18 Ocak 2012 Çarşamba

Sen Anlat Karakaşlı.../Karin Karakaşlı

Bu nasıl seneydi be Hrantım.Başında karşılıklı konuştuğumuz ve sonrasında aylar boyu böyle yazıp durduğum seni.Yazdıkça o en kaçındığım gerçekle,ölümünle yüzleştiğim ama yazıları da bir nevi konuşma niyetine sürdürürken için için isyan ettiğim:Hayat ölemez ki.

Sözün özü budur aslında.Sen hayatın cisimleşmiş halisin.Kendi küçük hayatımın son on yılının,ülkenin yakın tarihinin de belirleyicisi olduğunu bilebilmem bundandır.Ne çok şey değişti sayende ve nasıl da doğallaştı o devrimsel değişiklikler sanki hep öylelermişçesine.

Oysa değildiler.Kendi istiridye kabuğuna çekilmişti Türkiye Ermenileri.Sen onlara kabuğu açmalarını ve içlerindeki güzelim inciyi büyük toplumla paylaşmalarını öğrettin.Sen aynı zamanda büyük topluma bu insanlar niye kabuğunda yaşar ve kendi incilerinden bile çekinir,onu da gösterdin.

Birçoğunun saf merakıyla soru sormayı öğrendi Türkiye sayende ve tarihi rakamla,tezle,antitezle,iftirayla,önyargıyla,sloganla değil bir yürekten diğerine konuşmayı,suskun anıları söyleşmeyi usul usul.Onuru gözeterek,kendini karşıdakinin yerine koyarak yaşamayı biraz da...Bunlar ilk senin buluşun yaklaşımlar değil elbet ama önemli olan senin dediğini yapan kişi olman,hiçbir şeyi lafta bırakmaman ve doğrudan uygulamandır.Samimiyet ve doğallığın hep derinden etkiler çünkü televizyona çıkmış haliyle odada çalışır hali arasında fark olmayan insan az bulunur.Cenazendeki yüzbinler seni tek tek tanımasalar da ekranda gördüklerinin,hararetle el sıkışacakları ya da sarılacakları o aynı adam olduğunu hissetmişlerdi.Ve artık bunu yapamayacak oluşlarına,sana çok geç kalmış oluşlarına yanıyorlardı.Senden bir tane daha olmayacaktı.

Konuşulması gereken tarihten öte hakkıyla paylaşılması gereken bir bugün olduğunu da öğrendi Türkiye sayende.Ermenileri topik,dolma ikilisi,eski zaman komşuları,usta zanaatkarları dışında "Peki ama bu insanlar niye bu kadar azaldı,neredeler,neden gittiler?" sorusu eşliğinde tanımayı.O zaman kültürü paylaşmak da sahicileşti çünkü bir kez sorunlar "onların" olmaktan çıkıp "bizim" kılınmıştı sayende bu topraklarda.

Üstelik tek bir davanın adamı değilsin sen.Yalnızca ve zorlama olarak,hele de dışarıdan dayatılacak ve bir tek azınlıkları içerecek kısır çözümlerin değil,ülkenin selameti ve herkes için tek çıkar yol olan,toplumun içinden üretilecek demokratikleşmenin takipçisi yürekli bir Türkiye vatandaşısın.Hem sen Anadolusun bir uçtan diğerine.Türkü çığırmasını,coşkuyla oynamasını,sıkıntıyla voltalar atmasını,acıya gülmesini,sevince ağlamasını ve geleni gideni yediğine içtiğine,yaşamının tam göbeğine buyur etmesini bilirsin.Hem sen sol mücadelenin yılmaz neferisin,dibine kadar kavga etmeyi ama hiç belden aşağı vurmamayı becerirsin.İhanetlerden geçtikçe umut bilemeyi de.Hem sen türlü çeşit iş denemiş kişisin.Sıfırdan var edersin bir daha,bir daha,yıkarlarsa başka bir şey yaratırsın inadına.Hem sen yaşamın hakkını verensin.Uykuysa ölümüne,kahkahaysa çın çın,bağırmaksa cam titretircesine ve sarılmaksa bağrında ezercesine.Belki de o yüzden senin gibi bir Ermeni olabileceğini bilemezdim hiç.Sen o kadar bağdaşmaz gibi görünen farklılıkların eşsiz bir karışımı olduğundan...

Kimbilir kaç kere çevirdim seni yabancı konuklara.O konuk ister sıradan bir muhabir ister üst düzey bir siyasetçi olsun konuşmanın bir yerinde elin hep karşındakinin dizini buldu.Duyduklarından ve böyle dokunulmaktan çarpılmış konuklar Agos'un o mütevazı kapısından başkalaşmış olarak ayrıldı.

Başkalaştırmak zaten en büyük meziyetin.Nimetin ve lanetin.Seni bizim için bu denli değerli,kimileri için de bu denli tehlikeli kılan.Başkalaştırma kudretinden hiç nasiplenmemişlerin gözünde bu denli katlanılmaz yapan.

Senin gibi kafası ışıl ışıl insan hiç mi yok?Var elbette.Ama o aklı yüreğinden konuşturanı ve insan sıcağıyla donatıp da vicdanı onikiden vuranı yok.Bu denli hesapsız kitapsız yaşayanı,korkmaktan korkmayanı yok.

Geçenlerde bir uçak kazasıyla ilgili belgeseli seyrediyordum.Kuyruk kısmında bir parça koptu diye gökyüzünde sarhoş gibi yukarı aşağı yalpalaya yalpalaya düşüverdi koca uçak.Bütün hidrolik sistem oradan geçermiş meğer,kanadı kanat yapan da o kuyrukmuş...

Kanatlandıran kuyruk oldun sen,hem hayatına değdiğin herkes için,hem Türkiye Ermenileri için hem Türkiye'nin kendisi hem de nihayetinde dünya için.Elbet günlük hayat devam ediyor.Hatta seni sevmenin emekle,yürekle yol almak olduğunu bilen tüm canlar inadına üretiyor.Ama yerküre içi bomboş bir balon sanki,bir yuvarlıklığı aynı kalan ve tek bir hoyrat darbeyle elimizde patlayan.

Ne de çok hoyratlık yaşanıyor,bir bilsen demeyeceğim.Biliyorsun zaten.Ne yani görünmez oldun diye o kapsayıcı ruhunun yok olduğuna mı inanacağım,sen her zamankinden de fazla hissettirirken varlığını.

Ama bazen kendim dahil senden başka herkesin yaşıyor oluşunu,olduğu yerde duruyor oluşunu ve seninle birlikte bir zamanın ve mekanın kapandığını öyle kanırtıcı duyumsuyorum ki yetemiyor o hissettirdiğin varlık.Sanki ha gayret kurabileceğim,zamanı geri sardırabilecek tılsımlı bir cümle var.Şu "Açıl susam açıl" misali bir cümle,bu kez ölümle yaşam arasında.Güzelim kanını iliğine geri gönderecek,dağ gibi yükselmeni sağlayacak yine kaldırımda ve o kapıdan girip bir Cumayı daha yaşamanı sonra 20 Ocak'ta da birlikte nefes almayı.Yok ama,o yüzden de hükümsüz zaten tüm sözcükler.

Sakındığım bir kaldırım parçası hayat.Oraya basabilenler ve basamayanlar diye ikiye ayrılıyor insanoğlu.Ortamdan yarılıyorum bütün olarak durduğum yerde.

Sonra yine karışıyorsun hayatıma,her zaman yaptığın üzere.Yaz Karakaşlı,üret Karakaşlı.Bir yanım kavgasını veriyor hala "Ne olacaksa" diye ama öte yanımla bunu da yazmış oluyorum.Bana kalan bu,yiteni yazmak yeniden topraktan bitebilmek için.

Agos'un anlamını sorarlardı hani.Sen anlat Karakaşlı."Sabanın toprakta açtığı yarık.İçine tohum konulan ve sulandıkça bereket fışkıran..." Gözlerim artık öyle ışıldamıyor Agos'un anlamı sorulduğunda.Böyle kahpece öldürülüşünün içimde açtığı yarık.İçine yokluk konulan ve deşildikçe kahır,isyan fışkıran...Akıttığım,akıttığım,akıttığım,en dibinden her şeye rağmen bir umut senin öğrettiğin üzere boy verebilsin diye.

Yas için belli bir süre öngörenler hayatlarına geri döndü.Zaman en iyi ilaçtı.Kimimizde ise ters tepti ilaç.Tersine her mevsimin hatırlattığı ayrı bir boşluk var,her günü senden bilenlerin nezdinde.Hem bunlar öyle senin memleket için vazgeçilmez olman denli büyük şeyler değil,hayata dair küçücük ve şimdi o denli acıtıcı ayrıntılar.Anlayacağın,şimdi tüm o "senin sayende" dediklerimin "senin yüzünden" halinde hesaplaşma zamanı.

Boşluğun uğulduyor.Sırf o yüzden bu aklı ve yüreği oyalamam gerekiyor sürekli.Böyle zamanlarda ülkenin kaybını da bırakıp bir yana,kendi hayatımın o koca çınarına yanıyorum en çok da.İnsanlar çalışkanlık biliyor arazımı.Benim için farketmez.Bildiğim,çalışmayı ibadet belletmiş olmandır ve nefes aldığım sürece yüzüne bakabilir kalmak için bu kalemi aklımdan ve yüreğimden konuşturmak zorunda oluşumdur.Başka da ne yapabilirim ki zaten bu saatten sonra?

Demem o ki insanım işte.Bazen de pek aciz bir insanım.Acizliğinden utanmamayı öğrenmiş,senin sahiciliğinden nasiplenmiş bir insanım.Tek bir nefesin için veremeyeceği hiçbir şey olmayan ve tek bir nefesin için verebileceği hiçbir şey olmadığını öğrenmek zorunda kalan,hayat yorgunu bir öğrenci.Yılmasına bir türlü izin vermediğin.

Tutamadığın balıklar,koşturamadığın atlar,içemediğin çaylar,hoplatamadığın torunlar,sımsıkı bağrına basamadığın tüm canlar şahidimdir.

Milad oldun toprağına,milad oldun toplumuna,milad oldun bana...Miladın da miyadı dolmaz ki be Hrantım...

*Karin Karakaşlı

**Hrant'a...:"Ali Topu Agop'a At",ed. Fahri Özdemir & Arat Dink,Uluslararası Hrant Dink Vakfı & Kırmızı Yayınları,İstanbul,2007,s.195-198.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder