem de onu kutsuyoruz.Biliyor musunuz efendiler,size göre biz Slavcı hayalperestlerin tiksindiği Avrupa,öylesine aziz ki bizim için,oradaki harikaları,orada başarılan büyük,soylu,yüce işleri,orada oturanlar bile bizim gibi sevemez.Onların bu yakınlardaki kara yazısı,içimizi sızlatıyor.Onların geleceğini karartan bulutlara bakınca gözlerimiz yaşarıyor.Bizim Avrupacı,Batıcı efendiler!Bizim can düşmanımız geçinenler!Biz Slavcı hayalperestler kadar sevebildiniz mi Avrupayı?"

Ne Slavcıların ağzından çıkmıştı böylesi sözler,ne de Batıcıların!Dostoyevsky gibi dinci Rus düşünürleri Batı Avrupa'nın yüksek kültürünü yadsımadılar.Bu kültürü,o günkü Avrupalılardan daha yüksek gördüler.Onların yadsıdığı Avrupa:çağdaşı oldukları,"bezirgan kafalı",paragöz Avrupa uygarlığı idi.Avrupa'nın geçmişteki yüksek kültürüne,yüce geleneğine bir ihanet görüyorlardı onda.

Bir nice Rus yazarı,Rus düşünürü için,Rusya ile Avrupa arasındaki karşıtlık,iki anlayışın,iki kültürün çatışmasıydı;o günün zihinleri söndüren uygarlığında ortaya çıkan eğilimlere karşı bir mücadele biçimiydi.Slavcılık da,Doğuculuk da,bir tür yanılgıydı.Dünyada iki zihniyet çarpışmaktadır.Bezirgan uygarlık anlayışı,Hristiyan kültür ilkesine ihanetin sonucu,egemen olmuştur.Maddeci anlayış,dinci anlayışı yenmiştir.Mutluluğu yeryüzünde aramak,öte dünyayı gölgelemiştir.Çağdaş uygarlık bütün dünyada bu yöne gitmektedir.Avrupa milletleri bunu açık seçik göstermiştir.Rusların geriden gelmeleri,bir kurtuluş olmuştur olmasına da,sanmayalım ki çağdaş uygarlığın bu gidişi,Rus halkı onların bu anlayışından uzak olduğu için,bu gidiş Batıya özgü bir gidiş olduğu için,Rusya üzerinde,Rus halkı üzerinde etkisiz olmuştur.Rus edebiyatındaki,Rus düşüncesindeki dinci eğilimler,Slavcılığın,Doğunun renkleriyle alaca bulaca olmuştur.Bir savunma rengi.Almanya ondokuzuncu yüzyılın başlarında benzeri bir bilinçlenmeyi yaşadı:eğilimleri durulaştı -Alman idealizmi ile romantik hareketin fışkırdığı dönemde.İdealist anlayış,romantik eğilimler,üstün manevi yararlar,-Fransa'nın,İngiltere'nin maddi eğilimleri karşısına- Cermen ruhu,Cermen eğilimi,Cermen çıkarları olarak dikiliverdi.Cermenlerin,ileride mutlu bir çağın geleceği inancı da yine bu döneme rastlar.Ama bu Almanya'nın,sonradan,yüce görevini askıya alıp maddeci yolu tutmasına engel olamadı.

Batı Avrupa toprağında iki anlayış çatıştı:uygarlığın dinci kültürü ile din-dışı kültürü.

Bu çatışmanın acısını ta derinlerde duymak Ruslara vergidir.

Ruh ile kültürü yakınlaştırmak yetmez,onları özdeş kılmak da gerekir.Uygarlık özdeş olamazken,ruhtur her zaman.Kültür,özü gereği,kutsal bir geleneğe,atalara derin saygı duygusuna bağlıdır.Dostoyevsky herkesten kesinkes iyi anladı:bu gidişte bir bölünme var.Kendinde bir Deccal anlayışının doğduğunu algıladı...

(Leontiev:belki de Rusya'yı bekleyen tek dini görev:kendi bağrından bir Deccal'in doğduğunu görmek.Dini halkçılık (popülizm) düşüncesi çözülüverdi.Rus tarihinde derin yaralar açtı.

Rusya için mutlu bir gelecek düşüncesinin yazgısı,bir kara yazı.

"Her büyük millet,uzun süre ayakta kalmak istiyorsa,dünyayı kendinin -yalnız kendinin- kurtarabileceğine;milletlerin başına geçmek,topunu birden önüne katarak,göstereceği hedefe tek bir sürü gibi gütmek için yaşadığına inanmalı."Dostoyevsky,mutlu çağ beklentisi içinde olan bir ulusal bilince duyduğu ihtiyacı,"Bir Yazarın Günlüğü"nde böyle dile getirir.Böyle bir kavram,ilk anda,başka ulusları dışlayıcılık içermez;kendimci değil,herkesçidir;tüm halkları,tüm dünyayı kurtarmaya bir "çağrı"dır.Dostoyevsky,Rus halkına,Tanrıyı taşıyan halka,önerir bu görevi.Geleceğe inanmak,milliyetçilik değildir.Gözlerini daha yükseğe dikmiştir,ama kendi ulusunu dayatıcı değildir.Oysa,Slavcılar -tanımları gereği- daha yüksek derecede milliyetçidirler,Rus halkının Hristiyan kültürünün en üstün örneği olduğuna inansalar da,Rus halkının bütün öbür ulusları kurtarması gerektiğini,evrensel doğruyu bulması gerektiğini ileri sürmez,Slavcılar.Rus halkının ruhundaki evrensellik,Dostoyevsky'nin de açıkladığı gibi,Pushkin'in engin dehasındadır.Pushkin'de ilginç olan:"evrensel duygudaşlıktı.Yabancı ulusların dehasında eksiksiz biçimde yeniden belirmesidir.Bu yeti,özü bakımından Ruslara özgü bir yetidir;Pushkin de,gerçekte,Rus halkımızla birlikte bunu paylaşmaktadır."

Tersine,şunu söyler Slavcılara:"Bizim Avrupa'ya yönelik özlemimiz,yalnızca devlet işi,mantık gereği bir iş değildir;halkın da özlemidir;halkın ruhundaki özlemlere tıpatıp uymaktadır,kuşkusuz en yüce amaç bildiği özlemlerdir bunlar.Rus halkı,Rus halkının dehası,belki de,evrensel birlik düşüncesini,kardeşlik düşüncesini başka tüm halklardan daha iyi içinde barındırabilmektedir."

*Nikolai Alexandrovich Berdyaev

---------------------------------------------------------------------------

**İzzet Tanju,"Dostoyevski",İstanbul,Ötüken Neşriyat,2007,s.[89]-100.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder