26 Ocak 2012 Perşembe

Söner mi Sönmez mi?..

Korkma Sönmez*

"...Edgar Manas.
1875,İstanbul'da doğdu.
1964,İstanbul'da vefat etti.
İtalya'da eğitim aldığı halde,Türkiye'ye döndü."Tehcir" sırasında...Sonradan adı İstanbul Belediye Konservatuvarı olan Darü'l Elhan'da piyano dersi veriyordu.1923'te Cumhuriyet kurulur kurulmaz,Türkiye'nin ilk Kadınlar Korosu'nu kurdu,yönetmenliğini yaptı.
1933'e kadar Konservatuvar'da piyano,armoni hocalığına devam etti,Ermenice ve Türkçe eserlerini yazmaya kalksam,buraya sığmaz,en önemli ve en değerli imzasını İstiklal Marşımıza attı.

Fransızların mantığına göre...
Herhalde,sülale sülale soykırarken,unutmuşuz Edgar'ı!

Madem kese kese kuruttuk...
'Hani soykırım a vicdansız' diye sormanın en büyük kanıtı değil midir,bizzat Mustafa Kemal tarafından İstiklal Marşımızın emanet edildiği Edgar?

Diaspora'nın ne kadar sahtekar,Sarkozy'nin ne kadar denyo
olduğunun kanıtı değil midir?

Ve,aynı zamanda...

İstiklal Marşı gibi örnek dururken;
'ne mutlu Türküm diyene'
diyebilen Edgar varken..."

*Yılmaz Özdil,Hürriyet,26 Ocak 2012

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/19772128.asp

***

Vay canına!!!Demek neredeyse yüzyıldır tartışılan üzerine makaleler kitaplar yazılan 1915'le alakalı olarak bu kadar kafa patlatmaya gerek yokmuş bir Edgar Manas örneğiyle güya "soykırımın hayal mahsulü" olduğunu hepsi de kurbanların torunları olan Diaspora'nın gene sözümona "sahtekar"lığını falan kanıtlayabiliyormuşuz...

Hem Ermenilerden hem Türklerden bugüne kadar bunu düşünen bir Özdil çıktı meğer ne cevher varmış kendilerinde!..

Ama işin kolayına kaçmak yok tabii madem mesele hakkında hala "kanguru" yani Aborijince "bilmiyorum" diyorlar öyleyse nema problema biz de öğretmeye devam edeceğiz başka çaresi yok...

Evvela İstanbul tehcir açısından İzmir ve Edirne ile birlikte zaten "belli ölçülerde" ayrıcalıklı bölgelerdi.Hep birlikte bakalım:

Ayrıcalıklı Bölgeler Edirne,İstanbul ve İzmir*

"'İstisnasız tüm Ermeniler' emrine rağmen,yukarıda saydığımız çeşitli aile gruplarının yanı sıra,bazı bölgeler de istisna tutulmuştur.Sebepleri farklı olsa da Edirne,İstanbul ve İzmir tehcir kapsamına alınmamıştır.Komitacıları hedefleyen sürgünler olmasına rağmen,nüfusun büyük bir kesimi tehcir kapsamına alınmazlar.

'Avrupa'nın kapısı' Edirne'de tehcir ve ihtidaya,İttihatçıların 'devlet siyaseti'ne uygun görülmediği için izin verilmez.Ancak yine de Ekim 1915 ve Haziran 1917'de komitacı oldukları gerekçesiyle bir grup Ermeni sürülecektir.İlk sürgünler,Rumlarla karışık olarak Anadolu'ya sevkedilenlerdir.(1) İkinci sürgünler ise Talat'ın girişimi ile engellenir ve vilayet içinde dağıtılırlar.(2)

Diğer istisna,başkent İstanbul'dur,24 ve 26 Nisan'da yapılan büyük operasyonlar dışında,birkaç polisiye operasyona daha tanık olur.(3) Ama hedefte bekar ve İstanbullu olmayan Ermeniler vardır ve bunlar şehirden çıkarılmışlardır.(4) İstanbul'dan sürülmüş ve Anadolu'da iskanlarına izin verilmiş olan Ermeni ileri gelenleri,1916 başlarında Zor'a sevkedilirler.(5)

Diğer istisna İzmir'in denklemi farklı,başat problemi ayrı idi.Bu da nüfus ve ekonomi bakımından ciddi güç oluşturan Rumların 'esas' sorun olmasıydı.Vali Rahmi Bey,Ermenilerin sürgünüyle vilayetin neredeyse tamamen Rumlara mahkum olacağı kaygısıyla olacak,vilayetinden Ermeni sürgünlerini engellemiştir.Bir diğer gözlemci,İzmir Fransız konsolosuna göre,Ermeniler 'bu barışı/ayrıcalığı' çok pahalıya satın almışlardı.(6) Tabii yine de komitacı olduklarından şüphe edilen İzmir Ermenileri Aralık 1915'te Konya'ya sürülürler...(7)"

1-DH.ŞFR (Dahiliye Nezareti Şifre Kalemi) 77.107 (14 Haziran 1917).EUM(Emniyyet-i Umumiyye Müdiriyyeti)'den Edirne'ye çekilen şifre.
2-DH.ŞFR 57.65 (17 Ekim 1915).EUM'den Eskişehir,Karahisar-ı Sahip ve Kütahya'ya çekilen şifre.
3-DH.EUM 2.Şb. 16.9.
4-DH.ŞFR 65.95 (1 Ocak 1916).EUM'den Edirne,Adana,Aydın,Ankara,Konya,Bolu,Karesi,Kayseri sair yerlere çekilen şifre.
5-Fransa'nın İzmir konsolosunun 11 Ekim 1920 tarihli raporuna göre;bölgeye bir miktar İstanbul Ermenisi sığınır.Ancak bu "ayrıcalık" için Ermeniler yüklü ödemelerde bulunurlar.C.P.C. [La Correspondance Politique des Consuls (Quai d'Orsay Archives du Ministére des affaires étrangéres,AMAE](1918-1940),Levant (1918-1929),cilt 22.Consul de Smyrne 1918-1929.
6-DH.ŞFR 58.247 (8 Aralık 1915).EUM'den Karahisar-ı Sahib'e çekilen şifre.DH.ŞFR 69.58 (1 Kasım 1915).EUM'den Konya ve DH.ŞFR 69.250 (12 Kasım 1916) Aydın'a çekilen şifre.
7-DH.ŞFR 54.412 (12 Temmuz 1915).

*Fuat Dündar,"Modern Türkiye'nin Şifresi:İttihat ve Terakki'nin Etnisite Mühendisliği,1913-1918",3. bs.,İstanbul,İletişim Yayınları,2008,s.296-324.

Edirne,İstanbul ve İzmir her ne kadar ayrıcalıklı bölgeler olsa da bunun bile kendi içerisinde istisnaları vardır şöyle ki:

"...İstanbul ve İzmir'den Ermeniler sürülmemiştir:Palavradır;bu şehirlerden de Ermeniler sürülmüşlerdir.İzmir sürgününü,belli bir sayıda Ermeni sürüldükten sonra Alman general Liman von Sanders engellemiştir.İstanbul'dan,İstanbul doğumlu olmayan Ermeniler ve bekar erkekler sürülmüşlerdir.İzmir ve İstanbul sürgünlerinin kayıtları Osmanlı arşivlerinde de vardır..."*Prof.Dr.Taner Akçam

*Sefa Kaplan,90. Yılında Ermeni Trajedisi:1915'te Ne oldu?,Hürriyet Gazetecilik,İstanbul,2005,Söyleşiler,s.37-42.

***

Edgar Manas'tan yola çıkıp bütün gerçekleri ortaya çıkardığını sanmak ve bundan hareketle Türkiye'nin önemli bir gazetesinin köşe yazarına da yakışmayacak bir sığlıkta böylesine önemli bir konu üzerinde alabildiğine karmaşık ve sayısız faktörü içinde barındıran bir meseleyi basit bir dualizme indirmek de sağlıklı bir yöntem değildir kuşkusuz...

Edgar Manas'ı gözümüze sokmaya çalışırken 24 Nisan'la birlikte tevkif edilen ve neredeyse tamamı yargısız infaza kurban giden içlerinde Gomidas'ın Krikor Zohrab'ın ve daha nice önemli değerin yer aldığı ikibinden fazla Ermeni aydınını yok saymak olacak iş değil!..

Bu noktada da Sayın Mahçupyan'a kulak verelim:

24 Nisan'da ne oluyor,24 Nisan'ın sembolik önemi nedir?*

"İkiyüz küsürü İstanbul'dan olmak üzere ikibin küsür Ermeni aydınının toplanıp götürüldüğü ve neredeyse tümünün yargısız infaza tabi tutulduğu tarihtir 24 Nisan.Bu aydınlar arasında şairler,ressamlar,edipler,akademisyenler,milletvekilleri gibi her türlü insan var.Anlaşılıyor ki burada olay,bir cemaatin belkemiğinin kırılması olayıdır.O cemaatin askerden kurtulmuş olan ve cemaatin fikri önderliğini yapabilecek olan elit kesiminin bir hamleyle ortadan kaldırılması olayıdır.Bundan sonra zaten korumasız kalmış yığınların hareket ettirilmesi,yani tehcir başlıyor..."*Etyen Mahçupyan

*Sefa Kaplan,90. Yılında Ermeni Trajedisi:1915'te Ne Oldu?,Hürriyet Gazetecilik,İstanbul,2005,Söyleşiler,s.105-114.

***

Sayın Özdil yazısında Diaspora'ya yüklenmiş ki bu da Ermeni düşmanlığında özellikle son yıllarda takip edilen bir moda oldu...Yani esasında Ermenilere saldırmak istiyorken bunu bu şekilde değil de "Diaspora" kavramı üzerinden yapmak!..

Peki nedir Diaspora?..

Konuyla alakalı olarak şimdi de Rober Koptaş ile Talin Suciyan'ı dinleyelim isterseniz:

Diasporanın Ahını Almak*

"Ermenistan'la Türkiye arasındaki sınırın açılması,diplomatik ilişkilerin başlaması,iki ülkenin sorunlarını çözmek için diyalog sürecini başlatmaları,gelecek için umut verici gelişmeler.Elbette ki,barıştan yana olan herkes,bugüne kadarki ilişkisizliğin son bulmasını,halkların birbirleriyle daha çok temas etmesini,gelecek nesillerin nefretten uzak bir şekilde yetişmesini arzu ediyor ve bu yönde atılacak adımları gönülden destekliyor.

Ancak,gerçek bir barışmayı,salt devletler düzeyinde,salt diplomatik görüşme ve anlaşmalarla sağlamak mümkün olmadığına göre,Ermenistan,Türkiye ve diasporadaki dinamiklerin yakından takip edilmesi ve toplumların nabzının iyi tutulması,hayati önem taşıyor.Bu bakımdan,Türkiye’de diasporadan protokollere gelen tepkilerin algılanma ve yansıtılma biçimi,diaspora gerçeğini ve diasporanın içinde bulunduğu ruh halini anlamama yönündeki ısrar ve inat,Türkiye’nin Ermenilerle gerçekten konuşmayı aslında pek istemediğini ve buna hazır da olmadığını gösteriyor.

Protokollere en sert ve ağır tepkiler,haftalardır yazılıp çizildiği gibi,diasporadan geldi.Dünyanın dört bir yanına dağılmış olan Ermeniler,gösteriler,bildiriler,protesto metinleri ve kampanyalarla protokollerin imzalanmaması yönündeki isteklerini haykırdılar.Diasporadaki toplulukların bu sert itirazı,başta Serzh Sargsyan olmak üzere,protokollerle ilgili görüşmeleri yürüten Ermenistanlı yetkilileri ihanetle suçlamaları,Türkiye’de diaspora hakkındaki mevcut önyargıları da iyice su yüzüne çıkardı.Diasporanın tavrı Türkiye’de,'Ermenilerin' aslında ne kadar milliyetçi,ne kadar uzlaşmaz,ne kadar radikal,ne kadar şahin,ne kadar Türk düşmanı olduklarını gösterme vesilesi olarak kullanıldı,kullanılıyor.Ermenilere ilişkin tüm önyargılar,uygun ortamı bulmanın vermiş olduğu rahatlıkla,diaspora eleştirisi kılıfında dile getiriliyor.

Hangi vicdana sığar?

Sınırın açılması,yıllardır beklediğimiz,arzu ettiğimiz,hayalini kurduğumuz bir gelişme.Ancak bu hayale yaklaşmış olmanın verdiği mutlulukla tarihsel haksızlıkların gözardı edilmesi,üzerinin örtülmesi ve dahası,diasporada yaşayan,yaşamak zorunda bırakılan Ermenilerin seslerinin bastırılması karşısında,itirazımızı ortaya koymak,hem insani,hem de vicdani sorumluluğumuz olmalı.

Diasporanın protokollere yönelik tepkiselliğinin ardında yatan psikolojik faktörleri,bu tepkiselliğin tarihsel arka planını gözlerden ırak tutarak,Türklerin yücegönüllülüğü,iyiniyeti,hoşgörüsü,yapıcı tavrına karşılık Ermenilerin katılığını,kalın kafalılığını koyup,Türklük gururunu okşayacak yayınlar yapmak,Taraf gazetesinin yaptığı gibi 'Diaspora çıldırdı' gibi insafsızca başlıklar atarak yangını körüklemek,çıkar yol olmadığı gibi,haksızlıkları da derinleştiriyor.

Evet,iki ülke arasındaki ilişkilerde bir balayı yaşanırken bir süre durup bunun tadını çıkarmak istiyor insan.Ancak,geleceği bugün yapıp ettiklerimiz şekillendirdiğine göre,binanın sağlam olup olmayacağını bugünden üst üste koyacağımız tuğlalar belirleyeceğine göre,bu balayı havasını biraz bozmanın,aykırı sesler çıkarmanın zamanıdır.

Diaspora hakkında söz söyleyecek Türklerin,eğer biraz olsun vicdan taşıyorlarsa,diaspora lafını ağızlarına almadan önce oturup şu soruların yanıtını düşünmelerinde,üstelik kırk düşündükten sonra bir konuşmalarında yarar var:

Diasporanın nasıl oluştuğunu,1915'te yaşananlar olmasaydı bugün diaspora dediğimiz insanların bugün birer Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olacağını,bu insanların,buradan,bu topraklardan,Sivas’tan,Malatya'dan,Diyarbakır'dan,Tekirdağ'dan,Samsun'dan dünyanın dört bir yanına dağıldığını ve bunun sebebinin yine bu topraklar üzerinde üğradıkları insalıkdışı tavır olduğunu hatırda tutmadan,diaspora hakkında söz söylemek hangi vicdana sığar?

Bu insanların,tehcirden,katliamdan canlarını kurtarmış;belki ana babalarının gözleri önünde katledildiğini,tecavüze uğradığını görmüş;Halep,Beyrut yetimhanelerinde yokluk içinde büyümüş;Batı ülkelerinde ucuz işgücü olarak yıllarca sömürülmüş;bu arada hayata tutunmaya,dillerini,dinlerini,kültürlerini yaban ellerde yaşatmak için çabalamış;'Beyaz Soykırım' olarak adlandırdıkları asimilasyona karşı durmaya çalışmış kuşakların evlatları olduğunu unutarak diaspora hakkında söz söylemek hangi vicdana sığar?

Yerinden yurdundan edilmiş,mülklerine,topraklarına el konmuş,okulları,kiliseleri yağmalanmış,yıkılmış,cami,kaymakamlık binası,ahır,silah deposu yapılmış bu insanlardan kalan mülkler üzerinde güzel güzel oturup,diaspora hakkında söz söylemek hangi vicdana sığar?

Türkiye devleti onyıllardır yaşanan acıları inkar eder,bu topraklar üzerindeki Ermeni varlığının izlerini silmeye çalışır,gözlerinin içine baka baka bu insanlara,'Hayır,siz öldürülmediniz,sizin malınıza el konmadı,sizin buralarda hakkınız yok,aksine siz öldürdünüz,haindiniz,vatanı sattınız' derken,diaspora hakkında laf söylemek hangi vicdana sığar?

Diaspora onyıllardır bütün enerjisini bu acıların kabul edilmesine,Türkiye devletinin inkâr ettiği gerçeklerin dünya kamuoyu tarafından duyulmasına harcar ve bu nedenle gerçek bir delilik haliyle yaşamaya;darmaduman edilmiş bir halkın çıldırmış çocukları olarak,köklerinden koparılmış ve artık yaşamayan bir kültürün ölüsünün başında nöbet tutmaya mahkûm edilirken,yan yana gelmiş iki Ermeni anadillerini bile doğru dürüst konuşup anlaşamazken,onların siyasi sığlıklarından,öngörüsüzlüklerinden,basiretsizliklerinden şikâyet etmek hangi vicdana sığar?

Ha Yeniçağ,ha Taraf

Yukarıdaki sorular aynı minval üzere çoğaltılabilir.Bütün bu sorulara ve olası yanıtlarına rağmen,diasporanın yanlış bir yol tuttuğu,doğru bir strateji izlemediği de savunulabilir ve bu görüşlere saygı duyulur.Ancak,14 Ekim tarihli Taraf gazetesinin,“Ha Bahçeli ha diaspora” manşetiyle yaptığı gibi,bunca acıdan sonra diasporayı bilinçli olarak şeytanlaştırmak,ancak ve ancak ahlaksızlıkla açıklanabilir.

Bu ahlaksızlık karşısındaki isyan ve çaresizliğimizi,ancak "Başınıza diaspora kadar taş düşsün" sözü ifade edebilir..."

*Rober Koptaş,Agos,14 Ekim 2009

http://www.nefretsoylemi.org/detay.asp?id=34&bolum=sizden

Diaspora Kim?*

"Taraf gazetesinin 'Ermeniseverliği'nin sınırlarını anladık geçen hafta.Eleştirel olmaktan korkmadığı izlenimini veren,sisteme tam göbeğinden eleştiri oklarını yöneltebilen bir gazete imajı yaratan Taraf gazetesi geçen hafta çarşamba günü manşetini 'Ha Bahçeli ha Diaspora' diye atarak,bir kez daha yapabileceği eleştirinin asıl derinliğini ve çapını,hatta daha da önemlisi nasıl bir anlayışın temsilcisi olduğunu ortaya koydu.Zaten bu ilk değildi.Giro Manoyan için 'Ermenistan'ın Bahçelisi' başlığını atan da,'Bakü ve diaspora çıldırdı' diyebilen de Taraf gazetesiydi.

1915'i soykırım olarak nitelendiren Taraf gazetesinin,diasporayı Bahçeli'nin sahip olduğu zihniyete hapsetmesi,gazetenin aslında ne 1915’den ne de soykırımdan bir şey anladığını ortaya koyar.Bilgisizliğin,duyarsızlığın bu kadar aleni bir cesaretle sergilenmesi,adaletin olmadığı yerde ahlakın da var olamayacağı gerçeğinden kaynaklanıyor olsa gerek.Ancak adalet yerini bulmadığı için bu kadar aymaz bir tavır sergilenebilir.Çünkü adaletin yerini bulması,suçlunun suçunu vicdanında ömür boyu taşıması ve yapıp ettiklerinin bu ağırlık altında tartması demektir aynı zamanda.İnkâr edilmiş bir suçun üzerinden atlayıp,mağdurların üzerini bir kalemde çizebilmek,açık yüreklilikle hiç adalet aramamış olmak demektir.

Bu başlığı atan zihniyetin duygu ve düşünce dünyasının sığlığı,diasporanın varoluş sebebinin ne olduğunu,bu insanların beş kuşaktır nasıl bir hayat yaşadıklarını,inkâr ve yok sayma söylemleri altında nasıl bir acze mahkûm edildiklerini,kendilerini ve yaşadıklarını,bir şeyleri ispatlamak zorunda kalmak için anlatmaya zorlanmalarını,ne olursa olsun geri getirilemez bir kaybın tam ortasında yaşadıklarını göremez ve anlayamaz.

Tüm bunları anlayamadığı gibi,Türkiyeli Ermenilerin de diaspora olduklarını fark edemez.O zihniyete hatırlatmak gerekir ki o pek rahatlıkla dillendirilen bizim Ermenilerin de neredeyse tamamı diasporiktir.Şunun şurasında kırkbin ellibin kişi kalan ve Cumhuriyet döneminde yaşadıkları yerlerdeki güvenlik,eğitim olanaksızlığı,kendi kültürünü yaşayamama gibi çok temel sorunlardan dolayı İstanbul'a gelmek zorunda kalan Ermenilerin gerçek yurtlarının İstanbul olmadığını söylemeye gerek var mı bilmiyorum.Ayrıca,sayın Taraf gazetesi yazı işleri müdürleri,o başlıkta rahatlıkla ötekileştirdiğiniz insanlar hepimizin ablaları,teyzeleri,amcaları,yengeleri,dayıları,yani en yakın akrabalarımız olur.Daha açık söylemek gerekirse,o bahsettiğiniz diaspora hepimiz oluyoruz.

Bu başlıkları atabilen insanlar,protokollerin imzalanmasına doğru giden süreçte Amerika'da ya da Avrupa'da yaşayan Ermenilerin tepkilerinin Türkiye'ye değil,Ermenistan'a olduğunu da anlamaktan acizler.Bu yaşanan krizin Ermenistan ile Ermenistan dışında yaşayan Ermeniler arasında son elli yılda yaşanan en derin kriz olduğunun da farkında değiller.Ermenistan’ın devlet başkanı olarak Serzh Sargsyan'ın Paris'teki Gomidas Heykeli'nin önüne çelenk bıraktığı gün hissetikleri,öyle kolay hazmedilir şeyler olmasa gerek.Herhalde,o başlıkları atanlar bunun da ne demek olduğunu hiç düşünmediler...

Diasporanın ne olduğunu,kim olduğunu düşünmek zahmetine katlanmayan,kısa yoldan külliyen bütün diasporayı milliyetçiliğe,hem de Bahçeli'nin temsil ettiği türden bir milliyetçiliğe hapsetmek,kendinden ziyadesiyle memnun olmayı gerektirir.Gidin Van'ı,Diyarbakır'ı,Kastamonu'yu,Sivas'ı,Afyon'u,Antakya'yı,Bingöl'ü,Erzurum'u,Elazığ'ı,Kars'ı,Mardin'i ve daha sayısız şehri,köyü ziyaret edin.Karış karış kazılmış,talan edilmiş kiliselerin bahçesinde,kemiklerin üzerinde yürüyün.Yürüyün ve diasporanın kim olduğunu kendinize tekrar sorun.Düşünmek söylediğiniz gibi taraf olmaksa,düşünün biraz..."

*Talin Suciyan,Taraf,20 Ekim 2009

http://www.taraf.com.tr/haber/diaspora-kim.htm

***

Edgar Manas'ın geldiği noktadan Türkiye'nin toplumsal yaşamına ve sanatına olan katkılarından söz edilmiş bir de...

Dilbilimci Agop Dilaçar (Martayan)'ı,Mustafa Kemal'i Samsun'a çıkacağı günlerde İngiliz planlarına karşı haberdar edip koruduğu söylenen ve daha sonra da TBMM'ne de seçilen Berç Türker (Keresteciyan)'ı,kıymetli matematikçimiz ve 1961 Anayasası'nın imzacılarından kurucu Meclis üyesi merhume bayan Hermine A. Kalustyan'ı yok sayamayız elbette evet bunlar da var...

Hatta merhum Aziz Nesin'in de Nuriye Akman'la gerçekleştirdiği ve 27 Eylül 1992'de Hürriyet'te yayınlanan röportajında da dile getirdikleri gibi Mustafa Kemal'in kullandığı 'K.Atatürk' imzasının yaratıcısı da Ermeni Prof. Vahram Çerçiyan'dır...

Fakat bu isimlere ve geldikleri konuma bakıp "hadi zorlayalım da başka bir tarih yazalım" diyemeyiz!..

1915 gene var,Varlık Vergisi gene olduğu yerde duruyor...

Saygılarımla

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder