23 Ocak 2012 Pazartesi

Uğur Mumcu ya da Söylesem Tesiri Yok Sussam Gönül Razı Değil!..

Evvela merhum Mumcu'nun alçakça ve vahşiyane bir şekilde katledilmesi karşısında duyduğum teessürü belirtmek isterim.

Fakat bununla birlikte merhum Mumcu'nun katlini Hrant Dink'in şehadetine bağlamadan ya da merhum Uğur Mumcu'yu Hrant Dink'le bütünlemeden önce bazı noktalara değinmek gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü böyle bir yaklaşım varsa eğer merhum Mumcu'nun 1915 ya da genel olarak Ermeni meselesi hakkındaki düşüncelerinin masaya yatırılması gerekiyor.Bundan sonra yapmak isteyen gene yapabilir tabii ki!..

Merhum Mumcu'nun 1 Nisan 1984'te Cumhuriyet'teki köşesinde kaleme aldıkları makaleye bakalım dilerseniz.Bugünkü inkarcı söylemin kalemşörlerinin yazdıklarına ne kadar da benziyor şaşırmamak elde değil.

***

"Gizli Belgelerle...

Şu olaylara bakın:ABD Dış İlişkiler Komisyonu,Türkiye'ye yapılacak askeri yardımı Kıbrıs konusunda verilecek bir ödüne bağlıyor.Bu yapılırken,ABD Kongresi'nde 24 Nisan tarihinin 'Soykırım Günü' olarak ilanı için önergeler veriliyor.Fransa'da ise soykırım savlarının ders kitaplarına konması için hazırlıklar yapılıyor.Aynı günlerde,'Ermeni terör örgütleri' eylemlerini sürdürüyor.Bütün bunlardan sonra ABD yönetimi uluslararası terörden söz edebiliyor.

24 Nisan tarihi soykırım günü olarak ilan edilecekmiş.Sanki ABD Vietnam'daki,Fransa da Cezayir'deki insanlık suçlarını unutturdular.Sanki ABD yönetimi,Şili'de halkoyu ile seçilmiş Devlet Başkanı Allende'nin CIA darbesi ile devrilmesinin hiç anımsanmayacağını sanıyor.Sanki ABD'nin Grenada'ya,daha düne kadar yakın bir zamanda Fransa'nın Çad'a asker göndermelerinin hiç ama hiç akla gelmeyeceği düşünülüyor.

'Ermeni olayını,bugün için uluslararası terörün bir parçası olarak görüyor ve bunun için bütün devletleri ortak bir savaşa çağırıyoruz.'Yok,eğer Ermeni sorununun dünü,önceki günü karıştırılırsa,Amerikalı dostlarımız bundan hiç hoşnut kalmazlar.

İsterseniz,bu konuda birkaç tarihsel belgenin satır başlarını aralayalım:

İngiliz Kraliyet Matbaası tarafından basılan Birinci Dünya Savaşı ile ilgili gizli belgeler,Erol Ulubelen tarafından Türkçeye çevrilmiş,önce Doğan Avcıoğlu'nun yönetimindeki Yön dergisinde yayınlanmış,daha sonra kitap olarak basılmıştır.İkinci basımı Çağdaş Yayınları tarafından yapılan 'İngiliz Belgeleriyle Türkiye' kitabında,Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermenilerin Amerikalılarca nasıl desteklenip kışkırtıldıklarını gösteren belgelere yer verilmiştir.Okuyalım:

Gizli Belge:Sayfa 735,belge 492.Amiral Webb'den Lord Curzon'a yazılan 19 Ağustos 1919 tarihli yazı:

-Amerika,Trabzon ve Erzurum'u içine alan bir Ermenistan'ı himaye edecek.Geri kalan dört ili de Kürt devleti olarak İngilizlerin himayesine bırakıyor...

Gizli Belge:Sayfa No:60,Belge No:46.5 Nisan 1920 günü Mr. Lindsay'in Washington'dan Lord Curzon'a yazdığı yazı:

-Amerikan Senatosu Ermenistan'ın mandası işini görüştü.Beş yılda 757 milyon dolar verecekler.İlk başlangıçta 50.000 kişilik bir ordu yollanacak,daha sonra 200.000 kişiye çıkacak.Amerika kuvvetlerinin basına General Zames G. Harbord getirilecek.Ayrıca bütün Türkiye'nin mandası için de görüşmeler yapılmaktadır...

Gizli Belge:Sayfa No:71,Belge No:63.16 Mayıs 1920 günü Sir A. Geddes'in Lord Curzon'a yazdığı yazı:

-Amerikan hükümeti,Ermenistan'ın Adana'da dahil korunmasını istiyor.Silah,cephane,demiryolu ve her türlü malzemeyi buraya sevkedecekler.Boşaltım,Karadeniz limanlarında Amerikan bahriyesi tarafından ve Amerikan donanmasının himayesinde yapılacak.Türklerin yapacağı en ufak bir hareket Amerikalılar tarafından bastırılacaktır...

Gizli Belge:Sayfa No:300,Belge No:38.28 Şubat 1920 Londra Konferansı tutanaklarından bir parça:

-Mustafa Kemal kendisini Erzurum Valisi ilan etmiş.Erzurum'da yeni kurulacak Ermeni devletinin katılacağı bir sırada bu çok anlamlı bir harekettir.Bu adam olmasaydı Ermenilerin bir şansı olurdu...

Gizli Belge:Sayfa No:81,Belge No:10,tarih 16 Şubat 1920.Londra Konferansı tutanaklarından bir başka parça:

-Ermenistan'a altı ilden başka Trabzon ve Adana da verilmelidir.Amerika Ermenistan'a yardım edecektir ve mandası altına almayı da kabul ediyor.Fransa ise Adana'yı kendisi için istiyor.

Gizli Belge:Sayfa No:99,Belge No:12,Londra Konferansı tutanağından bir başka ilginç parça:

-Lord Curzon,Erzincan'ın da Ermenistan'a verilmesini,Karadeniz'de bir Lazistan kurulup,Ermenilerin mandasına vermek istiyor...

Bu belgeler,bugün ABD Kongresi'nde 24 Nisan tarihini 'Soykırım Günü' ilan etmek isteyenlerin amaçlarını olduğu kadar,ABD'nin Lozan Barış Antlaşması'na niçin imza koymadığını da anlatmaya yetmektedir.

Atatürk,Ermeni sorununun 'dünya kapitalistlerinin ekonomik çıkarlarına göre çözülmek istediğini' söylememiş miydi?(Söylev ve Demeçler,c: I,s: 233).Olay,dün olduğu gibi bugün de böyledir.

Biz bugün bunca saldırıdan sonra,bu gizli belgeleri,örneğin devletin televizyonunda tek tek halkımıza gösterebiliyor muyuz?Gösteremiyorsak,'Ermeni sorununun çokuluslu yanını ve uluslararası terör ile ilgisini',diplomatik forumlarda nasıl anlatabiliyoruz?

24 Nisan tarihini soykırım günü ilan edip,'Ermeni terör örgütleri'ne destek olan Amerikan Kongre üyeleri,1920'lerde topraklarımız üzerinde Ermeni devleti kurmak isteyen Amerikalılar'ın torunlarıdır.Bizler de bunlara karşı Kuvay-i Milliyecilerin torunları olduğumuzu hatırlatmak zorundayız.

'Milliyetçilik' budur.Neredesiniz efendiler,beyler,beyzadeler,hanımefendiler?..Budur,budur,budur işte!.."

*Uğur Mumcu,Cumhuriyet,1 Nisan 1984

***

Merhum Mumcu'nun Ermeni meselesini rahatlıkla bir "terör" sorununa indirgeyip mahkum etmek istediği açıkça görülüyor.

Bununla birlikte "gizli belgeler" dedikleri ve kendi tezlerine kanıt olarak gösterdikleri "delillerin" tamamının 1919-1920 arasını kapsaması ve 1915'le de alakasızlığı bir yana o günleri anlamaya yardımcı olmadığı da açıktır.

Merhum Mumcu'nun telaffuz etmekten asla imtina etmedikleri "Ermeni terör örgütleri" gibi sözlerinin de daha bir genelleyici olarak devam edeceğini de söylemeliyiz.

Bu bağlamda Mart-Nisan 1992 arasında Uğur Mumcu'nun yedinci sayfasında "Gözlem" başlıklı köşesinde makalelerinin yer aldığı Milliyet gazetesinin sayılarına bakmakta fayda var.

Önce 26 Mart 1992 tarihli Milliyet'in yedinci sayfasında yer alan ve merhum Mumcu'ya ait "Gözlem" adlı köşedeki "Kürt Nüfusu" başlıklı yazının son paragrafını paylaşıyorum.

"...'PKK terörü' ile Kürt sorunu'nu birbirinden kesin çizgilerle ayıramazsak toplum olarak daha çok acı çekeceğiz..."*Uğur Mumcu,Milliyet,26 Mart 1992,s.7.

Burada merhum Mumcu'nun haklı ya da haksız iyi ya da kötü orasına hiç girmiyorum "PKK terörü" ile "Kürt sorunu"nu birbirinden ayırma eğiliminde olduğunu görüyoruz.

Ancak aynı merhum Mumcu Ermeniler sözkonusu olduğunda üstelik aynı günlerdeki yazılarında bu çizgiyi rahatlıkla terkedeceklerdir.

O günlerde Karabağ'daki Ermeni-Azeri çatışması sürmektedir ve merhum Mumcu adı geçen köşesinde "Karabağ ve Kıbrıs" başlıklı yazısında Kıbrıs müdahalesine değindikten sonra şöyle demektedirler:

"...Bu haklılığa karşın bütün dünya,Kıbrıs'a asker göndermemize karşı çıktı.Silah ambargoları da 'Ermeni terörü' de bu tarihten sonra başladı..."*Uğur Mumcu,Milliyet,11 Mart 1992,s.7.

İfadenin keskinliğine ve kapsamına dikkatinizi çekerim.Merhum Mumcu hiç değilse bile Türkiye'deki Ermenilerin hislerini ve daha mühimi güvenlik kaygılarını da gözardı ederek "Ermeni terörü" gibi bir tanımlamada bulunmuşlardır.

Yine merhum Mumcu adı geçen gazetenin ilgili köşesinde aynı günlerde yazıya döktükleri ve "Ateşkes" başlığını taşıyan başka bir makalesinde şöyle demektedirler:

"...1974 Kıbrıs Barış Harekatı'ndan sonra ASALA adlı 'Ermeni terör örgütü'nün yurtdışındaki temsilciliklerimize yönelttiği 73 saldırı sonucunda 23'ü diplomat olmak üzere 51 kişi öldürülmüş,bütün dünya,bu olguyu da kayıtsızlıkla izlemiştir..."*Uğur Mumcu,Milliyet,14 Mart 1992,s.7.

Görüldüğü gibi merhum Mumcu üç gün sonra kaleme aldıkları bir diğer yazısında 'Ermeni terör örgütü" kelimesini kullanarak aynı duyarsızlığı sürdürmektedir.

Dünyanın kayıtsızlığından yakınan merhum Mumcu yine aynı dünyanın Ermenilere karşı takındığı 1915'deki kayıtsızlığından ise tabii ki bahsetmeyecektir.

Merhum Mumcu'nun gene aynı gazetede aynı köşede aynı yılın aynı ayının son gününde "ASALA ve PKK" başlıklı makalesinde ortaya çıkan çifte standart ise artık saklanamayacak noktadadır:

"...'Ermeni terör örgütü' ASALA da aynı yolu izlemiş,önce terör eylemlerine başvurmuş,sonra da konuyu ABD ve Fransa aracılığı ile uluslararası platformlara yansıtınca sahneden çekilmişti...

1973 yılı 27 Ocak günü Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ve Konsolos Bahadır Demir'in öldürülmeleri ile başlayan 'Ermeni terörü',1974 Kıbrıs Barış Harekatı'ndan sonra birden bire hız kazanmış,1980'e doğru büyük bir tırmanma göstermiş ve 1984 yılında da bu eylemler bıçakla kesilircesine kesilmişti..."*Uğur Mumcu,Milliyet,31 Mart 1992,s.7.

Merhum Mumcu'nun kendi konseptine göre "terör örgütü" olarak niteledikleri ASALA ile PKK'yi ele aldıkları bu makalesini tekrar tekrar okudum ancak PKK'den söz ederken bir kere dahi "Kürt terör örgütü" veya "Kürt terörü" gibi bir ifade kullandıklarını görmedim.Bundan imtina ettikleri açık.Peki neden?

Çünkü bu ifadeler fazlasıyla kapsayıcıdır ve bir milleti toptan hedef almaktadır dahası ilgili halkın tek tek bireyleri açısından da bir güvenlik riski taşımaktadır.

Dolayısıyla merhum Mumcu PKK'yi ele alırken "Kürt terör örgütü" veya "Kürt terörü" gibi bir ifade kullanmayarak böyle bir tanıma gitmeyerek kesinlikle doğru olanı yapmışlardır.

Fakat benim anlamadığım ve merak ettiğim aynı itinayı aynı hassasiyeti Türkiye Ermenilerinden neden esirgedikleridir?..

Merhum Mumcu'nun bu açık tenakuzunu birarada sunan en önemli ifadesini ise yine aynı gazetenin aynı köşesinde birkaç hafta sonra kaleme aldıkları ve "Yeni Liberalizm!" başlıklı yazısında artık yoruma yer bırakmayacak bir açıklıkta müşahade etmekteyiz:

"...'Ermeni terörü' ve 'Kürt sorunu'nda bunca yıl Türkiye'ye karşı katı bir siyaset izleyen Fransa,bugün,bu tutumundan vazgeçmiş görünüyorsa,bu siyaset ve tavır değişikliklerini,uluslararası konjonktürdeki değişikliklerde,özellikle iki Almanya'nın birleşmesiyle eski Sovyetler Birliği'ndeki Türk cumhuriyetlerinin Türkiye ile ilişkilerine ve Fransız şirketlerinin Türkiye ve Türk cumhuriyetlerinde yapacakları yatırımlara bağlamak gerekir..."*Uğur Mumcu,Milliyet,14 Nisan 1992,s.7.

Burada da görüleceği gibi merhum Mumcu 1915'i sanki yok sayarak Ermeni meselesinden söz açıldığında sorunu derhal üstelik Ermenileri toptan hedef alan bir kapsamda "terör" problemine indirgemekte fakat bunu yaparken de aynı paragrafta Kürt meselesini tarihsel gelişimi içerisinde gerçekten de bir "sorun" olarak değerlendirmektedirler...

Merhum Mumcu'nun vefatından sonra derlenen kendilerinin Ermeni meselesiyle alakalı yazılarını daha doğrusu inkar söylemlerini içeren ve 1997'de Uğur Mumcu Vakfı Yayınları'ndan çıkan "Ermeni Mandacıları" isimli eserinin varlığını da hatırlatmak gerekebilir.

Her koşulda Uğur Mumcu'yu alçakça katledilişinin seneyi devriyesinde saygıyla anıyor ve çok beğendiğim şu vecizeleriyle sözlerimi tamamlamak istiyorum müsaadenizle;

"Biz siyaset bakımından karşıtlarımıza özgürlük tanımazsak birer gizli faşistiz demektir..."*Uğur Mumcu

Saygılarımla

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder