25 Ocak 2012 Çarşamba

"Kanguru" Diyenler Buyursunlar...

"Avustralya kıtasını tesadüfen keşfeden James Cook'un tayfası,karaya ayak basar basmaz,Aborijin yerlileriyle karşılaşır.Tayfalar,Aborijince bilmiyor.Yerliler,İngilizce'den bihaber...İncik boncuk takas ederler,el kol işaretleriyle muhabbet etmeye çalışırlar.

Tayfalar o sırada bakar ki...
Tuhaf bi yaratık var.
Hoplayıp zıplıyor.
Hiç görmemişler o güne kadar.
Parmakla gösterip,sorarlar:
'Bunun adı ne?'
Yerliler cevap verir:
'Kanguru.'

Aradan yıllar geçer...
Karşılıklı lisanlar öğrenilir ve anlaşılır ki,'kanguru' Aborijince'de 'bilmiyorum' demek!

Soykırım,kanguru'dur.

Körler sağırlar birbirini ağırlar'ın...
Nesilden nesle aktarılan yanlış bilgi'nin sıfatı.

Memlekette sanki cami yokmuş gibi,okullara mescit açarlar ama...Arapça'yı monte ettikleri müfredata '1915 gerçeği'ni koymazlar...Tehcir nedir?Katolik ve Protestan Ermenileri neden göç ettirilmedi?Sırtımızdan hançerlendiğimizde,Çanakkale'de balık mı avlıyorduk?ASALA nerede kuruldu,hangi ülkeler eğitti,kaç diplomatımızı hangi ülkelerde katletti?EOKA'yı bitirdiğimiz sene ASALA'nın kurulması,ASALA'yı vurduğumuz sene PKK'nın ilk kez vurması tesadüf müdür?Soykırımsa bu,en başta Fransa,niye Lahey Adalet Divanı'na gitmiyor?Çoluk çocuk binlerce Ermeni'nin öldüğü kesin...
Çoluk çocuk kaç Türk öldürüldü?"

*Yılmaz Özdil,Hürriyet,25 Ocak 2012

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/19763494.asp

***

Sayın Özdil'in yazısını okuduğumda Fransa'nın bu yasayı çıkartmakla ne kadar isabetli bir iş yaptığını bir kere daha anladım.Evvela bu inancımı pekiştirmemi sağladıkları için kendilerine teşekkür ediyorum.

Bir halkın acısıyla sözümona "kanguru" diyerek istihzada bulunduğunu zanneden kendilerine ise Aborijince madem "kanguru (bilmiyorum)" diyorsunuz o halde buyurunuz efendim öğretelim diyorum...

***

"Tehcir nedir?" sorunuzdan başlayalım:

Arapça bir kelime olan "tehcir" deportasyondur yani zorla göç ettirmedir.TDK'nun çıkardığı sözlükte de şu şekilde tanımlanmış:

"Tehcir is. (tehci:r) Ar. tehcir esk. Göç ettirme,göç etmesine sebep olma,sürme.Tehcir etmek bir yerden göç ettirmek,sürmek."

Şimdi de bu kavram konusunda sözü Prof.Dr. Halil Berktay hocamıza bırakalım:

"Son zamanlarda resmi söylem çerçevesinde yazılan bazı kitaplarda,Osmanlı belgelerinde geçen resmi terim olarak 'tehcir'i de kullanmaktan vazgeçmek,bunun yerine başka sözcükler kullanmak eğilimi belirdi (buna paralel olarak,'tehcir' sözcüğü ders kitaplarından da çıkartıldı ve okullarda kullanılması yasaklandı,yanılmıyorsam).Hatta,son günlerde gördüm ki,'tehcir' sözcüğünün Osmanlı belgelerinin dilinde yer almadığını zanneden bazı profesörler de var!Bazı uygulamalar vardır ki,hem 'yarası olan gocunur' kategorisine girer,hem de bir samimiyetsizliği açığa vurur.Resmi ideolojinin bu yeni yöneliminin ardında,başlı başına tehcirin o kadar masum olmadığının,yeni çağdaş tanımlara göre kendi başına etnik temizlik anlamına geldiğinin farkedilmesi yatıyor.Ayrıca bu uygulama,habire 'arşiv' ve 'belge'lerden demvuranların,işlerine gelmeyince belgelere ve belgelerin diline boşverebildiklerini de açığa vuruyor.'Deportasyon' günümüzde,modern ulus-devletlere özgü diplomasi dilinde,sınırdışı etme anlamına gelir.Bunu Tehcir Kanunu için bu dar anlamda kullanamaz;buradaki tehciri (göçürme veya zorlama göçürme yerine) deportasyon biçiminde çeviremeyiz.Tabii dikkatli ve incelikli bir tarih metodolojisi adına şunu da ifade etmeliyiz ki,o tarihteki,1915 dolaylarındaki Osmanlı İmparatorluğu'nun Arap eyaletleri için,yüzde yüz içeride miydiler,yüzde yüz dışarıda mıydılar saptamasını yapmak kolay değildir.Her şeyden önce Osmanlı İmparatorluğu,bizim bugün anladığımız şekliyle (saf ve homojen) bir modern devlet değildi.Modern ulus-devlet denilince,teritoryalitesi çok net,sınırları çok kesin çizilmiş bir ülke anlaşılır.Osmanlı Devleti'ni yönetenler ise,özellikle Balkan Savaşları'ndan sonra ve Birinci Dünya Savaşı koşullarında,Arap eyaletleri üzerindeki hakimiyetlerinin son derece zayıfladığının farkındaydılar.Yani orası Osmanlı topraklarının hem içinde,hem dışında gibiydi.Buna rağmen,tehcir,dar anlamda bir sınırdışı etme faaliyeti değildi.En azından teknik olarak böyle bir şey söylemek mümkün olmaz.Mantıken,düşününüz,aksi takdirde,Ermeniler'i orada iskan etmek mümkün olmazdı.Buna,olsa olsa bir çeşit 'iç deportasyon' diyebiliriz..."*Prof.Dr. Halil Berktay
**Sefa Kaplan,90. Yılında Ermeni Trajedisi:1915'te Ne Oldu?,Hürriyet Gazetecilik,İstanbul,Söyleşiler,s.57-66.

Ancak buradaki soru yanlış çünkü 1915'i anlamak açısından sorulacak soru "tehcir nedir?" veya "neden tehcir?" değil "Neden Der-Zor?"dur...

Tehcir (deportasyon) yani zorunlu göç demektir ve bu haliyle bile bir faciayken 1915 bir tehcirden de ibaret değildir.

Ermeniler tehcir edildi iyi de neden Zor'a tehcir edildiler bunun sorgulanması gerekir İttihatçıların Zor'la ilgili bilinçleri neydi uzatmadan değinmek gerekirse;

"Tehcir uygulamasının en azından Talat Paşa ve Bahaeddin Şakir gibi liderlerin tamamen kontrolünde ve bilgisi dahilinde yapıldığına,sonuçlarının ne olacağının bilindiğine dair birçok delil gösterilebilir.Bunların en dramatik olanı Talat Paşa'nın 1915 Ağustos'unda yabancı konsoloslara 'Ermeni meselesi çözülmüştür' ve gene aynı tarihlerde "Ermenilerin yeni vatanı Der Zor'dur" demesidir.Çünkü Osmanlı arşivlerine göre 1913 yılında Balkan göçmenleri akın akın ülkeye geldiklerinde Talat Paşa Suriye'ye gönderdiği bir telgrafta bu göçmenlerin Der Zor'a yerleştirilme ihtimalini sorgulamaktadır.Ne var ki karşıdan gelen yanıt,çölde yaşama ihtimalinin olmadığı ve gönderilecek göçmenlerin muhakkak ki ölecekleri şeklindedir.Diğer bir deyişle Suriye'ye gönderilen Ermenilerin hangi sonuçla karşılaşacaklarını Talat Paşa bilmekteydi..."*Etyen Mahçupyan
*DoğuBatı,sayı 8,1999.
"Osmanlı Dünyasının Zihni Temelleri Üzerine" adlı makalenin genişletilmiş hali.
**Etyen Mahçupyan,İçimizdeki Öteki,1. bs.,İstanbul,İletişim Yayınları,2005,s.155-202.

Başka bir kaynaktan ve bu sefer Talat Paşa'nın kendi ağzından bu hakikate dair bir pekiştirmede bulunalım:

"Tarih 6 Temmuz 1914'ü gösterirken,Ege kıyı bölgelerinde Rumların kovulmasına yönelik saldırıların Meclis'te tartışıldığı gün,Aydın mebusu Emmanouil Efendi söz alır.Kendisi Rum bölgelerinde terörün kaynağının Rum köylerine muhacir iskanı olduğunun bilinmesine rağmen bu iskan işinin hangi saikle yapıldığını hükümete sorar.Çünkü der,bu iskan yüzünden Rumlar kaçmaktadır.Oysa der,'Üsküdar'dan ta Basra Körfezi'ne kadar hali arazi pek çoktur.' Neden bu bölgelere muhacirler iskan edilmeyip,Rum köyleri seçilmektedir,diye sorar.

Talat Paşa'nın cevabı,konumuz açısından,'kasıt' ile 'bilinç' arasındaki açıyı sıfırlayacak derecededir.Yüzbinlerce Rum'un Yunanistan'a kaçmasına yol açan,Rum köylerine muhacir iskanını savunurken şu bilinci açığa çıkarır:

'Gerçi hali arazi pek çoktur,fakat Emanuelidi Efendi'nin dediği gibi Üsküdar'dan Basra'ya kadar olan boş arazilere bu İslamları yerleştirmek için evvela 15-20 milyon liraya ihtiyaç vardı.Bizde de yoktu.Bu muhacirleri dedikleri gibi,oralara gönderip çöllere serpecek olsaydık oralarda cümlesi açlıktan öleceklerdi...'(1)

Sadece on ay sonra,24 Nisan 1915 günü,Talat Paşa Ermenilerin sözkonusu bölgeye yönelik ilk tehcir kararını verir..."

1-MMZC (Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi),3,1,1,26,6 Temmuz 1914,s.611.Hatta,Kafkasya'dan göçler sırasında dahi bu bölgede onların iskanı düşünülmüştü;3 Receb 1315 [1895] tarihli Muhacir Komisyonu Talimatnamesi için bkz. İrade Dahiliye 1315.B.3-38.

*Fuat Dündar,"Modern Türkiye'nin Şifresi:İttihat ve Terakki'nin Etnisite Mühendisliği,1913-1918",3. bs.,İstanbul,İletişim Yayınları,2008,s.256-257.

Ermenilerin tehcir edilecekleri bölgede kendilerine Müslüman nüfus içinde yüzde 10'u geçmeme gibi bir rezerv getirilmiştir ve birçok Ermeni kafilesi bu yüzde 10 kotasını aştıkları için zaten perişan bir halde ulaştıkları tehcir bölgesinden gene başka yerlere sevkedileceklerdir.Daha kötüsü bunun vahşiyane sonuçları İttihatçılar tarafından gene bilinmektedir:

"Halep vilayeti,Ermeniler önceden belirlenen yüzde 2 nisbetini aşacak şekilde iskan edildikleri için uyarılıyordu.8 Eylül 1915 tarihli şifrede valiliğin 'daima nazarı dikkatde bulundurması' gereken şeyin,Ermenilerin 'o muhitde nisbi bir ekseriyet teşkil etmelerini' engellemek olduğu ve belirlenen oranlardan 'fazla olanların vilayet dahilinde dağıtılmayarak Urfa cihetlerine' sevkedilmeleri olduğu hatırlatılıyordu.(1) Ancak,ilginç bir şekilde,Halep valisine Ermenilerin Urfa'ya gönderilmesi emredilirken,aynı gün Urfa'daki yüzde 10'u aşmış olan Ermenilerin de Zor ve Musul taraflarına gönderilmeleri emrediliyordu.(2)

Birbiriyle çelişkili bu son iki emirden anlaşıldığı gibi,Ermeni kafilelerinin büyük bir kısmı birden fazla sevke tabi tutuldular.İktidarın yüzdelik oranı tutturmak pahasına aç sefil haldeki Ermeni kafilelerini zor iklim şartlarında yeniden sevke tabi tutması,kitlesel kayıplara sebebiyet vermekle eşanlamlıdır.Halep bölgesinden Ermenilerin iskanı ile görevli Kafkas kökenli Hasan Amca,Ermenilerin birden fazla sevklerine tanık olduğuna ve birden fazla sevkin ölümlere sebep teşkil ettiğine hatıralarında değinir.(3) Hem zaten Osmanlı yetkililerinin,kafilelerin sevkleri sırasında ve iskanlarından sonra dahi,kitlesel ölümlere yol açan,açlık,sefalet ve bulaşıcı hastalıklardan haberleri vardı.(4)"

1-DH.ŞFR Dahiliye Nezareti Şifre Kalemi) 55A.145 (8 Eylül 1915).
2-DH.ŞFR 55A.146 (8 Eylül 1915).EUM'den Urfa'ya çekilen şifre.
3-Hasan Amca,Alemdar gazetesinde anılarını yayımlar.Dördüncü gün kamuoyunun tepkisi üzerine bu yayın durdurulur.Ancak İstanbul'da Fransızca yayın yapan La Renaissance gazetesi anılarının tümünü Gerçekler ve Belgeler (Faits et documents) başlığıyla yayımlar,186(8 Temmuz 1919),189(11 Temmuz 1919),192(15 Temmuz 1919) ve 198(22 Temmuz 1919).
4-İttihatçıların Goltz Paşası da anılarında bu çıplak gerçeği şöyle aktarmaktadır:"Suriye ovasına doğru inilmeye başlandı.İşte burada Ermeni firarilerinin insana teessür veren manzarası göze çarpıyor.Bunlar Toros'un cenup eteklerinde iskan edilecek fakat bu kadar insan kütlesine karşı gösterilecek insani dikkat ve ihtimam ne kadar olsa kafi gelemeyeceğinden tabiatıyla aralarında bitmez tükenmez bir sefalet hüküm sürüyor.Müthiş bir kavimler faciası.Binlerce insan aç,bakımsız,himayesiz bir halde karanlık bir hedefe doğru akıp gidiyor",bkz. Golç Paşanın Hatıratı,çev. E. Kay ve S. Mayakuşu,Askeri Matbaa,İstanbul,s.55.

*Fuat Dündar,a.g.e.,s.316-318.

***

"Katolik ve Protestan Ermenileri neden göç ettirilmedi?" diye sormuşsunuz.

Katolik ve Protestan Ermenilerin göçe tabi tutulmadıklarını kim söyledi size nereden öğrendiniz bu masalı bilemiyorum ama dilerseniz bu konuda Prof.Dr. Taner Akçam'a kulak verelim şimdi de:

"Tehcir Herkese Uygulandı*

-Tehcirle yapılmak istenen,Osmanlı topraklarında yaşayan bütün Ermeniler'i ortadan kaldırmak mıydı,yani önceden planlanmış bir bütünün parçası mıydı tehcir kararı?

Evet,kesinlikle.Ermeniler'e karşı alınan önlemleri bir savaş tedbiri olarak düşünmek yanlıştır ve bir ön hikayesi vardır.Zaten Ermeniler savaş bölgesinden değil,tüm Anadolu'dan sürülmüşlerdir ve Ermeni olmak sürülmek için yetmiştir.Ermeni tehciri ve imhası,Osmanlı İttihat ve Terakki Partisi'nin 1912 Balkan yenilgisi sonrasında karar verdiği,Anadolu nüfusunu Müslüman-Türk homojen bir topluluk haline sokma planının bir parçasıdır.

-Pekiyi ama herkes tehcire tabi tutulmuyor.Pek çok da istisnası var...

Bunların önemli bir kısmı palavradır.Bu palavralara bazı örnekler vermek gerekirse:

a)Sadece savaş bölgesinden Ermeniler'in sürüldüğü iddia edilir:Palavradır;Ermeniler Anadolu'nun her yerinden sürülmüşlerdir.

b)Batı Anadolu'dan sadece suçlu ve şüpheli Ermeni erkekler sürülmüştür:Palavradır;kadın-çoluk çocuk,yaşlı-genç ayrımı yapılmadan tüm Ermeniler sürülmüşlerdir.

c)Protestan ve Katolik Ermeniler sürülmemişlerdir:Palavradır;Protestan ve Katolik Ermeniler de sürülmüşlerdir.

d)İstanbul ve İzmir'den Ermeniler sürülmemiştir:Palavradır;bu şehirlerden de Ermeniler sürülmüşlerdir.İzmir sürgününü,belli bir sayıda Ermeni sürüldükten sonra Alman general Liman von Sanders engellemiştir.İstanbul'dan,İstanbul doğumlu olmayan Ermeniler ve bekar erkekler sürülmüşlerdir.İzmir ve İstanbul sürgünlerinin kayıtları Osmanlı arşivlerinde de vardır.

e)Hükümet konvoylara elinden gelen yardımı yapmıştır:Palavradır;yabancı ülkelerin yardım talepleri başta olmak üzere bütün yardım talepleri reddedilmiş,konvoylara yardımcı olmak isteyen birçok yerel yönetici görevinden alınmıştır.Yukarıda belirttiğim gibi,yardım verilebildiği durumlar olmuştur ve bunun nedeni yerel yöneticilerin merkezin emirlerini dinlememiş olmasıdır.Yani kendiliğinden olan ahlaki bir tavırdır bu..."*Prof.Dr. Taner Akçam
**Sefa Kaplan,90. Yılında Ermeni Trajedisi:1915'te Ne oldu?,Hürriyet Gazetecilik,İstanbul,2005,Söyleşiler,s.37-42.

Şimdi de başka bir kaynağa gözatalım:

"...Ankara'daki Katolik Ermenilerin sürülme kararından sonra,(1) Almanya ve Avusturya Osmanlı üzerinde ciddi baskı kurarlar.Bunun üzerine Talat Paşa,sevkiyatın durdurulması ve sürülenlerin de geri getirilmesini emreder.(2) 19 Ağustos 1915 tarihli genel ve gizli bir talimatname ile Katolik ve Protestanların tehcir kararından muaf tutuldukları bildirilir.Bununla birlikte,yoğun oldukları bölgelerde ve şüpheli tavırlarına rastlanıldığı durumlarda,tehcire tabi tutulacaklardır.(3) Yukarıda da belirtildiği gibi,tehcir edilen Katolik ve Protestan ailelerin mal ve mülkeri de,Gregoryenlerinki gibi emval-i metruke'ye tabi olacaktır.(4)

Aslında Protestan ve Katoliklerin tehcirden muaf tutulmaları,İttihatçıların tüm Ermenileri imha etme siyasetinin sözkonusu olmadığını ispat içindir.27 Mayıs 1916'da,İçişleri Bakanlığı adına İsmail Bey tarafından gönderilen şifreli telgrafta,bu grupları tehcir etmemesi için Ankara valisini ikna için en önemli argüman,'devletin bekası'dır.Telgrafta İsmail Bey,'Ermeni unsuruna karşı hükümetin imhakar bir siyaset takip' etmediğinin 'alel umuma' ispatı için,hükümetin 'Katolik ve Protestanlara ilişmediği'ni itiraf eder.(5)

...Ağustos ayının sonunda,Türk göçebelerin Ermeni köylerinde iskanı emrinden sonra,Talat Paşa tüm valilerin (Edirne,Kastamonu ve Aydın dışındaki) uygulamaya konulan politikanın sayısal verilerini iletmesini emreder;bu veriler üç gün içinde iletilmelidir.İstenen verilerin ilk ikisi Ermeni Gregoryenler için sonuncusu da Ermeni Katolik ve Protestanlarına yöneliktir.Ermeni Gregoryenlerden,sevkedilmeyi bekleyenlerin miktarı,başka vilayetlerden sürülmüş olup o an vilayet dahilinde bulunanların miktarı ve bunların nerelerde bulunduğu (yollarda,istasyon ve kasabalarda) sorulur.Son soru,vilayet/liva dahilinde bulunan Katolik ve Protestan Ermenilerle ilgilidir.Miktarları,ne kadarının sevkolunduğu,kalan nüfus ve bu nüfusun tek tek Protestan ve Katolik olarak 'nüfusu asliyeye nazaran yüz kaç nisbetinde' oldukları sorulur."(6)

1-DH.ŞFR 54A.373 (11 Ağustos 1915).İAMM'den Ankara'ya çekilen şifre.
2-Ermeni bir gözlemciye göre,bkz. Arthur Beylerian,Les Grandes puissances,l'Empire ottoman et les Arméniens dans les archives françaises (1914-1918),Paris:Publications de la Sorbonne,1983,s.506-509.
3-DH.ŞFR 55A.23 (2 Eylül 1915).EUM'den Adana'ya çekilen şifre.Ayrıca bkz. DH.EUM.5.Şb. (Dahiliye Nezareti Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti 5. Şube) 15.19 (14 Temmuz 1915).
4-DH.ŞFR 54A.384 Adana ve Haleb vilayetleri ile Adana,Haleb ve Maraş EMK (Emval-i Metruke Komisyonları) Komisyon başkanlarına çekilen şifre.Ayrıca bkz. DH.ŞFR 57.37 (16 Eylül 1915).
5-DH.ŞFR 64.136 (27 Mayıs 1916).
6-DH.ŞFR 55.208 (25 Ağustos 1915).
*Fuat Dündar,a.g.e.,s.296-324.

***

"Sırtımızdan hançerlendiğimizde,Çanakkale'de balık mı avlıyorduk?" gibi bir sual yöneltmişsiniz...

Resmi tarih tehcirin gerekçesi olarak sözümona Ermenilerin "isyanı"nı gösterir hatta bunun da ötesinde en mühim ve yegane argümanları da budur ancak bu da gerçek dışıdır:

"'İstisnasız tüm Ermenilerin' tehciri ile ilgili en önemli argüman,Ermenilerin isyan ettiğidir.Ancak bu argüman sonradan yaratılmıştır.Tehcir öncesi yazışmalarda Ermenilerin isyan hazırlığında olmadığı ve tehcir sırasında da ciddi ve genel bir isyandan bahsedilmemektedir. ...Savaş öncesi,'Ermeniler arasında bir ihtilal hareketi' olup olmadığı yönünde tahkikat yapılmış bunun bir işaretinin 'görülmediği ve buna cesaretlerinin olmadığı' tespit edilmişti.(1) 24 Nisan 1915 tarihli Ermeni operasyonunu başlatan şifreli emirde de 'genel bir isyan' olduğu yönünde bir ifadeye rastlanmaz.Bu telgrafta Talat Paşa,bir olasılık üzerine Ermeni komitacılarına karşı operasyonu başlattığını belirtmiştir;'arkadan vurma gibi hainhane faaliyetlerinin olabileceği'.(2) İki ay sonra,Van isyanı sonrası ve kitlesel katliamların gerçekleştiği günlerde bile,Enver Paşa genel bir isyandan değil olasılıktan bahsetmiştir:'onların [Ermeniler] ayaklanma hazırlığı içinde bulunmaları nedeniyle'.(3) 'İsyan' argümanı yaz aylarından itibaren,İttihatçı propaganda çalışmaları sırasında belirlenir.Sonbahar başlarında padişahın,Papa Benois XV'e gönderdiği mektupta bu argüman kullanılır;'Ermeni ihtilal komitelerinin Anadolu'nun her köşesinde şubeleri bulunduğundan bunlar tarafından tertib olunan ve düşmanlarımız tarafından teşvik ve yardım gören isyan,umumi bir mahiyette olmuştur.Böyle bir hal muvacehesinde kendi halinde yaşayan anasır ile intizam-ı umumiyi ihlal eden anasırı yekdiğerinden tefrik edebilmek me'muriyetimizce fi'len gayr-i mümkin olduğu cihetle' denilerek,topyekun tehcir meşrulaştırılır.(4)

İttihatçı propagandanın bir argümanı olan isyan nedeniyle Ermenilerin toptan tehcir edildiği yönündeki argümanı,aslında İttihatçıları da çok fazla ikna etmeyecektir.Mesela,Talat Paşa 24 Eylül 1917 tarihli Cemiyet kongresinde yaptığı konuşmada,Ermeni komitacılarının sükunetten isyan haline,sadakatten fesada geçtiklerini söyler.(5) Katliama bizzat iştirak etmiş nadir valilerden biri olan Diyarbekir Valisi Reşid Bey'in anılarında da bu mantık öne çıkar.Ermenilerin 'kıyam ve isyan için vakit ve saatini beklemekte...' olduklarını belirtir.(6)

Yani İttihatçılara hakim olan zihniyet,Ermenilerin er ya da geç isyan edecekleridir.Onlar uygun zamanı beklemektedirler.Bu nokta çok önemlidir ve Ermeni karşıtı operasyonun özünde yatan neden de budur.İttihatçılar için,Ermeniler isyan etmemiş olsa bile isyan potansiyeli taşımaktadır.Aslında böylece,sırf komitacılar değil,Ermeni nüfusun kendi başına,sessizliği ve masumiyeti de hedefe alınmış olur.Sıradan,kendi halindeki nüfus isyan etmemiş olsa dahi her an isyan etme karakteri ile zanlı hale getirilmiş oluyordu.Talat Paşa'nın Morgenthau'ya dedikleri de bu açıdan çok çarpıcıdır:'Masum ve suçlu Ermeniler arasında bir ayrım yapmadığımız için suçlanmaktayız;bu hiçbir şekilde mümkün değildi,zira bugünün masumları yarının suçluları olabilirdi.'(7)

İttihatçı sözlüğün favori kelimesi olan 'fesad ocakları' da Ermeni nüfusa bakışı açık bir şekilde göstermektedir.Eylem halinde olmasa dahi,hem komitacılara 'yataklık' eden ve hem de gelecekte isyan etme potansiyeline sahip bir nüfustur fesad ocakları.Kendi halindeki Ermeni nüfus da bir tehdit olarak görülmüştür.Fizikteki 'statik hal'in 'kinetik hal'e dönüşümü gibi,kendi halindeki Ermeni nüfusun bir gün isyan haline geçmesinden çekinilmiştir.Ermeni nüfus en "statik hal"iyle bile bir tehdittir.Bu statik halin diğer görünümü istatistiktir.Kendi halindeki Ermeni nüfusun,istatistik açısından da nasıl tehlike olarak algılandığına aşağıda değineceğiz.

Diğer yandan,'isyan saatini bekleme' ifadesi,İttihatçıların 'zaman' ile sorunları olduğunu da ortaya çıkarmaktadır.Bu sadece Türkleştirmenin bir 'zamanlama' meselesi olduğu uygun bir anda ve kısa sürede hayata geçirilmesi gerektiği yönündeki inançlarından değil,ama aynı zamanda 'gelecek korkusu'nun onlara derinlemesine nüfuz etmesinden de kaynaklanmaktadır.Devleti kurtarma adına yapılmış 1908 Devrimi'nden beri,her yeni gün,yeni toprak kayıpları getirmiş,zaman başlı başına bir 'tehdit' olarak zihin dünyalarında yer etmiştir.Talat Paşa'nın Morgenthau'ya yaptığı açıklamalarda bunun izleri görülmektedir:'Bu halk ... silahları bırakın yönündeki emrimize uymuyorlar.Van ve Zeytun'da bize karşı çıkıyor ve Ruslara yardım ediyorlar.Onlara karşı gelecekte kendimizi savunmamız için tek yolumuz var,bu da onları sürmektir.'(8)

1-DH.EUM 2.Şb. (Dahiliye Nezareti Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti İkinci Şube) 68.17.
2-DH.ŞFR (Dahiliye Nezareti Şifre Kalemi) 52.96-97-98 (24 Nisan 1915).
3-ATBD (Askeri Tarih Belgeleri Dergisi),sayı:85,b.1999.Diğer yandan,Talat Paşa ve Enver Paşa gibi ülkeyi yöneten temel iki aktör dışında Osmanlı Dışişleri yetkilileri de ilk yazışmalarında genel bir isyandan değil bir ihtimalden bahsetmektedir;"ve bu hususda edilecek küçük bir kusurun orduyu önden ve arkadan ateşe ma'ruz bırakabileceği" belirtilerek topyekun tehcir meşrulaştırılmaya çalışılır,bkz. Dışişleri müfettişi Mehmed Münir Bey'in raporu,HR.HU (Hariciye Nezareti Hukuk Kısmı Evrakı),Kr.173.5
4-10 Eylül 1915 tarihli mektup için bkz. HR.SYS (Hariciye Nezareti Muhaberat-ı Umumiye Dairesi Siyasi Evrakı Kataloğu) 2799/43-14.
5-İkdam gazetesinin 25 Eylül 1917 tarihli sayısı,bkz.Beylerian,a.g.e.,s.417.
6-Dr. Mehmed Reşid Şahingiray Hayatı ve Hatıraları,(ed.)Nejdet Bilgi,İzmir:Akademi,1997,s.104.
7-URL:http://www.imprescriptible.fr/documents/morgenthau/chapitre25.htm
8-a.g.e.,s.230.
*Fuat Dündar,a.g.e.,s.335-349.

Çanakkale'de Osmanlı ordusu saflarında "balık tutan" Yüzbaşı Sarkis Torosyan'ın hikayesini ve ailesine reva görülen "alçaklığı" okumak için de Ayhan Aktar hocamızın iki makalesine bakalım bir de:

http://www.taraf.com.tr/ayhan-aktar/makale-yuzbasi-torosyanin-hikayesi.htm
http://www.taraf.com.tr/ayhan-aktar/makale-ben-enver-pasanin-yalancisiyim.htm

***

"ASALA nerede kuruldu,hangi ülkeler eğitti,kaç diplomatımızı hangi ülkelerde katletti?" demişsiniz ki tabii anlıyorum ne zaman 1915 gündeme gelse resmi söylem derhal ASALA'ya ve onun diplomatlara yönelttiği saldırıları dile getirir ağlayıp sızlar...

ASALA Lübnan'da kuruldu ve kuruluş aşamasında da George Habas'ın FHKC'siyle Nayef Hawatmeh'nin FDHKC'sinden ve Sabri al-Banna'nın Abu Nidal'inden destek gördü.Yani mazlum bir halk olan Filistinlilerden ve onların organizasyonlarından yardım gördü ülkerden falan değil...

Ama bu bir yana 1915 sözkonusu olduğunda topu ASALA'ya atma kurnazlığına karşı Sayın Etyen Mahçupyan'a kulak verelim şimdi de:

"...Daha basiretsiz bir karşı çıkış ise ASALA'nın eylemlerini öne sürerek,'bizim de mağdur olduğumuz bir durum var' mesajını vermeyi bir argüman sanmak.ASALA açıkça bir terör örgütü,bir katil çetesiydi.Öldürülen diplomatları anmak ve dünya çapında anılmalarını sağlamak da doğru ve sürdürülmesi gereken bir yaklaşım olarak tercih edilebilir.Ama neyi neyle karşılaştırıyoruz?Osmanlı Devleti de bir terör örgütü müydü ki,ASALA ile arasında bir tür 'karşılıklılık' aranmakta.Bir devlete terör örgütünün sorumsuzluğunu ve ahlaki kaygılardan uzaklığını yüklemek mümkün mü?Dolayısıyla,soykırım iddiası karşısında ASALA terörünü bir karşılık olarak ileri sürmenin tek bir yorumu olabilir:Soykırım iddiasının zımnen kabul edilmesi..."*Etyen Mahçupyan,29 Eylül 2000.
**Etyen Mahçupyan,İkinci Tanzimat,Ankara,Liberte Yayınları,2003,s.146-148.

"...Bir televizyon programında Mümtaz Soysal geçmiş yıllarda otuz diplomatımızın öldürülmesini 'asıl soykırım bu' diye betimlemiştir.Hangi sebebe dayandırılırsa dayandırılsın Türk diplomatlarının öldürülmesini hiçbir şekilde mazur veya meşru göstermenin mümkün olmadığı açıktır.Hiçbir ideolojik 'sebep' başka bir insanın ölümünü meşru kılamaz.Bu olaylar hafifletici sebebi olmayan cinayetlerdir.Ne var ki bu cinayetler bir 'soykırım' da değildir.Çünkü ölenler adı sanı,görevi belli;temsil yeteneği olan insanlardır ve bu nitelikler hayatlarına saldırıda bulunulmasının da 'nedenidir'.Oysa 'soykırım',adını sanını bilmediğimiz,hatta ilgilenmediğimiz insanların sırf bir kültürel kimliğe ait olmalarından ötürü öldürülmeleridir.Bu nedenle Ermeni tehciri ideolojik dayanağı zayıf olmasına karşın,uygulamada 'soykırım' benzeri özellikler göstermiştir.Çünkü hem devletin bilgisi ve yönlendirmesi altında yapılmış,hem de sürgün ve ölümün tek nedeni Ermenilik olmuştur.

Soysal [ya da Özdil] gibi hem hukukçu hem hariciyeci birinin bu basit ayrımları bilmemesi;tarihte neler olup bittiği konusunu bir yana bırakalım,hukuk terminolojisi alanında kara cahil kalmış olması inandırıcı mıdır?Tüm bu çaba,demagojik bir üslup içinde anlam kaydırmaları yaparak,gerçekliğin bulandırılmaya çalışılmasından ibarettir.Bu yaklaşım,yaşanmışlığı siyasetin manipülasyonuna açık bir talan alanı olarak algılamakta;her şeyin siyasi/ideolojik dille yeniden kurgulanabileceğini ve üstelik bu kurgunun hakikatin yerine geçebileceğini sanmaktadır..."*Etyen Mahçupyan,Radikal,12 Temmuz 1998
**Etyen Mahçupyan,Yönetemeyen Cumhuriyet,1. bs.,İstanbul,Patika Yayıncılık,1999,s.258-260.

***

"Soykırımsa bu,en başta Fransa,niye Lahey Adalet Divanı'na gitmiyor?" gibi bir soru var şimdi de...

Pardon.Fransa neden Lahey Adalet Divanı'na gitsin ki?Bunun mantığını çözebilmek mümkün değil...Zira Fransa bu meselenin ne sanığı ne de başka bir şeyi!..

Fransa en başta Osmanlı yargısının olmak üzere bir dizi mahkemenin kurum ve kuruluşun kararına dayanarak böyle bir tasarrufta bulunmuştur:

"Ben bir tarihçi olarak 1915'te yaşananların bir soykırım olduğunu düşünüyorum.Çünkü,dünyada bunu soykırım olarak tanıyan ilk devlet Osmanlı İmparatorluğu'dur.1918 yılındaki tutanaklarda bunu görmek mümkündür.Orada açıkça,Ermeni tehcirinin basit bir tehcir olayı olmadığı,soykırım olduğu yazıyor.1919 yılındaki Divan-ı Örfi Mahkemesi kararlarında da aynı şeyi görmek mümkün zaten.Ermeni soykırımı kararı alan İttihat ve Terakki yöneticileri hakkında idam kararı vermiştir o mahkeme.Boğazlıyan kaymakamı asılıyor,Diyarbakır Valisi Mehmed Reşid ise idam kararı alınınca intihar ediyor.Ayrıca iki kişi daha suçlu bulunup idam ediliyor..."*Dr.Arsen Avegyan
*Sefa Kaplan,90. Yılında Ermeni Trajedisi:1915'te Ne Oldu?,Hürriyet Gazetecilik,İstanbul,2005,Söyleşiler,s.51-55.

En mühimi bu ama bunun dışında da;

-1969'da "Helsinki Dünya Barış Konferansı"nın kapanış oturumunda oybirliği ile Ermeni Soykırımı kabul edildi ve kınandı...

-1973'de Birleşmiş Milletler'in "Irkçılık ve Soykırım ile İlgili İnsan Hakları Komisyonu" 1915 olaylarını inceleme kararı alıp 9 Ağustos 1985'te de "soykırım" kararına vardı...

-1983 ve 1989'da ayrı ayrı "Dünya Kiliseler Konseyi" Ermeni Soykırımı'nı tanıyan kararlar aldı...

-1984'te Paris'te "Daimi Halklar Mahkemesi" Ermeni Soykırımı'nı onayladı...

-1997'de Soykırım Bilimadamları Birliği'nin toplantısında Ermenilerin 'tam anlamıyla soykırıma' uğratıldıklarına dair bir karar alındı...

-2000'de Philadelphia'da Yahudi Soykırımı üzerine düzenlenen bir konferansta İsrailli tarihçiler de dahil çok sayıda araştırmacı Ermeni Soykırımı'nın gerçek bir olgu olduğuna dair açık bir deklarasyonu imzaladı...

Lahey'e gitmesi gereken kim bu durumda?..

***

"Arapça'yı monte ettikleri müfredata '1915 gerçeği'ni koymazlar..."

"1915 gerçeği"ni koymadıkları için yatıp kalkıp şükretmelisiniz aslında...

Saygılarımla

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder