10 Ocak 2012 Salı

Abdülhamid'in Polis Devleti/Suat Parlar

1878'de Osmanlı Meclis-i Mebusanı'nı kapatan Abdülhamid'in kurduğu hafiye ağı,merkezi devlet yapısını güçlendirmenin en büyük dayanağı olmuştur.Kendinden sonra gelen Meşrutiyet ve Cumhuriyet idareleri,hafiye ağı ve jurnal sistemini eleştirmekle birlikte,sistemin özünü günümüze kadar muhafaza etmişlerdir.Tarih yazarı Karal,"Hafiyelik istibdat idaresinin ruhu idi...Herkes ve her şey hafiyelik mevzuu idi..." demektedir.O dönem İstanbul'unda 4000 kişilik bir hafiye ordusundan söz edilmektedir.Bu teşkilatın yanı sıra,sayıları binleri bulan jurnalciler vardır."Sayın muhbir vatandaş" onursuzluğunun başlangıcı olan jurnalciler arasında vezirler de bulunmaktadır.Sarayda ise,jurnal sistemini ilk kuran Damat Mahmud Paşa olmuştur.Bu jurnal sistemini,sadece Abdülhamid'in vehimli kişiliğine bağlamak doğru olmaz.Çünkü,devletin giderek finans-kapital ilişkilerine tutsak olduğu ölçüde ortaya çıkan çelişkiler yumağı böyle bir aygıtı zorunlu kılıyor.Abdülhamid istibdadının hafiyelik kurumu,polis örgütünün baskıcı gücüyle bütünleşerek,modern kapitalist devlete açılan yönetimin Türkiye'de ilk örneklerini vermiştir.Abdülhamid'in kurduğu hafiye sistemi,Cumhuriyetten günümüze iç düşmanın niteliği doğrultusunda kendini yenilemiştir.Bugün ise kapitalist ülkeler yurttaşlarını,yatak odalarından okudukları kitaba,ilgi alanlarına,mezhebine göre fişleyen ve izleyen bir devlet yapısı sistemini,geçmişten gelen bir birikim üzerine geliştirmiş,oturtmuşlardır.Hayatın her alanında ve her an devletin kadir-i mutlak otoritesinin emriyle gözetlendiğini bilen insanlar,gölgelerinden bile korkar hale gelmişlerdir.Hüseyin Cahit bu durumu,"Orta yerde sanki kimliği bilinmez bir umacı hepimizi yutmaya hazır bir ifrit vardı.O kadar özlemle beklediğimiz özgürlüğümüzü kullanmaya başlarsak,sanki kıyamet kopacak gibi bir korku içinde kalıyorduk"(1) biçiminde anlatmaktadır.Mevcut sistem bu müthiş istihbarat ağının yanı sıra,keyfi gözaltıyla tutuklanmayı sürekli gündemde tutmuştur."İkinci Meşrutiyetin ilanında cezaevlerinin hücrelerinde ne için bulunduğunu bilmeden yıllardan beri yatmakta olan sayısız insan bulunmuştur."(2)

Modern oligarkların,bilgiyi iktidar ve güce dönüştürme konusundaki yönetim prensiplerine benzer bir istihbarat yapısını,Abdülhamid,devlet sisteminin özüne yerleştirmiştir.Devlet sisteminin işleyişinde istibdat merkezini temel yapıtaşı haline getiren Abdülhamid,tüm önemli bilgilere ilk elden sahip olmuştur.Güçlü bir telgraf şebekesi ile desteklenen jurnal sistemi,devletin çelik çekirdeğini padişah etrafında pek çok bağla bağlanmış bir kadroya dönüştürmüş ve jurnal sisteminin yarattığı yılgınlık,saray bürokrasi partilerinin politik iradelerini engellemiştir.Artık basit bir memurdan sadrazama kadar herkes jurnal yarışı içindedir.Öyle ki,Beşiktaş muhafızı Vasıf Paşa bile,"Bizim gözetleme memurlarımıza iş kalmadı,sadrazam bu görevi kusursuz şekilde yerine getiriyor,durmadan jurnal verip duruyor"(3) demektedir.12 Mart öncesinde en yakın arkadaşlarını jurnalleyen bazı paşaların,aslında köklü bir devlet geleneğine yaslandıklarının en iyi göstergesi bu olsa gerek!

Abdülhamid,hafiyelik sistemini yaratırken kendinden öncekilerinin oluşturduğu geleneğe sadık kalmıştır."Bu azametli hafiyelik teşkilatını II. Abdülhamid,bir Alman uzmanın yardımıyla kurmuştur.Şöyle ki;Alman İmparatoru Wilhelm,İstanbul'a ilk ziyareti esnasında padişaha bir Alman polis şefi tavsiye etmiştir.Bu şahıs,evvelce Alman Polis Teşkilatı'nı düzenlemiş ve uzun zaman idare etmiştir."(4) Dönemin,istihbarata dayalı örgüt teknolojisini geliştirmede usta uzmanlardan yararlanan Abdülhamid'i,kuruntularından dolayı bunu yapıyor diye değerlendirmek,safdillik olur herhalde.Tam bir hafiye devletini kurumlaştıran Abdülhamid,devletin idare,iktisat,askerlik,maliye,din ve dışişleri gibi önemli fonksiyonlarını yerine getirecek daireler kurarak,başlarına kendine sadık olan kişileri getirmiştir.

II. Abdülhamid,otokratik yönetimini kurarken,polisin modern bir örgüt ve düzenle çalışmasına önem vermiştir.Bazılarının ileri sürdükleri gibi kuşkularına kapılmamış ve modern Türk Devleti'nin polis ve istihbarat örgütünün oldukça bilinçli bir biçimde temelini atmıştır.Bu amaçla Almanya'dan polisin ıslahı ve özellikle siyasi polisin yeniden kurulması için uzman yardımı istemiştir."Alman Dışişleri Bakanlığı'nın,İçişleri'ne yazdığı bir yazıda;Osmanlı Sultanı'nın polisin ıslahı için bazı memurlar istediği bildiriliyordu.İçişleri,Weiss,Schirmen,Tresckou adlı polis memurlarını gönderdi.Bunlar,12.000 Mark yıllık ücret alacaklardı.Sultan'ın bu isteği,3 Eylül 1905'te Alman Elçiliği tarafından telgrafla bildirilmişti.Sultan,casusluk ve siyasi polis faaliyetlerini düzenlemek için bu konuda uzman olan,Indendanturrat Fleischer'i çağırtmıştı.Bu polis şefi,18 Ekim 1901'de bir gazeteye;'Çalışmalarım başarılı oldu.Türkler bütün geri kalmış toplumlar gibi üstün bir taklit ve izleme kabiliyetine sahiptir' yollu bir demeç de vermiştir."(5)

Abdülhamid,polisle ilgili düzenlemelerin yanı sıra güçlü bir jandarma örgütü de kurmaya karar vermiştir.Yine geleneği bozmadan yeni kurulan jandarma dairesinin başına bir İngiliz (Baker Paşa) getirildi.Ayrıca,bu jandarma örgütü için çok sayıda yabancı subay çağrılmıştır.İtalyan De Georgies komutasında geliştirilen jandarma örgütü,1908 devrimi sonrasında "millileştirilmiştir"!Ülke,belirli idari birimlere ayrıldıktan sonra,her birimin başına bir yabancı subay ve yanlarına Osmanlı subayları atanmıştır.

Almanların gözetiminde düzenlenen polis örgütü,hafiyelik türünden bir sistemi genel güvenlik prensibi haline getirmiştir.Halk arasında "emniyet" olarak isimlendirilen bu kurumsal ağ,günümüzde de geçerliliğini sürdürmektedir.1896 yılında yayınlanan polis nizamnamesine göre;"Polis derunu hanelerin ahvaline ve mahallata gelip giden eşhasa dair mahalle bekçileriyle muhtarlardan vesair herhangi bir kimseden devamlı bir şekilde malumat isteyecektir...Polisler mütemadiyen,han,ev ve dükkanları gizli ve açık şekilde tarassut edeceklerdir."Polise verilen bu istihbarat görevleri ile izlenen insanlar sürekli olarak korku içinde olmuşlardır.Ayrıca,polise mahkeme izni olmadan gözaltı,arama ve tutuklama yetkisi de verilmiştir."Polis nizamnamesinin;Polisin siyasi vazifeleri bahsinde,Abdülhamid devrinin gizli memurlarının dayandığı esasları görmemek ve bu esaslarda karanlık bir devrin istibdat ve dehşetini sezmemek mümkün değildir...Memlekette kurulan bu polis tazyiki altında,millet senelerce başını kaldırmak imkanını bulamamıştır...Siyasi polis,kendisine tevdi edilen bu nankör vazifeyi,halkın her türlü haklarını çiğneyerek yerine getirmek suretiyle,Türk polisinin tarihine karanlık bir sahifenin yazılmasına mucip olan uğursuz bir faaliyetinin aleti olmaktan maalesef kurtulamamıştır."(6)

Polisin,devletin çelik çekirdeğinin yetkilerine ortak olmasıyla politik görevleri olan bir kuruma dönüşmesi,hayatın her alanını devlet denetimine sokmuştur.Polisin siyasi görevlerle donatılması toplumsal çürümeyi hızlandırırken,istibdat idaresinin devlet içindeki yapılanmasına da hız kazandırmıştır.Yaratılan gelenek,örgütsel yapı ve teknolojik yenilenmeyle günümüze kadar gelmiştir.Çünkü,Abdülhamid'in devletin şiddet tekelini merkezileştirme çabaları polis,jandarma,istihbarat örgütleriyle sınırlı değildir.Abdülhamid "Gayrinizami harp" veya özel savaş olarak nitelendirilebilecek harekatların da temelini atmış ve bu amaçla "Hamidiye Alayları" denilen günümüz koruculuğuna temel oluşturan,paramiliter yapının kurucusu olmuştur.

Çarlık Rusya'sında,halk ayaklanmalarını bastırmada kullanılan Kazak alaylarına benzeyen "Hamidiye Alayları"nın fikir babası Müşir Şakir Paşa'dır.Rus-Kazak alaylarını oldukça iyi tanıyan Şakir Paşa,"Hamidiye Alayları"nın kuruluşu esnasında (1890) sarayda Yaver-i Ekrem olarak bulunduğundan,çalışmalarda aktif rol almıştır.Bu çalışmaları esnasında kendisine Teftiş-i Askeri Komisyonu üyesi Miralay İbrahim Bey'le,Mabeyn katipleri Münir ve Nasri Efendiler yardımcı olmuşlardır.Alayların teşkili gündeme gelince,devlet,alayların askeri çekirdeğini oluşturan aşiret üyelerinden kovuşturmaya uğrayanlar için af çıkardı.Devletin,bölgedeki merkezi gücünü artıracak ve Kürt feodal önderliğini merkeze bağlayacak bir çözüm olarak düşünülen alaylar,ağırlıkla Rus-Kafkas sınırına yakın Kürt bölgelerinde kurulmuşlardır.Bu "Hamidiye Alayları",aşiret yapıları esas alınarak örgütlendirildi.Her alayın başına aşiret reisleri belli bir maaşla,rütbe ve nişan verilerek tayin edilirlerdi.Alay haline getirilen aşiretler,vergiden muaf tutuldular ve işledikleri suçlara ilişkin olarak mahalli mahkemelerin yetkileri kaldırıldı.

"Hamidiye Alayları"nın kuruluş amacına dair,II. Abdülhamid 1891 yılında Macar Profesör Vambery'e şöyle demektedir:"Sizi temin ederim,Ermenileri pek yakında dize getireceğim.Onların sesini kesmenin yolunu biliyorum."(7) Devletin örgütlediği bu çetelerde sadece reisler maaş alabiliyor,çete efradına silah ve mühimmattan başka bir şey verilmiyordu.İstediklerini elde edebilmeleri için Ermeniler hedef olarak gösteriliyorlardı.Bunun üzerine;"1892'den 1894'e kadar Kürt ovalarında süngülenen,asılan,kurşuna dizilen ve sakat bırakılan Ermenilerin sayısını belirlemek olanaksızdır.Zorla din değiştirme olayları artmıştır.Yaşanan örgütlü hırsızlık,yasallaştırılmış ölüm,ödüllendirilmiş tecavüzdü."(8) "Hamidiye Alayları"nın saldırılarına uğrayanlar,sadece Ermeniler değildi.Yörenin Müslüman halkı da benzeri uygulamalara maruz kalıyordu.Başlangıçta iki alay olarak düzenlenen alaylar,30 Ekim 1897'de 57 alaya ulaştılar.Bu alayların halka yaptığı işkenceler sonucu,Diyarbakır'da (1905),Erzurum'da (1907) ayaklanmalar oldu.Asıl ilginç olan,Jön Türk yönetiminin de bu alayları koruması olmuştur.Sonuçta gelinen noktada;"Hamidiye Alayları" koruculuk sistemine dönüşmüştür.

Abdülhamid'in yarattığı istihbarat ağı,özel savaş birlikleri ve siyasi polisin yanı sıra,yarattığı bir diğer gelenek de toplu katliamlar olmuştur."Öncelikle,'Ermeni saldırısına' dair asılsız söylentiler yayılarak,en küçük olaydan bile yararlanma yoluna gidiliyor.Müslümanlara silah dağıtılıyor ve camii duvarları afişlerle donatılıyordu.Yapıştırılan afişlerde şunlar yazıyordu:'Muhammed'in bütün evlatları,Ümmet-i Muhammed,ödevlerini yerine getirmeli ve tüm Ermenileri öldürmeli,evlerini talan edip yıkmalıdır.Kimse sağ bırakılmamalıdır,bu padişah emridir.Bu beyannameye itaat etmeyen herkese Ermeni gözüyle bakılacak ve öldürülecektir' ve civar köylerden şehre inen halka,askeri depolardan alınmış silahlar veriliyordu.Askeri birlikler takviye edilmiş şekilde tetikte bekliyorlardı.Katliamlar sabit bir saatte,borazanın çalınmasıyla birlikte (çoğu kez sabah 11 ya da öğleyin) başlıyordu.Önce çarşıya,ardından meskun mahallere saldırılmaktaydı.Parola;'cinayet' sonra da 'yağma'ydı.Yakma yoluyla öldürme ve imhanın çok sık yinelenişi,geriye kalan tüm izleri yok ettiği için,bu yöntemin salık verildiği izlenimini bırakmaktadır.

İdari merciler,ender rastlanan birkaç istisna dışında kayıtsız kalmışlar ya da suça ortak olmuşlardı.Subaylar ve askerlerden bazıları katliamlara katılmış ve hatta subaylar,gelecekte yönetime katılmaya muktedir olan önemli Ermeni şahsiyetlerin listesini askerlere dağıtıp,kırımdan kurtulma olanaklarını ortadan kaldırmaya çalışmışlardı.Talanı kolaylaştırmak için,evlerine çekilmiş Ermenilere can güvenliklerine dair güvence veriyorlar,silahlarını teslim etmeye ikna ediyor ve dükkanları açmaya çağırıyorlardı.Yetkililer,durumun kontrolünü hiç elden kaçırmamışlardır.Bunu görmek için,bazı konsolosların müdahale ettiği durumlarda düzenin yeniden tesis edilişindeki hıza bakmak yeterlidir.Katliam sonrasında,baskı ve zulüm devam edecektir.Sağ kalanlar tutuklanır ve komplo teorisini güçlendirecek itiraflar elde etmek amacıyla işkenceden geçirilirler.

Müslüman bir ülkede ilk kez olarak,dinsel hoşgörüsüzlük dalgası büyümüştür.Ermenilerin dinsel özellikleri,her türlü yoldan ortadan kaldırılmaya çalışılmıştır.Eyaletlerin çoğunda,önlerine sürülen seçenek,ya dinden dönme ya da ölümdür.Yüz bine yakın insan zorla Müslümanlaştırılmıştır.Bunlara Hristiyanlığı terkederek,Müslümanlığı seçtiklerine dair belge imzalattırılıyor,isimleri değiştiriliyordu.II. Abdülhamid,bu kurban töreninin ele başıydı.Trabzon,Erzurum,Bitlis,Van,Harput,Diyarbakır,Sivas ve Halep'te,Ermenilere yönelik katliamlarda,Abdülhamid istibdadının planlayıcı,yönlendirici,teşvik edici olduğu görülmektedir."(9)

Avrupa'ya gelince,Avrupa'nın herhangi bir tepki göstermesi beklenemezdi.Çünkü,Bismarck'ın otokratik anlayışının enternasyonal kapitalizmin temellerini attığı Avrupa politikası,farklı bir mecradaydı.Bismarck,büyük bir ustalıkla Rusya'ya yaklaşırken,İngiltere'yi de tamamen ihmal etmiyordu.Çarla 1887 yılında bir garanti antlaşması,İtalya'da,İngiltere'yle Akdeniz'de ortak hareket etmeyi amaçlayan antlaşmalar imzalıyordu.Aynı yılın sonlarında Avusturya'da buna katılıyor ve böylece İngiltere dolaylı bir şekilde Bismarck'ın üçlü ittifak sistemine katılmış oluyordu.Birinci ve İkinci Akdeniz antlaşmaları denilen bu antlaşmalar,Osmanlı Devleti'nin toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını önemli Avrupa çıkarlarının garantisi olarak kabul ediyor ve bu alanda ortak hareket öngörüyordu.Asıl ilginç olan,Osmanlı bütünlüğünü garantiye alan bu antlaşmalar,bizzat Osmanlılardan gizli tutulmuştur.Bismarck düzeninin otokratik temelde,emperyalist yayılış ilkeleriyle bütünlenen II. Abdülhamid'in istibdat düzeni,aslında Batı desteklidir.Bu nedenle,Ermenilere yöneltilen katliamların sorumlusu Abdülhamid'in istibdadı kadar,Avrupa emperyalizmidir.Osmanlı İmparatorluğu,Rusya,Avusturya ekseninde köylü halkların siyasal,sosyal dinamiklerini sistem içinde baskıyla eriten Avrupa kapitalist enternasyonalini,Avrupa'nın tüm önemli kentlerinde işçi sınıfının ve devrimcilerin karşısında görüyoruz.Bismarck düzeninin tüm devletlerinde güçlü istihbarat örgütleri,hafiye ağları,köylü ayaklanmalarını gaddarca bastıran yarı-resmi çeteler,yetkileri sınırsız siyasi polis hep ön plandadır.Devletin çelik çekirdeğini oluşturan bu güçler,büyük bir hızla gelişen kapitalist sisteme yönelik birbirine eklenen halkalarla enternasyonal bağlar oluşturmuşlardır.Sermaye düzeninin bekası için meydana getirilen bu bağlar,her türden ulusallığı daha çıkış noktasında illüzyona dönüştürmüştür.

Ondokuzuncu yüzyıl sonlarına doğru kapitalizmin en yoğun biçimde geliştiği İngiltere'de sosyalizm,en az gelişmiş gözüken Rusya'da demokratik devrim gündeme gelmiştir.Sıkışmış bir zembereği andıran sistem,yükselen devrimci dinamikleri bastırmayı geleceği kurtarmanın temel güvencesi haline getirmiştir.İşte bu süreç,kapitalist enternasyonalin oluşum sürecidir.Açılan süreçte Abdülhamid istibdadı,Balkanlar,Ortadoğu,Kafkasya ve Anadolu coğrafyasında yerleşik bir dinamik haline gelecektir.

Kurduğu hafiyelik örgütü,siyasi polisi,yabancı danışmanlarıyla ülkeyi zindana çeviren Abdülhamid istibdadı,hangi sınıfsal temelde organize edilmişti?Rus,Avusturya otokrat idarelerinin de baskı ve katkısıyla oluşturulan Boyar türünde paşalar grubu ve padişah,müthiş bir zenginliğe sahip olmuşlardı.Ayrıca Galata bankerleri,toprak mülkiyetindeki merkezileşme sonucu güçlenen Müslüman toprak ağaları,özellikle liman kentlerinde ticaretle uğraşan azınlıklar oldukça büyük maddi varlık biriktirmişlerdi.Diğer yandan açık pazar haline gelen Osmanlı'da,Avrupa devletleri birçok kentte ticaret odaları kurmuşlardır."Yalnız Fransız Ticaret Odası'nın çıkardığı derginin Türkiye'deki muhabir sayısı 44'tür."(10) 1880 yılında tuz ve tütün tekeli,pul resmi,müskirat resmi,saydı mahi resmi ve bazı vilayetlerin ipek öşründen gelen devlet gelirleri,Osmanlı Devleti'nin yabancı devletlere olan borçları ödeninceye kadar bu devletlere bırakılacaktır.Böylece kurulan "Düyun-u Umumiye"yle ve zaten yürürlükte bulunan kapitülasyonlar nedeniyle,yoksul halkın durumu her geçen gün daha kötüye gitmiştir.

Enternasyonal sermaye adamları tarafından yönetilen Osmanlı Devleti'nin,otokratik bir baskı aygıtı olarak işletilmesinin hangi çıkarlara hizmet ettiğini gösterebilmek için şu liste anlamlı olsa gerek:"1890'larda Dadyan Paşa Hariciye Nezareti'nin müsteşarı olarak bulunmaktadır.Aristaki Bey'i ise bir dönem Washington elçisi olarak görmekteyiz.1900'lerde Hovsep Misakyan Efendi La Haye elçisidir.Hrant Düz Bey Mesine konsolosudur.Bogos Bey sarayın hesaplarına ve darphaneye bakmakla görevlidir.Sarayın alışverişi Diran Bey,Maksudzade Simon Bey ve Agop Efendi'nin elindedir.Abdülhamid için Avrupa gazetelerini tarayıp ilgili yerleri çevirmek üzere Nişan Efendi görevlendirilmiştir."Bu listeyi sayfalar dolusu uzatmak mümkümdür tabi.İmparatorluğun açık zindan haline getirildiği bu dönemde "Osmanlı ülkeleri,anonim şirket kurucuları ve spekülatörlerin adeta bir cenneti olmuştur."(11) Abdülhamid'in yakın dostları arasında Rum bankacı Zarifi ve Ermeni borsa simsarı Assani'nin özel bir yerleri vardır.İncilerle işlemeli perdelerin arkasındaki banka muhasebe servislerinin havasız ve loş odalarında meşgul olmayı çok seven Abdülhamid,ilk defa bankacı Zarifi'nin tavsiyelerine uyarak borsada yaptığı yatırımlardan çok memnun olmuştur.Bir yanda Ermeni katliamları istibdad desteğinde devam ederken,diğer yandan enternasyonal sermayenin Rum,Ermeni sarrafları ve bankerleri devlet içinde kilit mevkileri tutmuşlardır.

Anadolu köylüsünün aşırı yoksulluğundan doğan tepkisi,Ermenilere kanalize edilmiştir.Görülmemiş bir Müslümanlık propagandası tüm İmparatorluğu kaplamıştır.Abdülhamid'in pragmatik İslamcılığı,devletin Türk-İslam sentezci çelik çekirdek kadrolarının bugün de yol göstericisidir.Abdülhamid,Pan-İslamist değildir.Ondokuzuncu yüzyılın ortalarında,sömürge yönetimleri altında yaşayan Müslüman halkların yardım taleplerini ustaca savuşturmuştur.Müslümanlarla,emperyalist güçleri bazı önemli ayaklanmalarda uzlaştırma işleviyle yetinmiştir.Abdülhamid,Müslümanlardan kaynaklanan anti-sömürgeci çıkışları kuşkuyla karşılamıştır.Hatta bu konudaki yaygın kanının aksine,İslamcı düşünürlere de fazla iltifat etmemiştir.Hamidiye İslamcılığı,uygulamada son derece tutucu ve özellikle Fransız İhtilali'nin etkilerine karşı direnmeyi esas alan bir yapıdadır.Bu yapısı içinde Abdülhamid İslamcılığı,Pan-Slavizmden,Kayzer Almanyasının Pan-Germanizminden daha farklı değildir.

Hamidiye İslamcılığının kültürel alanda da Müslümanlar arasında birleştirici bir etkisi görülmemiştir.Ancak,Abdülhamid'in bu tarz bir İslamcılığa sıkı sıkıya sarılması,onun toplum nezdinde diğer padişahlardan daha büyük bir sempati ve destek kazanmasına neden olmuştur.Hamidiye İslamcılığı,toplumu,jurnal sistemi,baskı ve yoksullukla içinden çürüten istibdat düzeninin emniyet sübabı olmuştur.Toplumu,devletin çelik çekirdeği etrafında örgütleyen Hamidiye İslamcılığı,kitlelerin mutaasıb ruh halini sonuna kadar sömürmüştür.Müslüman hayat ve düşünce tarzını sistemin güvencesi düzleminde halka dayatan istibdat rejimi,tam bir zihin polisi yaratmıştır.Günümüzde "Ulu Hakan" söylemini tutkuyla kullanan Hamidiye İslamcıları,bu çizginin uzantılarıdır.

Devletin çelik çekirdeğini Almanya destekli siyasi polis oluştururken,Ermeni,Rum ve Musevi bankerler en yetkili mevkilerde bulunurken,ülke "Düyun-u Umumiye"ye peşkeş çekilirken,yoksulluğun,eğitimsizliğin kıskacındaki halk Ermenilere karşı kışkırtılırken,Hamidiye İslamcılığı tüm bunların üzerindeki ideolojik örtü olmuştur.Toplumun,bu İslam dalgasıyla nasıl içten içe çürüdüğüne;felçli babasını sırf düşüncelerinden dolayı Abdülhamid'e jurnalleyen muhbir oğlunun,ödüle hak kazanmış bir sayın vatandaş olması olayı üzücü bir örnektir.Bu olayı kaydederken Asaf Tugay şöyle diyor:"Ali Rıza bin Ahmed Lütfi Paşa'ya jurnal veren mülazım-ı evvel;pederine nüzul isabet ederek,yirmi gün izinle nezdine gittiğinde,müşarünleyhin Sultan Murad leyhinde fikir beslediği ve akrabasından matrut Kemaleddin'i de himaye eylediğini Eskişehir'den yazıyor."(12) Halkı,devletin çelik çekirdeğinin siyasetleri etrafında bütünleştirmede Hamidiye İslamıyla,jurnal ağı en önemli rolü oynamıştır.Sadrazamlardan,şeyhülislamlardan,vezirlerden,paşalardan,mahalle bekçilerine kadar bu mekanizmayı asker,sivil binlerce insan çalıştırmıştır.Bu istibdat kurumları,sistemin özü aynı kaldığı sürece devam edeceklerdir.Yaşadığımız dönemde,teknolojik anlamda veya biçimsel olarak yenilenen birçok istibdat kurumunu görmek mümkündür.Korku,kuşku ve şiddetle beslenen toplumsal atmosferimizin bulunduğu durumu sadece konjonktürel açılımlarla sınırlı tutmak pek doğru olmasa gerek.

***

1-Hüseyin Cahit Yalçın,Siyasal Anılar,İstanbul,1976,s.125.

2-Orhan Koloğlu,Abdülhamid Gerçeği,s.345.

3-Orhan Koloğlu,a.g.e.,s.343.

4-Enver Ziya Karal,Osmanlı Tarihi,cilt 8,s.267.

5-İlber Ortaylı,Osmanlı İmparatorluğu'nda Alman Nüfuzu,s.62.

6-Halim Alyot,Türkiye'de Zabıta Tarihi:Gelişimi ve Bugünkü Durumu,s.105.

7-Yves Ternon,Ermeni Tabusu,İstanbul,1994,s.88.

8-Yves Ternon,a.g.e.,s.89.

9-Yves Ternon'un "Ermeni Tabusu" adlı kitabından özetlenmiştir.

10-Enver Ziya Karal,a.g.e.,cilt 8,s.475.

11-Joan Haslip,Abdülhamid,s.46.

12-Asaf Tugay,Abdülhamid'e Verilen Jurnaller ve Jurnalciler.

---------------------------------------------------------------------------

*Suat Parlar,Osmanlı'dan Günümüze Gizli Devlet,3. bs.,İstanbul,Genç Mephisto Kitabevi,2005,s.28-39.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder