13 Ocak 2012 Cuma

Gizli Devlet ve Kuruluş Konspirasyonu/Suat Parlar

Milli mücadelenin ilk kurşunu 19 Aralık 1918 günü Dörtyol'da patlar.Bu ilk kurşun,öç almak için dönen Fransız üniformalı Ermenilere atılır.Atıldığı yerde İngilizlere başvurulur ve İngiliz birlikleri istenir.İngiliz işgaline tepki yoktur.Büyük devletlerin adaletine güvenilmektedir.İngiliz ve Fransız subayları,özellikle Ege bölgesindeki bazı kongrelerde konuşmalar bile yapmışlardır.Sivas Kongresi'nde,ABD mandasını talep eden bir karar da alınmıştır.TM ve Karakol gibi devletin gizli örgütlerinin kuruculuğunu yapan Kuvay-ı Milliye ise,korkunun örgütleyicisi olmuştur.Sabahattin Selek bu konuda şunları yazıyor:"Kuvay-ı Milliye,silahlı halk kuvvetleri kuruluşunda olduğu halde gerçek anlamda halkla fazla ilişkisi yoktur,diyebiliriz.Çünkü,Kuvay-ı Milliye halkı korkutmuş,yıldırmış,soymuş,halka fena muamele etmiştir.Kuvay-ı Milliye hemen her yerde terör havası estirdiği için sevilmemiştir...Müdafaa-i hukukçular,mütegallibe,bölgelerinde şahsi nüfuz ve itibarlarını artırmak için Kuvay-ı Milliye'yi alet olarak kullanmaktan geri kalmamışlardır."(1)

Kuvay-ı Milliye'nin dayanağını oluşturan güçler Ermeni ve Rum Tehciri'ne katılmış TM ajanları,milisler ve büyük tüccarlardır.Teşkilat-ı Mahsusa'nın fedaileri açısından bu tür bir direnişi örgütlemek ölüm-kalım savaşıdır.Bu konuda değerli bir kaynakta şu bilgiler yer alıyor:"Ermeni kırımıyla,Kurtuluş Savaşı kadroları arasındaki ilişkinin boyutuna ilişkin bütünlüklü bir tabloyu,İttihatçıların bu savaşta oynadıkları rolü açığa çıkartabilirsek elde ederiz...İddia edilebilir ki,ulusal mücadele hazırlanmış bir plana göre,büyük ölçüde İttihatçılar tarafından örgütlenmiştir.Kurtuluş Savaşı'nın en önemli taşıyıcı örgütleri İttihatçılar tarafından kurulmuştur.Özellikle silahlı hareketin örgütlenmesinde önemli rol oynayan Karakol örgütü,Talat Paşa tarafından kurdurtulmuştur.Bu örgütün en önemli dayanağı,Ermeni katliamını düzenleyen,Teşkilat-ı Mahsusa'dır."(2)

TM'nin deportasyondaki suç ortağı ticaret burjuvazisi ile eşraf da direnişteki yerlerini almışlar ve Ankara'yı desteklemeye başlamışlardır.Konumuz açısından en ilginç gelişme TM'nin eli kanlı fedaisi Topal Osman'ın,Mustafa Kemal Paşa'yı ve Millet Meclisi'ni korumakla görevlendirilmesidir.Millet Meclisi'nin Topal Osman'dan sorulduğu dönemde,Mustafa Kemal'in memleketi zora sokuyorsunuz diyerek üzerine yürüdüğü milletvekili Ali Şükrü Bey öldürülmüş ve İttihatçı devlet geleneğinin temsilcisi olarak cinayeti işleyen Topal Osman da aynı geleneğe uygun biçimde tasfiye edilmiş,tasfiye emrini de Mustafa Kemal vermiştir.

Mustafa Kemal'in yakın çevresi,TM fedaileri,Balkanlar'da yürütülen gayrinizami harbin silahşorleri,Ermeni ve Rum Tehciri'nin sorumlularından oluşmuştur.Örneğin;Erzurum'a Mustafa Kemal'den önce gelen ve derhal hizmetine giren Bitlis Valisi Mazhar Müfit Kansu,Makedonya dağlarında çete kovalamış bir özel harpçidir.Erzurum ve Sivas kongrelerine katılan İbrahim Süreyya Yiğit de,Trablusgarp gerilla savaşlarında dövüşmüş ve adı tehcire karışmıştır.Son görevi İzmit mutasarrıflığıdır.Mustafa Kemal'in yakın çevresindekilerden bir diğeri ise Hüsrev Sami Kızıldoğan'dır.TM'nin önde gelen fedailerinden olan Hüsrev Sami,Batı Trakya'da TM'nin kurdurduğu,bu toprakların ilk cumhuriyetinin kadrolarındandır.

Ermeni Tehciri'ni gerçekleştiren,bunu etnik açıdan tek ulusa dayalı bir devletin iktisadi temeli sayan ve gizli devlet örgütlerinin çekirdeğini oluşturan kadrolar,Türkiye Cumhuriyeti'ni kurmuşlardır.Türkiye Cumhuriyeti devletinin en üst makamlarını dolduran bu kadrolar,iç savaş dinamiklerinin ve deportasyonun suç ortakları olan burjuvazi ve toprak ağalarının gerici düğümlerine dayanmışlardır.Kuruluş temelleri tarihen ve sınıfsal olarak bu temelde belirlenen Türkiye Cumhuriyeti'nde,İttihatçı despotizmin kalıntısı sermaye diktatörlüğünü temsil eden çelik çekirdek,ciddi bir güce dönüşmüştür.

Bu konspiratif yapının oluşumda,önderlik iradesini Mustafa Kemal temsil etmiştir.Gizli örgütçülük deneyimine sahip,devletin çelik çekirdeğini oluşturan güçlerle içli-dışlı,hatta Osmanlı'da yakın çevresiyle hükümet darbesi planlamış,iç savaş deneyimi olan usta bir burjuva siyasetçisidir o;"Ben Halep şehrinde...Sokak çatışmalarını yönettim.Hücum edenler tamamen mağlup ve bozguna uğramış olarak uzaklaştırıldılar ve izlendiler..." diyen Mustafa Kemal,iç savaş deneyimi,karşı-gerillayı yönetme becerisi,istihbarata ve gizli devlete verdiği önem açısından,ancak,Abdülhamid ve Enver Paşa'yla karşılaştırılabilir.En önemlisi de,burjuva programın uygulama aygıtı olarak orduya dayanmasıdır.İTC'ni sınıf örgütü olarak belirleyen,burjuvazinin uygulama örgütü TM ve ordudur.Bu anlamda,cumhuriyet,bu mirası Mustafa Kemal'in kişiliğinde devralmıştır...

Milli mücadele sırasında,İttihatçı yarbay ve albayların arkadaş grubu tarafından yönetilen Osmanlı ordusu güçlü sayılırdı.Mütareke yıllarında 110.000 ile 130.000 arası askerden oluşan ordu,1918 Kasımı'ndan itibaren terhis edilmesine rağmen uyumlu yapısını korumuştur...Emir-komuta zinciri bozulmamış,muhabere sistemi ile şifre kodları kullanılabilir halde olup ve disiplini korunmaktadır.Hiçbir ciddi isyan çıkmamıştır.İşte Mustafa Kemal'in en önemli dayanağı bu ordudur.

Konumuz açısından ordunun dikkat çeken bölümü,Onbeşinci Kolordu'dur.Pan-Türkist eylemler ve Kafkasya'ya yönelik eylem jeopolitiğinin üssü olan Erzurum'da üslenen Onbeşinci Kolordu,önemli oranda atış gücüne sahiptir.Aslında,özel ordu mahiyetinde kurulmuş ve temelinde Dokuzuncu Ordu'nun çekirdeği bulunan kolordu,siyasi görevler üstlenmiştir.Yerel kongre hazırlıkları,Kürt liderlerin kontrolü,Bolşeviklere dair istihbarat ve propaganda çalışmaları bu görevler arasındadır.Ayrıca Karadeniz ve Kürt bölgelerinde bulunan TM'nin milis birlikleri de bu iç savaş ordusuna bağlı olmuştur.Kazım Karabekir'in anılarında bu konudaki konumunu oldukça iyi anlatan bölümlere rastlamak mümkün.İttihatçıların askeri kanadının parlak kurmayı,Onbeşinci Kolordu komutanı Kazım Karabekir,İsmet İnönü'ye şunları yazıyor:"Ankara'da gayet gizli ve faal sivil polis teşkilatı yapılmasını ve bu teşkilata istidatlı ve bu işe kabiliyetli olan subayların memur edilmesini basirete uygun bulurum."(3) Subaylardan müteşekkil siyasi polis konusunda,Ankara'ya öneride bulunan Karabekir'in güçlü bir istihbarat ağına sahip olduğu bilinmektedir.Sürekli olarak Ermeniler üzerine akınlar düzenleyen Onbeşinci Kolordu'nun,milli mücadelenin deportasyona dayalı güçler koalisyonunu pekiştirmede işlevi olduğu görülüyor.

Karabekir anılarında:"Onbeşinci Kolordu'nun bu vilayetler ahalisinden olup,ancak Ermenilerden intikam için şiddetli bir istekle hudut boyunda sabırsızlanan kısımları..." olduğundan söz ediyor.(4) Milli mücadelede en önemli askeri gücü oluşturan Onbeşinci Kolordu'nun usta siyasetçi komutanı,iç-dış savaş diyalektiğini şöyle açıklıyor:"Yaptıkları İslam kıyımlarıyla Ermeniler harbe sebep olmuşlardır.Ermenilerin bu İslam imhası ve sonunda muharebenin çıkması bütün Anadolu halkında bir tesir ve kısmen olsun bir birleşme hasıl edebilir.Bütün milletler için bendenizin zannım iç anlaşmazlıkların giderilmesi ancak yeni bir dış çarpışma ile mümkündür."(5) İç dinamikleri milli birlik ve beraberlik ruhu etrafında birleştirmeyi dış düşman yaratmaya bağlayan Paşa,ateşli bir şovenizmin sözcüsü olmuştur.İzmir İktisat Kongresi'nde savunduğu bilinçli burjuva siyasetlerle düşünüldüğünde,şoven-militarist eylemlerle,sınıf mücadelesi arasındaki bağlantıları iyi bilmektedir.İçerideki sınıf ilişkilerinin yaratacağı hesaplaşma ortamını dış düşman yaratarak,ortaya çıkan politik enerjiyi ona kanalize ederek aşmaya çalışmıştır.Peki,bu dış düşman kimdir?Bu sorunun kaçınılmaz cevabı Ermeniler olacaktır.Paşa bu konuda şunları yazıyor:"İzmir,Adana ve hatta İstanbul olaylarına millet alıştığından tabii geliyor.Bir Ermeni harbi ise yeni bir tesir yapabilir.Ermenistan içleri de karmakarışık olduğundan dış devletlerin bize hücumuna da sebep olmaz."(6) Ülkesi,emperyalist güçler tarafından işgal edilmiş bir asker emperyal yayılma amacına dayalı ve iç sınıf çelişkilerini bastıracak şoven bir dalgayı güvence altına alacak bir savaşı savunabiliyor.

Milli mücadelenin,anti-emperyalist olduğuna ilişkin yorumların bu gerçekler karşısında gözden geçirilmesinde yarar vardır.Aslında,burjuva devlet anlayışının ve aygıtının egemen olduğu koşullarda ülkenin gücü ve kaynaklarının sınırlılığı bir yana,emperyal istekler her zaman için yoğun olmaktadır.İlkel sermaye birikimi,deportasyon ve yağmaya dayalı mülk edinme ve bunların şoven-milliyetçilikle beraber bir siyasi programa dönüşmesi,burjuva devlet ilkelerinin doğal bir özelliğidir.Aksi takdirde,işgal altında bulunan bir ülkenin emperyal yayılmacılığa bu kadar mesai harcaması ve bunu büyük bir şovenizmle yapması düşünülemez.Türkiye'de,milli mücadele dönemi dahil,emperyal dinamiklerin uygun dönemeçlerde açıldığı pek çok olay vardır.Onbeşinci Kolordu,işte bu politikanın uygulama aracı olarak tüm milli mücadele süresince Kafkasya'da askeri hareket halinde bulunmuştur.Ayrıca,kadrolarını yerel halktan ve Kürtlerden sağlayarak onları da zept-ı rapt altına almıştır.

Böyle bir süreçte,Erzurum,anti-komünist örgütlenme ve eylemlerin ilk örneklerini vermiştir.Onbeşinci Kolordu türünden güçlü bir iç savaş aygıtının,bölgede yarı-resmi,anti-komünist ve anti-Bolşevik bir örgütlenmeye gitmesi,15'lerin katliyle sonuçlanmıştır.Kazım Karabekir'in,neredeyse bağımsız bir hükümet başkanı statüsünde,Ankara'nın onayıyla yönettiği Erzurum ve çevresinde,ondan habersiz bir örgütlenmeye gidilmesi mümkün olmamıştır.İşte bu çerçevede teşkil edilen Muhafaza-i Mukaddesat Cemiyeti,anti-komünist yazar Fethi Tevetoğlu'nun deyimiyle;"Erzurum'daki anti-komünist uyanıklık ve şahlanmanın mühim tesiridir."Bu şahlanma neticesinde,Erzurum'da taşlanan Mustafa Suphi ve arkadaşları,Trabzon'da Teşkilat-ı Mahsusa'nın fedailerinden Yahya Kaptan (Ankara hükümetinin adamı) ve arkadaşları tarafından öldürülmüşlerdir.

Yahya Kaptan kimdir?"...Bir eski İttihatçı (Teşkilat-ı Mahsusa'cı,Ermeni Tehciri sorumlularından)...Bütün kayıkçıların da mutlak amiri olan Kahya,Trabzon'un,hatta belki daha ötelere kadar uzanan Karadeniz kıyılarının bir nevi el sürülmez,dokunulmaz,yan bakılmaz müstesna şahsiyeti haline gelmiş bulunuyordu...Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin mübrem memleket ve ordu ihtiyaçları için ikide bir de lüzum gördüğü paraları halktan toplatma kararını veren..." de odur.(7) Türkiye'nin faili belli yargısız infazlarından,15'lerin katli ile nerelere uzandığını Yahya Kahya şöyle dillendiriyor:"Sanki bütün işlerde,ben tek başıma mı idim.Daha üstüme varırlarsa,her şeyi olduğu gibi ortaya dökerim..."(8) 3 Temmuz 1922'de,Soğuksu yolunda hüviyetleri tespit edilemeyen kişilerce öldürülen Kahya,her şeyi olduğu gibi ortaya dökemedi.

Bu cinayetin faillerine ilişkin varsayımlar günümüze de ışık düşürmektedir.Birinci varsayıma göre,Kahya'yı Miralay Sami Sabit Bey askerlere vurdurmuştur.İkinci varsayımı ise Kazım Paşa anlatıyor:"Katilleri meydana çıkarmak ve ancak bu suretle bu işin menbaına varmak kabil olacaktı.Bunu birinci derecede Trabzon meb'usları ve Heyet-i Vekile Reisi Rauf Bey yapabilirdi.Ben istedikleri kolaylığı yapabilirdim.Tahkikat heyeti bazı zabitlerin ve hücum taburunun Trabzon'dan kaldırılmasını istemişti.Hücum tabrunu Erzincan'a gönderdim;bu suretle Trabzon'daki tahkikatın daha serbestçe yapılmasını temin ettim.Trabzon meb'usu Ali Şükrü Bey esrar perdesini kaldırdı;katiller Ankara'dan gitmiş...Osman Ağa'nın adamları imiş..." Devrin başbakanının,meclisin açtığı bir cinayet soruşturmasını yapabilmek için bazı zabitlerin şehri terketmesi konusunda Kazım Paşa'dan ricacı olması,Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ilkelerini göstermesi açısından öğreticidir.Ayrıca katillerin,Ankara'dan gönderilmesi ve Mustafa Kemal'in muhafız taburu komutanı Osman Ağa'nın adamları olması da kayda değerdir.Olayı ortaya çıkaran Ali Şükrü Bey ise,mecliste Mustafa Kemal'in üzerine yürüdüğü bir muhaliftir,o da Topal Osman tarafından öldürülmüştür.Faili belli bu yargısız infazların,devletin işleyiş mantığında yerini aldığı,bu mekanizmanın günümüze kadar işlediği görülmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin şekillendiği ortamın sınıfsal dinamikleri ve bunun egemen sınıf siyasetlerine yansımaları,devletin hangi koşulda olursa olsun elde tutulması ilkesini getirmiştir.Yönetici sınıfların suç ortaklığı temelinde gelişen iç savaş pratiği,İttihatçılar ile Cumhuriyetçileri aynı ilkelerde birleştirmiştir.Kadrolar tasfiye edilmiş,ancak siyasal şiddeti gizli örgüt ve pratikleri içeren devlet yapısı aynı kalmıştır.Ezilen sınıfların tevekkülünü bozacak her tür karşı çıkış şiddetle ezilirken,alternatifin yok edilmesi temelinde,devletin ebed-müdded yaşamasını güvenceye alan Moğol-Osmanlı geleneğine dayanılmıştır.

Kapitalist ilişkilerle bütünlenen,etnik temizlik süreçlerinin müthiş şovenizmini yaşayan asker-sivil bürokrasi,bu geleneğin bilinçli savunucusu olmuştur.Tıpkı devşirme ve halk düşmanı Osmanlı bürokrasisi gibi ezilen sınıfların taleplerini bastırmayı misyon edinmişlerdir.Böyle bir kadronun önderlerinden Kazım Paşa,Mustafa Kemal'e şunları yazıyor:"Bakü'deki Türk Komünist Fırkası'nın memleketimiz dahilinde Millet Meclisi'nin haberi olmadan ufak rütbelerle veya halk ile teşkilat yaparak icraata kalkışması felaket olur.Bütün kuvvetimizin sarfıyla her şeyin Millet Meclisi'nce yukarıdan aşağı yapılmasını temin etmek vazifemizdir.Eğer komünizm kabul edilmek lazımsa bunu ancak Millet Meclisi kabul edebilir.Birtakım talepler ve ihtilallerle olmaz."(9) Mustafa Kemal de,Kazım Karabekir'in bu görüşlerini şu formülasyonla tamamlıyor:"Ordunun her vakitten çok büyük bir inzibat ile komutanların elinde bulunmasına son derece dikkat ve önem gösterilmelidir.Komünizm akımı nihayet ordunun en büyük komutanlarında kalmalıdır."Bu bir tasfiye işaretidir.Devlet aygıtlarının poli-tiarşik (çok başlılık) yapısına son vermenin bir işaretidir.Askeri bir burjuva cumhuriyet şekillenirken,devlet içindeki tüm gizli örgütler,gayrinizami birlikler,uç askeri eylemlilikler,artık büyük şefin kontrolüne girecektir.Zira,TM türünden örgütlerin yerel birimleri,açılan iç savaş dinamikleri temelinde statükoyu tehdit etmeye başlamıştır.Örneğin;Çerkez Ethem'in partizan birlikleri,yerel egemenleri ve merkezi devleti tehdit etmeye başlamıştır bile.Sovyetler'den esen eşitlik taleplerinin,dipten gelen halk üzerindeki etkisi mutlaka kontrol edilmeli,bastırılmalıdır.

Görüldüğü gibi,Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu dinamiklerinden bir diğeri de anti-komünizmdir.Bu arada,genç subay cuntalarının radikalizmini de bütün bunlara eklemek gereklidir.Bu duyarlılıklar temelinde,komünizm akımı,ordunun en büyük komutanlarında kalmıştır.Böylece,Mustafa Suphi ve arkadaşları Karadeniz'de yok edilirken,Çerkez Ethem'in köylü birlikleri de tasfiye edilmişlerdir.Resmi TKF (Türkiye Komünist Fırkası) ile sol faaliyetler,Kemalistlerin kontrolüne alınıp,Fevzi,Ali Fuat,Kazım Karabekir paşalar,İsmet ve Refet beyler bu partinin üyeleri olmuşlardır.Bastırmak ve yok etmek yeterli olmadığından,saptırıp devlet içine çekerek kontrol etmek,Kemalist politikanın yasalarından biri haline getirilmiştir.

Kemalist ordu iki temel üzerinde kurumlaşmıştır;anti-komünizm (Bolşeviklik) ve anti-gerilla.Bu iki temel ilke,Kemalist eylemlilik ile bütünleşerek devletin akan özüne yeni biçimler kazandırmıştır.Mustafa Kemal,milli mücadele süresince,düzenli ve mülkiyet rejiminin gereklerini yerine getirmeye kararlı bir ordu kuruluşu gerçekleştirmeye çalışmıştır.Bu durumda uç birliklerin bir bölümü tasfiye edilmiştir.İttihatçılıktan yetişme paşalar aristokrasisi,yine İttihatçılığın bir başka geleneğini kontrol altına almıştır.Böylece,Abdülhamid paşalarını deviren uç fedailerin yeni Bab-ı Ali baskınlarını önlemek üzere,merkezi devleti istenmeyen iç savaş kadrolarından temizlerler.Her şey şeflerin emir-komuta zincirine bağlanırken,İnönü,Mustafa Kemal'e şu soruyu sorar:"Bu ülkeye egemen olan kimdir?Bunlar mı,biz miyiz?"(10)

Soru bu kadar geniş sorulunca,bunların kim olduğuna dair cevap da geniş tutulur.Hıyanet-i Vataniyye Yasası,Dernekler Yasası,İstiklal Mahkemeleri,solu bastırma politikaları,merkezi hükümete bağlı ve subaylardan oluşan gizli polis,Kemalistlerin siyasi tekelciliklerini güvence altına almış olur.Birinci ve İkinci TBMM'ne tüm ordu ve kolordu komutanlarını milletvekili tayin eden Mustafa Kemal,savunma,ulaştırma ve içişleri bakanlarını askerlerden atar.Bu askeri cumhuriyet,her tür politik harekete sınırlarını gösterirken,İttihatçı reformizmini de denetimi altına almıştır.Bu arada,şovenizm ve reformizm dahil tüm politik hareketlere sınır çizen bir askerilik ile iyice kaynaştırılmıştır.Ölçüsüz dil ve tarih tezleriyle beslenen,tek etnik topluluğu esas alan;"Ne mutlu Türküm diyene" şiarı tehlikeli gelişmelerin habercisi olmuştur.

İttihatçı Pan-Türkizmi,Ermeni ve Rum Tehciri ile basit bir siyasi program olmaktan çıkmış,devlet-egemen sınıflar-halkın bir kısmı üçgeninde hayata geçirilmiştir.Bu anlayışı sürdürdüğünü tıpkı İttihatçılığı gibi reddeden Kemalist kadro,yakın zamanlara kadar;"Yurtta sulh,cihanda sulh" türünden illüzyonlara sığınmıştır.Türk ırkını Anadolu'nun efendisi yapmak gibi bir şoven çıkışın,ekonomik ve politik açıdan sınıfsal özünü değerlendiremeyen birçok kişi,bu tezleri inandırıcı bulmuştur.Anadolu'da tek ulusa dayalı,kapitalist bir devletin temelleri atılırken uygulanan şiddetten Kürtler de payına düşeni almıştır.Devletin müthiş bir terörü besleyen ve iç savaş dinamiğine oturan bu eylemlerinin milli mücadele sürecinde gelişmesi dikkate değerdir.

Bu anlamda,Koçgiri'de yaşananlar konumuz açısından önemlidir.Üçüncü Ordu Müfettişi ve Fahri Yaveri Hazret-i Şehriyari sıfatı ile Anadolu'ya geçen Mustafa Kemal Paşa,başlangıçta yoğun bir İslamcı politika ve propaganda ile halkın karşısına çıkmıştır.Gavurun elinde tutsak zavallı halifenin kurtuluşundan,Anasır-ı İslamiye'ye kadar birçok öğeyi ön plana çıkarmıştır.Özellikle Nakşibendi şeyhlerinin önderliğinde örgütlü olan Sünni Kürtler,Erzurum Kongresi ile bu politikalara destek vermişlerdir.Ancak,1918 yılından itibaren milli temelde çalışmalara başlanılmış ama,Dersim-Koçgiri ağırlıklı Alevi Kürtler bu politikaya pek itibar etmemişlerdir.Hilafet söylemini reddetmenin yanında,İmparatorluğun son İttihatçı hükümetlerinin,kökleri Abdülhamid'e kadar uzanan tenkil ve tedib politikalarının izlerini Kemalist kadrolarda da gören Koçgiri,merkezi hükümete karşı ayaklanmıştır.Bu ayaklanmanın talepleri ve gelişimi konumuz dışında kaldığından,daha çok bastırılma biçimi üzerinde durmak konumuzu aydınlatmak bakımından yararlı olacaktır.

Merkez ordusu,11 Nisan 1921 günü ayaklanmacıların üzerine yürümüştür.Komuta,Sakallı Nurettin Paşa'dadır.Tarihin şaşmaz göstergeleri kendini burada da gösterir.Nurettin Paşa'nın geçmişiyle,Koçgiri'de yaptıkları,sıkışan bir siyasi coğrafyanın şahsiyetleri hakkında fikir vermektedir.Nurettin Paşa,1893 yılında Harbiye'yi bitirir.1902'de iç Bulgar komitesine yönelik gayrinizami harpte görev alır.Osmanlı'nın ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Ermeni,Rum ve Kürt tehcir ve tenkil hareketlerinde rol üstlenen,temel siyasetleri belirleyen asker ve politikacıları gibi stajını Balkanlar'da yapmıştır.1919'daki Urla ayaklanmasını acımasızca o bastırmıştır.

TBMM'nde gizli oturumlarda aile hükümeti kurmakla suçlanan paşanın,Rumlara uyguladığı şiddet bir kez bile gündeme gelmemiştir.Ayaklanma bastırıldıktan sonra en büyük tepkiyi Sivas Valisi Ebubekir Hazım Bey göstermiştir.Vali,Nurettin Paşa'nın müsademe değil katliam yaptığı ve ayaklanmayı şiddet ve vahşetle bastırdığı kanısındadır.Valiye göre:"Askerle çemberlenen köyler ahalisi söylentilerin doğruluğuna,yani Kürtlerin tenkil edileceğine inanarak hayatlarını kurtarmak için köylerini,evlerini terkederek dağlara sığınmaya mecbur olmuşlardır.Sırf can korkusuyla kaçanlar isyan ve eşkiyalıkla suçlanarak boş kalan köyler yakılıp-yıkılarak bütün mal ve eşyalara el konmuştur.Şu surette,Ümraniye bucağına ve Zara ilçesinin merkezine bağlı köylerden 76,Divriği ilçesinden 57 ve toplam 132 köy savaşan düşman istihkamları gibi yakılmış,tahrip olunmuş ve yüzlerce nüfus öldürülmüştür.Ayrıca,bütün mal,eşya,zahire ve hayvanlar yağma olunmuştur.Binlerce nüfus da dağlarda,kırlarda açlıktan ve sefaletten ölüme mahkum edilmişlerdir."(11)

TBMM'nde konu tartışmaya açılmış,orada ilginç tarihi gerçekler ortaya çıkmıştır.Erzincan milletvekili Emin Bey şunları söylemektedir:"Buna üç yaşındaki çocuklar bile tahammül edemezler.Böyle bir şeye maruz kaldığınızda,rica ederim,nasıl karşınıza çıkanlara kurşun atmazsınız?Bu surette 5 milyon,8 milyon liralık servet mahvolmuştur.Bu paralar tamamı ile gitmiştir.Ben kanıtlamaya hazırım.Otuz bin hayvanı Osman Ağa götürmüştür...Refahiye'de bir arkadaşım vardır,onu tanık tutarak söylüyorum;(...) Bir Türk servetine göz dikilerek hanımı cebren alınmış,diyerek mal varlığı yağma edildikten sonra öldürülmüştür.

Efendiler,dünyanın hangi yerinde böyle bir hareket görülmüştür ki,babasının bir evladın elinde ip diğer elinde bir ip olarak çektirilerek tam altı saat içinde bu surette acımasızca öldürülmüştür."(12) Burada kastedilen iple bağlama,cinsel organa ip bağlanmasıdır.

Milletvekilinin üzerinde durduğu bir diğer nokta,Alevi-Türk kökenli olanların da katliamdan nasibini almasıdır.Osmanlı merkezi yönetimine karşı ayaklanmaların,Alevi dünya anlayışı ile bağlantısı ve ayaklanan köylü kitlelerin Alevi olması,Osmanlı Devleti'ni Alevi düşmanı yapmıştır.Devletin cumhuriyet düzenlemesine aktığı süreçte Koçgiri ve Dersim gibi Alevi kökenli toplulukların isyanları,Osmanlı despotizminin bu konudaki politikalarını yeni içerik ve özlerle gündeme getirmiştir.Böylelikle,ilkel sermaye birikiminin talancı niteliği,Alevi Kürtler ve Türkleri de kapsamına almıştır.

Bu katliamda,merkez ordusu komutanının yardımcısı,Mustafa Kemal'in muhafızlığını yapan TM çetecisi Osman Ağa'dır.Devletin cumhuriyete evrildiği dönemde kontrgerillanın vurucu gücünü oluşturan Osman Ağa,tıpkı Nurettin Paşa gibi gücünü Mustafa Kemal'den almıştır.Mustafa Kemal'in canını emanet edecek kadar yakın bulduğu Osman Ağa'yla ilgili,Dersim milletvekili Mustafa Bey'in söyledikleri şunlardır:"Kadınların ırzına geçilmiş,adamın oğlu öldürülmüş,hanımının ırzına geçilmiş,beş yaşındaki kızı ırzına geçilmek için kesilmiştir.(...)Çorum'a geliyorlar.Belediye reisini sokak,sokak dolaştırıyorlar."(13)

Bir başka milletvekilinin,Ziya Hurşit'in söyledikleri tarihin ibret alamadığımız bir sayfasını aydınlatıyor:"(Sakallı Nurettin Paşa) Demek ki bu adam,TBMM'nin üzerindedir.Ve kendisi orada bir aile hükümeti kurmuştur.Damadı kurmay başkanı,bir kardeşi Tokat mutasarrıfıdır.Bütün bunlarla memlekette bir eşkiyalık faslı başlamıştır.Nurettin Paşa bu olağanüstü yetkileri kimden almıştır?Ordu komutanı olarak en ince ayrıntıya müdahale eder.Savcısıyla,komiseriyle uğraşır."(14)

Nurettin Paşa'nın gücünü nereden aldığı sorusuna,Mustafa Kemal'in söyledikleri cevap olacaktır:"Efendiler;İçişleri Bakanı ile orduda kumanda görevi yapan bir kimse hakkında karar vermek,Genelkurmay Başkanı ile benim yetkilerim içine girer.Nurettin Paşa,öteki komutanlar gibi bir ordu komutanıdır.Nazik zamanlara rastlayan olaylar nedeniyle ordu komutanları iç güvenlik konularında da görevlendirilmektedir.İç güvenlikten kural olarak İçişleri Bakanı sorumludur.Fakat ayaklanmalar nedeniyle,doğal olarak,askeri birlik ve araç sağlanması zorunludur.Nurettin Paşa,merkez yöresindeki olaya bu nedenle müdahale etmiştir.

Nurettin Paşa'nın yasadışı eylem ve davranışlarına gelince;ben bunları incelettim.Bu incelemelerden bazı sonuçlar da çıkardım.Nurettin Paşa'nın değiştirilmesi kanısı doğmamıştır."(15)

Mustafa Kemal Paşa,Karabekir'e gönderdiği mektupta,Nurettin Paşa'yı eleştirenlerin İsmet Paşa'yı ve Karabekir'i de eleştireceklerinden çekindiğini,bu yüzden mecliste Nurettin Paşa'yı savunduğunu açıklıyor.(16) Karabekir'in;katliam,köy yakma,talan ve Osman Kahya'nın zulümleri vs. türünden eylemler nedeniyle,Nurettin Paşa'yla aynı çizgide görülmesini pek anlamış değiliz!Sanıyoruz ki;Karabekir Paşa'nın,Erzurum'da kendi başına buyruk bir prens gibi hareket etmesi ve Yahya Kahya ve Osman Kahya türünden TM adamlarının üssü haline gelen Trabzon'un onun sorumluluk sahasında bulunması bu korumanın gerekçesidir.

Mustafa Kemal,Nutuk'ta,Nurettin Paşa hakkında şunları söylüyor:"Ben,Nurettin Paşa hakkında tatbik olunması talep olunan muameleye iştirak etmedim.Fevzi Paşa hazretleri de benimle hemfikir oldu.İkimizle Heyet-i Vekile arasında tahaddüs eden ihtilaf meclisçe hallolundu.Meclis'te Nurettin Paşa'yı müdafaa ettim.Ağır muameleye maruz kalmaktan kurtardım."(17)

Nurettin Paşa bir süre açıkta tutulduktan sonra,1922 Haziranı'nda Birinci Ordu Komutanlığı'na getirilmiştir.Önceki hizmetlerinden dolayı kendisini mecliste kollayan ve memleketin gerçek sahiplerinin kimler olduğunu kanıtlayan Mustafa Kemal,büyük taarruz sırasında Paşa'dan memnun kalmamıştır.Aslında özel harpçi olan Paşa'nın,cephe savaşında başarılı olmasını beklemek ise ayrı bir çelişkidir.Zaferden sonra,Ferik (Korgeneral) rütbesiyle Birinci Ordu Komutanı yapılan Paşa tam yerine,İzmir'e gönderilmiştir.Metropolit Hrisostomos'u linç ettiren,Ferik Nurettin,yerli Rum halkına da toplu kıyım uygulamıştır.

Daha sonra,Birinci Ordu merkezi İzmit'e taşınınca,muhalif gazeteci Ali Kemal Bey'i kaçırtarak linç ettirmiştir.1924 yılında Yüksek Askeri Şura üyeliğine getirilen bu komutan,1925 yılında mebus seçilmiştir.Mustafa Kemal,köy yakan,insanları Osman Kahya gibi vahşi çetelere katlettiren,savaş meclisinin bile nefretle andığı bu özel harpçiyi,sürekli terfi ettirmiştir.Ancak sonradan Paşa,seçim çevresi olan Bursa'nın Orhaneli ilçesinde halk tarafından mehdi gibi karşılandığı gerekçesiyle mürteci ilan edilmiştir.Özel savaşın kurallarını yerine getirirken TBMM'ne karşı Mustafa Kemal tarafından korunan,en önemli devlet görevlerine getirilen Ferik Nurettin'in tüm bunlardan sonra gerici diye eleştirilmesi ironiktir.

Koçgiri Ayaklanması'nı kanla basıtırır,onlarca köyü haritadan silerken Paşa'nın niteliği neydi sorusunun cevabını tarihe bırakma fırsatını vermeyen 12 Eylül askeri yönetimince çıkarılan 2549 sayılı Devlet Mezarlığı Yasası'nda;Nurettin Paşa hızla rütbesi korgenerallikten orgeneralliğe terfi ettirilerek,İsmet İnönü ve Fevzi Çakmak'tan sonra üçüncü sırada Atatürk Araştırma Merkezi'nin şeref üyesi sayılmış ve bu nedenle Devlet Mezarlığı'na gömülmesi kararlaştırılmıştır.Devletin Kürt politikasının belirlenmesinde önemli katkıları olan Ferik Nurettin,ölü bir cana verilen rütbenin ardından 12 Eylül yönetimi tarafından layıkı veçhile onurlandırılmıştır.Resmi harp tarihinde kendisinden övgüyle bahsedilen Paşa için şunlar yazılıdır:"Merkez Ordusu Komutanı bu felaketin (Koçgiri Ayaklanması) bir daha tekerrür etmemesi için bölgede daha esaslı bir hareketin yapılması hususunu Genelkurmay'a önerdi.Nurettin Paşa bu önerisinde,asi köylerini dağıtmak bunları Anadolu'nun başka bölgelerine,Türklerin arasına serpiştirmek tezini savunuyordu."(18) O bilinen hainler devreye girerek;"Bu fikre,TBMM'ndeki bazı milletvekilleri,özellikle Doğulu milletvekilleri şiddetle karşı koydular."(19)

Paşa,bırakın hesap vermeyi,Kürt tehciri konusunda ısrarlı olmuştur.En büyük desteği ise Mustafa Kemal'dir.Nurettin Paşa hakkındaki önergede,milletvekillerinden bir Heyet-i Teftişiye seçilerek,Merkez ordusu bölgelerine gönderilmesinin istenmesini,Mustafa Kemal Paşa,kendisinin Başkumandanlık yetkileriyle bağdaşmaz sayarak göğüslemeye çalışmıştır.Meclisin tüm direnişine rağmen Nurettin Paşa'nın korunması,devletin kuruluş ilkelerinin niteliğine ilişkin açıklıklar sunmaktadır.Bu açıklıkların yer aldığı resmi harp tarihi,TBMM'nin bölgeye büyük çabalar sonucu bir teftiş heyeti göndermesini ve Ferik Nurettin'in politik önerilerinin dikkate alınmamasının sonuçlarını şöyle değerlendiriyor:"Atılan bu yanlış adım,cumhuriyet devrinde Şeyh Said ve Dersim ayaklanmaları ile filizlenip kendisini bir daha gösterdi ve ancak sert bir temizleme harekatı ile kesin olarak sona erdi."(20)

Şimdi tüm bu değerlendirmelerde bulunan bazı sözcük ve kavramları anlam bağlantısı kurmadan sıralayalım,kendimizi günün çağrışımlarına bırakalım;asi köylerini dağıtmak,Türklerin arasına serpiştirmek,Doğulu milletvekilleri,sert temizleme harekatı...

***

1-Sabahattin Selek,"Anadolu İhtilali",s.129.

2-Taner Akçam,"Türk Ulusal Kimliği ve Ermeni Sorunu",s.156.

3-Kazım Karabekir,"İstiklal Harbimizin Esasları",s.257.

4-Kazım Karabekir,a.g.e.,s.243.

5-Kazım Karabekir,a.g.e.,s.244.

6-Kazım Karabekir,a.g.e,s.244.

7-Feridun Kandemir,"Atatürk'ün Kurduğu Türkiye Komünist Partisi",s.184.

8-Feridun Kandemir,a.g.e,s.252.

9-Kazım Karabekir,"İstiklal Harbimiz",s.832-834.

10-Ulus,25 Nisan 1968.

11-Ebubekir Hazım Tepeyran,"Kurtuluş Savaşı Anıları",s.76.

12-"TBMM Gizli Celse Zabıtları",s.269-270.

13-"TBMM Gizli Celse Zabıtları",s.275.

14-"TBMM Gizli Celse Zabıtları",s.405.

15-"TBMM Gizli Celse Zabıtları",s.286-287.

16-Kazım Karabekir,"İstiklal Harbimiz",s.994.

17-Mustafa Kemal Atatürk,"Nutuk",s.636.

18-"Türk İstiklal Harbi",cilt 6,"Ayaklanmalar 1919-1921",s.281.

19-"Türk İstiklal Harbi",cilt 6,"Ayaklanmalar 1919-1921",s.281.

20-"Türk İstiklal Harbi",cilt 6,"Ayaklanmalar 1919-1921",s.281.

---------------------------------------------------------------------------

*Suat Parlar,Osmanlı'dan Günümüze Gizli Devlet,3. bs.,İstanbul,Genç Mephisto Kitabevi,2005,s.105-120.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder