27 Şubat 2012 Pazartesi

Azerbaycan Basınıyla Mülakat/Sevan Nişanyan*

Bundan yedi sekiz ay önce Azeri basınından birine aşağıdaki röportajı vermişim.Aklımdan çıkmıştı.Eski mailleri ayıklarken karşıma çıktı.Azerice imla izlerini düzeltmedim,hoşluk katıyor.

Azerbaycan okurları için kendinizi nasıl tanıtabilirsiniz?

-Çeşitli konularda kitaplar yazan bir Türkiye vatandaşıyım.Modern Türkçenin ilk sistematik etimoloji sözlüğü olan Sözlerin Soyağacı'nı yazdım.Ayrıca Atatürk ve Kemalizm hakkında sistemli bir eleştiri olan Yanlış Cumhuriyet kitabıyla tanındım.Türkiye'de insani boyutlu alternatif turizmin gelişmesi için de çok emek harcadım.

"Adını unutan ülke" adlı eserinizde Türkiye'de zaman-zaman değiştirilen yer adlarından bahsediyorsunuz.Oysa Ermenistan'da Türk adları da değiştirilmiş.Nasıl yorumlarsınız?

-Aptallık tek millete mahsus bir problem değil.

Ermeni halkının Azerbaycan vatandaşlarına yaptığı mezalimi,Karabağ'ın işğalini doğru buluyorsunuzmu?

-Savaşın ve zulmün her çeşidine karşı çıkmalıyız.Ancak Karabağ probleminden Ermenistan Cumhuriyeti tek başına sorumlu tutulamaz sanırım.Karabağ Stalin zamanında konulmuş,Andropov ve Gorbachev zamanında pimi çekilmiş bir bombadır.

Haçatur Abovyan ve diger Ermeni düşünürleri Türkçe'nin Ermeni kültürüne karıştığını yazmışlar.Haçatur Abovyan'ın "Ermenistan'ın Dertleri" romanında yüzdenden fazla Türk sözü var.Sizce Türk dilinin Ermeni kültürüne tesiri var mı?

-Tabii var.Ermenilerin büyük çoğunluğu bin yıldan beri Türk hakimiyeti altında yaşamıştır.Pek çoğu Türkçe konuşmuş veya Türkçe-Ermenice iki dilli yaşamış.Türkçe sözlü fakat Ermeni harfleriyle yazılmış zengin bir Ermeni edebiyatı vardır.İlk Türkçe romanı 1850'li yıllarda bir Ermeni olan Vartanyan Paşa yazmıştır.

Türkiyede Star gazetesinde yazdığınız bir yazıda kökten bir değişim olmadıkça Kürt açılımı falan olmaz demiştiniz.Türkiye hükümetinin açılımlara yanaşmasını siz nasıl yorumluyorsunuz?

-İyi yönde fakat çok çekingen buluyorum.Kürt meselesi hakkında acilen çok radikal adımlar atılması gereklidir.Fakat korkarım ki hükümet bu konuda çok geç kalmaktadır.Aynı şekilde,Ermenistan'la ilişkiler konusunda da hükümetimizin daha cesur adımlar atması gerektiğini düşünüyorum.

Türkiye'de "Ermeni katliamı" oldu mu?Yıllardır bu iddiayı ileri süren Ermenilerin Hocalı'da 1993 yıllarında yaptıklarını nasıl eleştirebilirsiniz?

-Türkiye'de 1915'i izleyen yıllarda gerçekleşen Ermeni Soykırımı'nı bugün ancak çok cahil veya çok fanatik insanlar inkar etmektedir.Sonuç olarak Osmanlı toplumunun temel unsurlarından biri olan ve genel nüfusun yüzde 15'ini oluşturan bir toplum 1915 ila 1923 yılları arasında insanlık dışı bir politika sonucunda yok edilmiştir.Ancak temel insani değerlerden mahrum olan insanlar bu trajediyi yok sayabilir veya küçümseyebilir.

Hocalı'da Karabağlı Ermeni milislerin yaptığı katliam şüphesiz trajik ve insanlık adına utanç verici bir olaydır.Fakat 1915-1923 döneminde iki milyon nüfuslu tarihî bir ulusun yok edilmesi hadisesiyle herhangi bir mantıklı düzlemde kıyaslanabileceğini sanmıyorum.Başıbozuk bir milis grubu,aylar süren kanlı bir çatışmanın sonunda,eline düşen birkaç yüz sivil insanı katletmiş.Cinayet tabii ve ayıp,ama bunu terazinin sanki öteki kefesine koyacak bir şey gibi tanıtmak ancak ciddi algı sorunları olan bazı insanları tatmin edebilir.

Azerbaycan-Ermenistan "Dağlık Karabağ" sorununun çözümünü nasıl görüyorsunuz?

-Rusya isterse çözülür,yoksa çözülmez.

Hocam,sizin sevdiyiniz bir Azerbaycanlı olabilir mi?Düşünür,şair,yazar,qazeteci...

-Sevdiğim insanları ırklarına ve milliyetlerine göre ayırmayı bugüne kadar hiç düşünmedim.Yazar olarak,dost ve arkadaş olarak,sevgili ve eş olarak her milletten insanı sevdim;Azerbaycanlı ile Türk veya Ermeni veya Japon veya Alman arasında da ciddi bir fark göremiyorum.

Azerbaycan'a gelmek ister misiniz?Yıllarca iç-içe yaşayan Ermeni-Azeri toplumunun bu sorununu nasıl çözmek mümkün?Yıllarca komşu olduk,akraba olduk.Sizin kibi düşünürler bir yol bulabilir mi?

-Azerbaycan'a Kasım 1990'da gelmiş ve iki hafta kalmıştım.Çok iyi dostluk gördüm,insanların evlerinde misafir edildim,güzel sohbetler ettim.Tekrar gelmeyi çok isterim.Yirmi yılda nelerin değiştiğini merak ediyorum.

Bildiyim kadar hapiste yatmışsınız ve hapishanede size "Gavur Hoca" lakabı vermişler.Bunu anlatabilir misiniz?

-Koğuşumuzda psikolojik çöküntü içinde olan bir arkadaşımız vardı.Ona kızdım ve vaktini faydalı bir işe ayırırsa hapishanenin zorluk değil nimet olduğunu göreceğini söyledim.O zaman bana Arapça öğret dedi.Ben de ona yaklaşık bir ay boyunca Arapça okuma ve yazmayı öğrettim.Daha sonra camiden gelen bir hocayla Kuran tilavetini de öğrendi.Bana hala çok büyük saygı duyar ve bazen ziyaretime gelir.

Hapisteyken etimoloji sözlüğüm üzerinde çalışıyordum.Koca koca Arapça,Farsça,Osmanlıca,Latince sözlüklerle çalıştığımı görünce "Gavur Hoca" diye lakap taktılar.Sakalım da göbeğime kadar uzamıştı o zaman,hakikaten eski devir hocalarına benzemiştim.

Hangi dili çok seviyorsunuz?Bildiyim kadarıyla dört dilde rahat konuşuyorsunuz.

-Tüm diller güzeldir,ama iyi bildiğin diller -edebiyatını,tarihini,lehçelerini,nüanslarını bildiğin diller– insana daha güzel gelir.En iyi bildiğim diller tabii Türkçe ve İngilizce;en sevdiğim diller de bunlar.Klasik ve modern Ermenice,Fransızca,Almanca iyi bilir ve konuşurum.Arapça,Farsça,Latince,Eski ve Yeni Yunanca,İtalyanca ve İspanyolcaya da okuduğumu anlayacak kadar vakıfım.

Yazar olarak,hoca olarak Türkiye'de yaşamak kolay mı?Geçiminiz nasıl?

-Yazar olarak yaşamak kolay değil.Yaşarsınız gerçi,ama özgürlüğünüzü ve cesaretinizi koruyamazsınız.Ben aynı zamanda Ege bölgesinde bir köyde eski taş evleri onararak oluşturduğum bir otelin kurucusu ve yöneticisiyim.Asıl gelir kaynağım odur.

Sizden rica etsek bize sevdiyiniz bir şiiri yazılı olarak paylaşırmısınız?

-Cahit Koytak'ın Hrant Dink hakkında yazdığı müthiş bir şiir var,sanırım son yıllarda yazılmış en güzel Türkçe şiirlerden biridir.Cahit Koytak,belki biliyorsunuz,son derece dindar bir Müslümandır;bu da şiirin değerini daha artıran bir unsur.

[Cahit Ağabey'in "Hepimiz Hrant'ız Bence Ne Demektir?" şiirini aktarmışım.]

*Sevan Nişanyan

https://www.facebook.com/groups/176608069085518/#!/notes/sevan-ni%C5%9Fanyan/azerbaycan-bas%C4%B1n%C4%B1yla-m%C3%BClakat/10150571897218859

***

Hepimiz Hrant'ız Bence Ne Demektir?

Sevgili eşine yazdığı o,yürekleri dağlayan mektubuyla bu şiire esin veren Rakel Dink Hanımefendi'ye...

Seni tanımıyordum,Hrant,
yeterince tanımıyordum,evet,
fakat gördükten sonra o gün
küskün bir çocuk gibi orada,
kaldırımda,
yüzükoyun uzanmış,öyle büyük,
destansı,
öylesine tıpatıp kendine,özgürlüğe,
hak edilmiş onura benzeyen bir
erinçle
uyurkenki resmini,

hani,yalnız kendine değil,hayır,
ölecekse,ölümü,iyi,güzel ve doğru
bir şeyler uğruna olsun isteyecek
herkese,
yani her ölümlüye benzeyen
güzellikte...
ve kuşkusuz, en çok da,mahallenin
bıçkınlarıyla,efeleriyle
baş edemediği için
hırsından gizli gizli ağlayan,
kendi yüreğini kemiren,
gün günden budandığını,
yontulduğunu
ve lokma lokma yutulduğunu
hisseden
mahallenin sessiz çocuklarına
güç veren dirilikte uyurkenki resmini
gördükten sonra o gün,

artık diyorum ki,kendime:
vursalardı beni de,Hrant gibi,
ben şahsen,zaptiyenin
örtbas muşambasıyla değil,hayır,
Agos gazetesiyle
örtsünler isterdim cesedimi;

Agos gazetesiyle örtsünler,ne fark
eder,
yalnızca,senin gibi,perçemim,
potinlerim,
bir de -biraz iş çıksın diye
yoksul şairciklere,
çömez muhabirlere-
benim de potinlerimdeki
iki romanesk delik
görünecek biçimde...

ki,böylece,resmin geri kalan kısmını
güvercinler doldursun!
senin o,İsa Peygamber'inkini andıran
yakışıklı alnını
kanatıncaya kadar duvara vura vura
sonunda kalbimizde açmayı
başardığın
mucizevi gedikten
gökyüzüne saçılan güvercinler...

hani şu,sen susunca,senin o
koskocaman,
o,Tanrı'nın eliyle okşanmışçasına
sıcak
olduğu anlaşılan yüreğinin sesini,
'sessizliğin sesi'ni,sonsuzluğun sesini
açıkça işitilir kılan,
daha gür,daha beyaz,
daha cesur kanat vuruşlarıyla
gökleri çatırdatan
'tedirgin güvercinler'...

seni tanımıyordum,fazlaca
tanımıyordum,fakat
vursalardı beni de,Hrant Dink,
senin gibi,
her şeyi göze alıp,cenaze namazımı
Tanrı'nın 'Meryem Ana' evinde
o evin avlusunda
kılsınlar isterdim,'bizimkiler'!
kılsınlar,ne fark eder?
kılsınlar ki,böylece,Tanrı'yı
bir mülk gibi
çitlerle çevirmeye kalkışan ferisiler
bütün mülklerin,mabetlerin
O'na ait olduğunu bilsinler!

seni tanımıyordum evet,
tanımıyordum,fakat
seni,öyle haksız,öyle mızıkçılıkla
oyundan çıkarılmış bir çocuk
gibi gördükten sonra,dostum,
büyük kalkış gününde
aynı oyuna çağırılan iki kafadar gibi
kalkıp da koşabilmek için
sana komşu mezardan,
belki daha cesur,daha kanatlı şeyler,
delice mizansenler hayal etmeli
ve diyebilmeliyim ki,

vursalardı beni de,senin gibi,
bu yaşlı şakağımdan,
benim de,o güvey uykusunun
tadından,
o gençlik,güzellik uykusunun
tadından
adını,kimliğini unutan cesedimi
bir 'karambol' eseri
Balıklı Mezarlığı'na defnetsinler
isterdim;
üstümü de, mesela,Lavtacı
Nazaret'in,
Hamparsum'un,Nikolaki Ağa'nın
iyi cins bir vatan toprağı gibi demli
ve bir rast semai gibi ağır,kederli
'Ermeni' toprağıyla örtsünler!
evet,evet örtsünler,ne fark eder?

örtsünler ki,böylece,efeliğin şanını,
kanın ve kanla karılmış gücün
verdiği sarhoşluğu burada
kurtlara,çakallara,şahinlere bırakıp
büyük göç katarına katılmasını bilen,
yani senin gibi,Hrant Dink,
şakaklarında ve potinlerinde delik,
ama boyunlarında
ne haç,ne ay yıldız,
ne Süleymanın mührü,
simurgunu arayan bütün kanatlıların,
bütün 'tedirgin' sakaların,
bülbüllerin,çayırkuşlarının
ve güvercinlerin
orada,'eskilerin' sözüyle,
'sınıfsız ve devletsiz',
çitsiz ve çepersiz çayırlarında,
ebediyetin,
kendi soylarına soplarına boş verip,
sabah akşam yalnızca
Tanrı'nın adını yücelttiklerini
öğrensin zeolotlar!

ve simurgun gökçe diriliğini,
gökçe doğurganlığını,
ölülere yaşama,taşlara kanatlanma
tadını veren bir neşide olarak
eklediklerini
sabah akşam ötüşlerine...

*Cahit Koytak,26 Ocak 2007
"Yoksulların ve Şairlerin Kitabı"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder