16 Aralık 2011 Cuma

"Türkiye Türklerindir!.."/Nicole&Hugh Pope

Tanrı'yı cennette bulduğumuzda
Cenneti reddedeceğimize yemin edelim
Hayır,biz cehennemi seçiyoruz
Sen bize onu çok iyi tattırdın
Cennetini Türklere sakla.
*Vahan Tekeyan,1917

Tur Abdin'de Anadolu'da kalan tek Hristiyan halk yaşamaktadır.Mardin'in doğusunda ve Suriye ile olan sınırın hemen kuzeyinde olan Tur Abdin,Hristiyanların eski vatanlarına verdikleri isimdir.Onların Aramice konuşan ataları,M.S. beşinci yüzyılda İsa'nın tanrısal kökenli olup olmadığı konusunda çıkan teolojik tartışmada Ortodoks kilisesinden ayrıldı.Şimdi bu halktan yalnızca birkaç yüz yaşlı köylü kaldı.Onlar da ailelerinden kalan mülkleri satmaya çalışıyorlar.Köyler boşaldıkça,yüzyıllık kiliseler kapatılmaktadır.Manastır arşivlerindeki ortaçağ el yazması gümüş kapaklı İnciller artık buralarda okunmuyor.

Çan kulesi burada bir köy olduğunu gösterir.Bu köye giden toprak bir yol vardır.Anadolu'nun tüm köyleri gibi evler,yabancı dünyaya karşı kendilerini korumak için birbirlerine sarılmış gibi yakın dururlar.110 aileden sadece 10 tanesi 1990'ların ortalarına kadar burada yaşamaya devam edebilmiştir.Bu bölgedeki zor yaşam koşulları açıkça görülebilir.

Ailesinden kalan yüzlerce hektarlık toprağını satmaya çalışan bir köylü şunları söylüyordu:"Burada insanlar birini dövmek isterlerse bizi döverler.Kimse topraklarımızı satın almaz.Müslüman köylüler kısa süre içerisinde buraların bedavaya kendilerine verileceğini düşünüyorlar,o yüzden niye para harcasınlar ki?"

Süryaniler,Anadolu'da hiçbir zaman güçlü bir topluluk olmadılar ve hiçbir zaman Türk yönetimine problem çıkarmadılar.Belki de bu nedenle 1890 ve 1918 yılları arasındaki Ermeni katliamlarında başlarına kötü şeyler gelmedi ve 1923'te Yunanistan ve Türkiye arasında yapılan nüfus mübadelesinde göç edecek gruplara dahil edilmediler.1920'lerden başlayarak Türk kimliği içinde farklı kültürleri eritmeye çalışan resmi ideoloji,onların kültürüne dokunmamıştır.1984'ten sonra ortaya çıkan Kürt meselesinde,isyancılar ile askerler arasındaki çatışmalar Süryanileri de olumsuz yönde etkilemiştir.Oniki yüzyıl önce üçyüz kilisenin olduğu bölgede sadece iki manastır kalmıştır.Bu manastırlar,Mar Gabriel ve Deir Zafaran'dır.Bu manastırların rahipleri,kendi gelecekleri hakkında oldukça kötümser.Köylüler,burada artık kendilerine yer olmadığını düşünüyorlar;Avrupa'da yaşayan zengin akrabalarının yanına gitmemeleri için tek bir sebep yok.

Türkler,Balkanlar'da ve Anadolu'da yaşayan Hristiyanlarla iyi geçinmiştir.Hatta,Bizans döneminin devamı olan Rum Ortodokslar,sarıklı Türkün yönetimini Papa'ya tercih etmişlerdir.Fakat Türklerin Katolik Hristiyanlarla olan ilişkileri beş yüzyıl süren Haçlı seferleriyle bozulmuştur.Osmanlı'nın güneydoğudaki genişlemesini durduran,1565'deki Malta savaşıdır.Bu savaş,St. John şövalyeleri için Haçlı seferlerinin bir parçasıydı.Haçlı seferlerine egemen olan Hristiyan-Müslüman düşmanlığı hala birçok yargıyı belirlemektedir.

Haçlı seferleri,Selçukluların Kudüs'e giden Hristiyan hacı yollarına egemen olmasıyla,bu yollarda güvenliği sağlamak isteyen şövalyelerin asil bir girişimi olmaktan ziyade,tarihçilerin gösterdiği gibi,dinle ilgisi olamayacak kadar barbarca düzenlenmiş seferlerdir.Papa II. Urban'dan başlayarak süren Hristiyan kışkırtma,Müslüman fanatizmini daha çok alevlendirdi.İslam uygarlığının yüksek bir hoşgörüye ve Avrupa'dan daha yüksek entelektüel bir düzeye ulaştığı zamanlarda Haçlılar,Gotların yaptığı gibi Yakındoğu'ya girdiler;istendiği gibi Hristiyanlığın Ortodoks ve Katolik mezheplerini birleştirmek yerine 1054'te şekillenen mezhep ayrılığını daha da derinleştirdiler.Haçlılar,Ortodoks Hristiyanlara,Müslümanlara ve Yahudilere saldırdı.Bir rivayete göre,yolları üzerinde bulunan bir köyde yaşayanları pişirip yemişlerdir.

Tarihçi Steven Runciman şunu söyler:"Haçlılar temelde barbar işgalcilerdir...maalesef Tanrı'nın onlardan yapmasını istediği işe dair düşünceleri,oldukça yıkıcı ve medeniyet dışıydı."Haçlı orduları,"anlamadıkları bir medeniyetle karşılaştıklarında oldukça kabaydılar."(1)

İlk Haçlı seferinden dokuz yüzyıl sonra,gerçek veya hayali,Türklere yapılan birçok "Batılı haksızlık",modern Türkler için "Haçlı zihniyetinin" bir parçasıdır.Örneğin,1989'da Avrupa Futbol Federasyonları Birliği'nin bir Türk futbol takımının zaferini feshettiğinde Milliyet'in ilk sayfasında,kırmızı haçlı kalkanlar taşıyan Hristiyan şövalyelerinin bir karikatürü vardı.Diğer tarafta ise,Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş yıllarında,Balkanlar'da Slavların ve Anadolu'da Yunan ve Ermeni Hristiyanlarının sınırdışı edilmeleri ve katliamları Avrupa için Türklerin barbar olduklarını kanıtlıyordu.Osmanlıların ondokuzuncu yüzyılda Avrupa'yı eleştirirken kullandıkları dil,bugün Batı'nın Türkiye'deki insan hakları ihlallerini ve Kürtlere karşı davranışlarını kınarken kullandığı dile benzemektedir.

Hristiyan devletler,özellikle Rusya,onsekizinci yüzyılda güçlendikçe Osmanlı İmparatorluğu'ndaki Hristiyan eyaletleri almaya başladı.Bu eyaletlerdeki Hristiyanlar,politik bağımsızlık istiyordu ve Avrupa'nın bilimsel ve ticari gelişmelerini Müslüman Türklerden daha fazla sindirmişlerdi.Müslüman Türkler,Avrupa dillerini öğrenmek istemiyorlar,kendi imparatorluklarını kendi kendine yeten bir yer olarak görüyorlardı.Osmanlı'da yaşayan Hristiyanların isyanları,Osmanlı'nın müdahalesi,Avrupa'nın reform istekleriyle devam eder,nihayet Osmanlı'dan toprak alan bir diplomatik antlaşmayla son bulurdu.

Ermeni ve Rum tüccarlar,Osmanlı yönetimi altında geliştiler.Yunan Bağımsızlık Savaşı bile Anadolu'daki Rum köylülerini etkilememişti.Fakat milliyetçi akımlarla Rumlar ve Ermeniler,artan dini ve ticari özgürlüklerine ek olarak daha fazla politik özerklik talep ettiklerinde İmparatorluk bu durumdan etkilendi.Modern Türkiye'de "kapitülasyonlar" kelimesinin kuvvetli bir politik yankısı vardır:1536'da Osmanlı kanunlarından bağımsız hareket edebilme hakkı ilk önce Fransızlara verildi.Daha sonra İmparatorlukta ticaret yapan tüm yabancı tüccarlara bu hak verildi.Sonuçta Sultan'ın yönetimi altındaki tüm Hristiyanlar toprak istedi.Müslümanların kontrolü kaybetmesi ve Avrupa'ya olan borçlarını ödeyememesi üzerine 1881 yılında Düyun-u Umumiye kuruldu:Bu kurum,Osmanlı devlet gelirlerinin yönetimini ele geçirdi.İmparatorluktaki Hristiyanların Batı tarafından daha fazla korunmasıyla,Hristiyanların artık Osmanlı Devleti'nin vatandaşları olmadıkları düşüncesi yayıldı.

1844'te Çar I. Nikola tarafından "Avrupa'nın hasta adamı" olarak tanımlanan Osmanlı İmparatorluğu,her geçen gün daha fazla hak talebiyle karşılaşıyordu,çünkü,Avrupalılar Osmanlı'daki Hristiyanları bu yönde teşvik ediyordu.Avrupa'nın baskıları sonucunda 1839 yılındaki Gülhane Fermanı'nı temel alarak (bu fermanın uygulaması verilen sözlerin çok gerisinde kalmıştı) 1856'da ilan edilen yeni bir ferman,Hristiyanlara yönetime ve orduya katılma hakları tanıyordu;bu haklar,daha önce sadece Müslümanlara tanınıyordu.

Fakat 1908'de Genç Türk devriminin ardından herkese aynı vatandaşlık haklarını tanıyan bir anayasa çıkartıldığında,Hristiyan azınlıklar eski imtiyazlarını bırakmak istemedi.Hristiyanların hükümetteki temsilcileri,daha fazla imtiyaz elde etmek için hükümetin icraatlarını engellediler.Bu durum,Avrupa'nın reform baskısının,Müslüman veya Türk olmayan vatandaşların Osmanlı'dan ayrılma isteklerini gizleyen basit bir hile olduğuna ilişkin inancı doğruladı.Bugün bile hala aynı kuşku devam etmektedir.Avrupa'nın ve Amerika'nın Kürt problemine politik bir çözüm bulunmasını istemesini Türklerin hoşnutsuzlukla karşılamasının bir sebebi de bu kuşkudur.Hristiyanların Avrupa tarafından korunmasıyla Türkler kendi ülkelerinde ikinci sınıf vatandaş haline gelmişti.Bu durumda Türkler,Avrupalıların Türkleri Anadolu'dan atmaya çalışacağını düşünmeye başladı.Bu düşünce,1920 yılında hazırlanan,onaylanmamış Sevr Antlaşması'nda,İttifak ülkelerinin Türkiye'yi bölme planlarıyla doğrulanmıştır.Rusya,Anadolu'yu bölme amacı çerçevesinde milliyetçi Ermenileri desteklemekle suçlanmıştı.Rusya,Balkanlar'da da benzer politikaları başarılı bir şekilde kullanmıştı.Sultan II. Abdülhamid (1876-1909) Türklerin hislerini şöyle ifade ediyordu:

"Yunanistan ve Romanya'yı alarak [Büyük Güçler] Türk devletinin ayaklarını kestiler.Bulgaristan,Sırbistan ve Mısır'ı alarak ellerimizi kestiler.Şimdi Ermeniler arasında karışıklık çıkartarak midemizi deşmek istiyorlar.Bu,toplu katliamın başlangıcıdır.Ne pahasına olursa olsun kendimizi savunmalıyız..."

Bugünlerde Ermeni sorununun Türkler tarafından resmi olarak sunumu çok dürüstçe değildir.Tarih kitapları,Ermenilerin ikibin yıldan daha uzun bir süre Türkiye'nin doğusunda ayrı bir milli kimliğe,onbeş yüzyıldır kullanılan bir yazıya ve muhteşem bir ortaçağ dini sanatına sahip olduklarını ifade etmektedir.

Ermeni milliyetçileriyle ilk ciddi çatışmalar Anadolu'da 1890-1896 yıllarında alevlendi.Resmi olarak 5,000 ile 13,000 arasında Müslüman ile 20,000 Ermeni öldü,fakat sayıları belirlemek zordur.Ermenilerin tahmini 40,000 ile 300,000 arasında Ermeni'nin ölmüş olduğudur.Avrupa'da bu çatışmalar,Osmanlı Türklerinin Hristiyanlara karşı işlediği korkunç bir katliam olarak ele alınmıştır.Buna rağmen,Osmanlı ve bazı yabancı elçiler,bu durumu,bağımsızlık elde etmek için Avrupa'nın desteğini almaya çalışan hizipçilerin çıkarttığı karışıklıklar olarak değerlendirmişlerdir.(2)

Osmanlının Kürtler arasından seçtiği süvari sınıfının tahrikleriyle Ermeni sorunu daha da alevlendi.Yeni birlikler kuruldu.Hamidiye Alayları olarak tanınan bu birlikler gittikçe daha paranoyak hale gelen Sultan II. Abdülhamid'in ismini almışlardı.Bu sistem,bugünkü Türkiye Cumhuriyeti'nin Kürt isyancılarına karşı kullandığı "korucu" sistemine benzemekteydi.Hükümetin Avrupa müdahalesine karşı paranoyası şaşırtıcı değildi.Zeytun'da,bugünkü Maraş'a yakın bir yer,1895'te çıkan kanlı isyanın ve İstanbul'da Osmanlı Bankası'na düzenlenen saldırının sonucunu tartışanlar Avrupalı arabulucular idi.Her iki olaydan sonra Osmanlı yetkilileri,Avrupa gemilerinde Ermeni isyancılarının güvenli bir şekilde Avrupa'ya gidişlerini izlemekle yetinmek zorunda kaldılar.

Birinci Dünya Savaşı'nın başlaması Ermeni trajedisinin üzerindeki perdeyi kaldırdı.1908'deki devrimlerinden beri güçleri artan İttihat ve Terakki Partisi'nin Genç Türk Komitesi'nin elinde İmparatorluğun hastalıklarını tedavi etmek için gereken ilaç yoktu.1908'de dinlerarası dostluğu canlandırmak ve İmparatorlukta Osmanlı'nın yönetimini tekrar kurma konusunda başarılı olamayan Genç Türkler siyasi anlayışlarını değiştirdiler:Ermeni ve Rumlar gibi azınlıklara yer vermeyen bir Türk ideolojisi kurdular.

Rusya sınırının kenarında Taşnakları da içeren Ermeni ordusu,Genç Türklere karşı isyan etmek için organize oluyordu.Rusya'daki Ermeni kilisesi,Rus Ermenileri adına St. Petersburg'a sadakat sözü verdi ve Çar'ın Osmanlı yönetimi altındaki Ermenilere "sempati" duymasını sağladı.Ermeni kökenli Osmanlı askerlerinin büyük kısmı Rus tarafına geçti.1915'te Osmanlı hükümeti,Ermenilerin silahlarının alınmasını ve yönetim merkezlerindeki her türlü işten alınmalarını emretti.Birçok Ermeni taburlarda çalışmak zorunda kaldı.Ermeni grupları dağlara kaçtı,askeri hareketlere engel oldular,telgraf bağlantılarını kestiler ve Osmanlı karakollarına saldırdılar.

1915 baharında Osmanlı İmparatorluğu'nun karşı karşıya kaldığı durum korkunçtu.İttifak donanması Batı'da Çanakkale'yi bombalıyordu.Enver Paşa yönetimindeki askerler 1914 yılının Aralık ayında Sarıkamış'ta ölmüştü.Böylece Osmanlı'nın doğusu,İngilizlere Ermeni taraftarlarının silahlandırılmasını öneren Ruslara karşı savunmasız kalmıştı.Güneyde,Süveyş Kanalı yakınlarında çatışmalar başlamıştı ve Araplar isyan ediyordu.Orta ve Doğu Anadolu'daki yöneticiler,Osmanlı kuvvetlerini arkadan vurmak için binlerce Ermeni'nin hazırlandığına dair haberler alıyordu.

Anadolu'yu kaybetme korkusuyla Osmanlı İmparatorluğu'ndaki yüksek rütbeli askerler her yöresel isyanı "en katı şekilde" bastırma emri verdi,fakat barışçıl ortamlardaysa "baskı veya terör olarak algılanabilecek her türlü hareketten kaçınma" emri de verdi.1915 yılının Nisan ayında Ermeni askerleri,Van'da yöneticileri olan Cevdet Paşa'ya,Enver Paşa'nın eniştesine,isyan ettiler.Haftalarca Osmanlı kuvvetlerini zor durumda bıraktılar.Bu durum o kadar uzun sürdü ki sonunda şehir Ruslara teslim edildi.Türk bilimadamları,bu olayla ilgili orijinal belgeleri incelemişlerdir.Fakat Türk tarih kitapları bu konuyu ele almazlar.Avrupa ve Amerika'nın Türklere karşı tavrını oluşturan bu olaydan ancak birkaç satırla söz edilmektedir.Bir kitapta yarım olarak anlatılmış aşağıdaki hikayenin sert tonu birçok yorumu beraberinde getirmektedir:

"Ruslar Ermenileri kendi çıkarları için kullandı.Bağımsızlık elde edeceklerini düşünerek suçsuz Türk komşularına saldırdılar.Ermeni 'komiteleri' yüz binlerce Türk erkeğini,kadınını ve çocuğunu katletti.Ruslarla savaşmayı zorlaştırdılar.Böylece 1915'te Osmanlı Devleti savaş alanlarından Ermenileri zorla çıkartarak Suriye'ye sürme kararı aldı.Bu doğru bir karardı.Göç sırasında bazı Ermeniler hava koşulları ve güvensiz ortamlardan dolayı hayatlarını kaybettiler...Türk ulusu [orijinal metinde vurgulanmış] kesinlikle Ermeni göçü sırasında meydana gelmiş olayların sorumlusu değildir.Yüz binlerce Ermeni Suriye'ye ulaştı ve orada Türk Devleti'nin koruması altında yaşad."(3)

Türkiye'deki öğrencilere doğudaki Türk "barbar müzelerine" giden ziyaretçilere,katliamlarda sadece Ermenilerin Türkleri öldürdüğü izlenimi verilmektedir.Ermeni katliamlarının olduğunu bilen Türkler şu sonuca varmışlardır:"Türk ulusu" yanlış yapmayacağı için suçlu olan Kürtlerdir.Fakat gerçek,o kadar rahatlatıcı değildir.

İttifak devletlerinin kuvvetleri Gelibolu yakınlarına gelmeden bir gün önce,24 Nisan 1915'te Osmanlı hükümeti harekete geçti.Ermenilerin katliam olarak nitelendirdikleri o gün,tüm Ermeni "komiteleri" kapatıldı ve liderleri gözaltına alındı.Resmi olarak 2345 Ermeni (politikacı,yazar ve kendini Osmanlı Devleti'ne sadık olarak gören birçok insan dahil) tutuklandı.30 Mayıs'ta resmi olarak ilan edilen sınırdışı edilmeler muhtemelen bu tarihten önce başlatılmıştı.İçişleri Bakanlığı'ndan gelen telgraflar,Ermenilerin sadece taşıyabildikleri kadar eşya götürmelerine izin veriyordu.Mülteci gruplarının güvenliği sağlanacaktı.

Osmanlı hükümetinin verdiği emirler orada yaşananların koşullarından ancak bu kadar kopuk olabilirdi.Ermenilere yapılan zulüm,savaşın en kötü olayıydı.Erkekler eşlerinden ve çocuklarından ayrılmışlar ve öldürülmüşlerdi.Irmaklar cesetlerle dolmuştu.Kürtler,malları yağmalıyor ve genç kızları kaçırıyordu.20,000 mülteciden sadece 100 veya 200 kişi hayatta kaldı.Yaşlı kadınların bile elbiseleri çalınmıştı.Birkaç kahramanca direniş yapıldı.Bunlardan bir tanesi Musa Dağ'daki Ermenilerin direnişiydi.Onlar şimdiki İskenderun'da bir dağa çıkmışlar ve İttifak kuvvetlerinin yardımıyla kurtulmuşlardı.Geride kalanlardan bazıları,Fırat Nehri'ni geçerek kurtulmuşlardı.Katledilmiş Ermenilerin kemikleri hala ırmakların yakınlarından çıkartılabilir.

1890-1896 yıllarında ölenlerin sayısını belirlemek sembolik bir anlam kazandı.En kapsamlı Türk resmi tarihi,savaşta ölen Ermenilerin sayısını 300,000 olarak vermektedir.Birçoğunun çatışmalarda,bulaşıcı hastalıklardan veya soğuktan dolayı öldüğüne dair kanıtlar da sunmaktadır.(4) Bu muhtemeldir.1920'de Fransız işgal kuvvetleri Maraş'ı boşalttıkları zaman onlarla beraber ayrılan 5,000 Ermeni'nin yarısı soğuktan ve açlıktan ölmüştü.Birinci Dünya Savaşı'nda öldükleri bilinen 580,000 Osmanlı askerinin yarıdan fazlası hastalıktan ölmüştü.(5) Fakat 300,000 ölü çok düşük bir sayıdır.Bağımsız bir Türk tarihçisi 800,000 ölü olduğunu söylemektedir;bu sayı,Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra İttifak devletleri tarafından kurulan Osmanlı Savaş Suçları Mahkemesi'nin ulaştığı rakamdır.(6) Buna karşın Ermeni tarihçileri 1,5 milyon Ermeni'nin öldüğünü iddia etmektedir;bu sayı,Anadolu'daki tüm Ermeni nüfusuna eşittir.

Ermenilerin kaç tane Türk ve Kürt Müslüman'ı öldürdüğü ortaya çıkarılmıştır.Bazı Türk ve Kürt tarihçiler,30,000 ile 40,000 arasında Müslüman sivilin savaş sırasında katledildiğini tahmin etmektedirler.Diğer kaynaklar taraflı ve belirsizdir.Sayılar hakkındaki bu karmaşaya ek olarak şu da söylenebilir:Türkiye'nin doğusundaki birçok Müslüman köyünde bazı insanların dedeleri,nineleri ve babaanneleri Ermeni kökenlidir.

İntikam almak isteyen Türk ve Müslüman mülteciler,Ermeni evlerine ve dükkanlarına saldırdılar.Ermeni kiliseleri yıkıldı veya camii haline getirildi.Van Gölü'ndeki adada bulunan muhteşem Akhtamar Kilisesi,turist posterlerinde sessizce varlığını sürdüren boş bir kabuk gibidir.Diyarbakır'da bulunan büyük Ermeni kilisesinin resmi bile yoktur.Bu kilisenin,pencereleri kırılmış,avlusu yaban otlarıyla kaplanmıştır.Orada sadece barakasını terketmeyi reddeden bir bekçi vardır.

Türkiye Cumhuriyeti,Osmanlıların bazı faaliyetlerini hala savunmaktadır.Ermeniler hainler olarak görülüyor çünkü Osmanlı İmparatorluğu'na karşı Rusya için savaşıyorlardı.Onların sabotaj faaliyetleri o zamanlarda herhangi bir Avrupa devletinde hemen idamla sonuçlanırdı.Ayrıca şu da belirtilmelidir ki Londra'ya yapılan yıldırım saldırısı,Alman şehirlerinin bombalanması ve Japonya'ya atılan atom bombaları savaş suçları sayılmıyor ve karşılıklı sivil ölümlerini göz önüne almıyor.

Cumhuriyet hükümetlerinin Ermenilere duyduğu güvensizlik,Türkiye'de kalan 80,000 Ermeni'ye karşı aldığı tavırda görülebilir.Ermenilerin ilahiyat fakülteleri,Rumlarınki gibi,1971'de kapatılmıştır.Bir kiliseyi tamir ettirmek için birçok bürokratik işlem gerekmektedir.Türk gazeteleri Ermenilerin güneydoğuda Kürt isyancılarıyla birlik içinde olduklarına dair hikayeler uygurmaktadır;bu hikayeler halk arasında yayılmaktadır.Dışişleri Bakanlığı'nın içinde Ermeni ve Kürt problemleriyle ilgilenen bölüm,bir banka gibi korunmaktadır.

Türkiye'deki Ermeni kilisesinin rahibinin sabah kahvesiyle beraber ufak bir konyak içmeyi sevmesi çok şaşırtıcı değildir.Genç papazların sayısı,İstanbul'da hala açık olan 34 Ermeni kilisesi için yeterli değildir,Türklerin,katliamı ve Ermenilerin hayatlarına koydukları sınırları kabul etmemelerine karşı duydukları öfkeyi zor bastırmaktadırlar.Fakat Patrik II. Karekin,iyimser olmaya çalışmaktadır.

Patrik şunu söylemektedir:"Ortada çözülmesi zor bir soru var.Hükümet kesin bir açıklama yapmadı.Televizyondaki tartışmalarda 3,000,000 Ermeni'nin öylece yok olamayacağını kabul eden insanlar vardır.Faka bu durum,bugünkü Türkiye'nin suçu değil.Ermeni konusunda modern Türkiye,ikincil konumda yer alır ve biz artık geleceği düşünmek zorundayız."

Buna rağmen geçmiş bir kenara atılmayı reddeder.1973'te ilk saldırıya maruz kalan Türk diplomatlar,ASALA'nın yapabileceği saldırıların korkusuyla yaşıyorlardı.1984 yılına kadar,otuz diplomat,eşleri,çocukları,şoförleri ve bekçileri dahil olmak üzere,öldürüldü.Birçok suçsuz insan da,Fransa Orly Havaalanı'nda ve Ankara Esenboğa Havaalanı'ndaki saldırılarda öldü.ASALA,1982'de İsrail Lübnan'ı işgal ettiği sırada,liderlerinin öldürülmesiyle dağıldı.Fakat ASALA,Türkiye'nin içine kapanmasını sağladı.Türk diplomatları,ofis kapılarının arkasında bir çelik yelek bulundurmayı öğrendi.ASALA,Türkiye'de kalan Ermenilere karşı intikam saldırıları düzenlenmesi için provokasyonlar yapmaya bile çalıştı.(7)

Osmanlıların gerçekten de katliam emri verip vermedikleri sorusu hala tartışılmaktadır.Osmanlı hükümetinin belgeleri gösteriyor ki,Ermenilerin mallarının zorla satılması,Ermenilerin bölgeyle olan bağlarının koparılmaya çalışıldığını gösterir.20 yaşın altında anne babasız kalmış olan her Ermeni kadını ve 10 yaşın altında her yetim erkek çocuğu yerli Müslüman aileler tarafından evlat edinilmek zorundaydı.Resmi emirler çok kesindi:İlk olarak sınırlarda,Anadolu'daki kasabalarda ve diğer yörelerde hiçbir Ermeni kalmayacaktı.Sonunda İslam'ı kabul eden Ermeniler bile sınırdışı edildiler.Katliamlar genellikle yöresel olarak görülür,fakat o kadar sık tekrarlanmıştır ki organize olarak yapıldığı açıkça görünmektedir.Bu olayların sorumlusu olarak,İttihat ve Terakki Partisi'nin içinde kurulmuş olan Teşkilat-ı Mahsusa adlı organizasyon gösterilmiştir.Fakat bu teşkilatın merkezden desteklendiğine dair bir sonuca varmamak mümkün değildir.(8)

1917'den itibaren Sadrazam olan ve katliamlar sırasında İçişleri Bakanı olan Genç Türklerin lideri Talat Paşa,1 Kasım 1918 tarihinde parti kongresinde yaptığı bir konuşmada bir itirafta bulunmuştur:

"Tehcir sırasında birçok trajik olay meydana gelmiştir.Fakat bunların hiçbiri Babıali'nin verdiği bir emrin sonucu değildir...Bir ülke ölüm kalım savaşı verirken ordunun güvenliğini tehlikeye sokan hiç kimseye hoşgörü gösteremeyiz...Birçok suçsuz insan inkar edilemez bir şekilde kurban edilmiştir."

Bu konuşma Genç Türk liderleri Türkiye'den kaçmadan kısa bir süre önce ve muzaffer İttifak kuvvetleri Boğaz'a demir atmadan iki hafta evvel yapılmıştı.Talat Paşa biliyordu ki İttifak kuvvetleri Ermeni katliamlarını devam ettirenleri adaletin karşısına getirme yemini etmişti.Osmanlı Savaş Suçları Mahkemesi,birçok emrin sözlü olarak verildiğine,Genç Türkler tarafından ilişkili belgelerin yakıldığına dair kanıtları dinledi.İstanbul'daki yeni hükümet,Ermenilerin eski evlerine dönmelerine izin verdi.Bazı zararlar yazılı olarak rapor edildi.Fakat o kadar çok kan dökülmüştü ki Ermenilerle tam bir barış sağlanamazdı.Ermenileriden hayatta kalanların çoğu daha zengin ve güvenli olan Batı'ya göç etti.1919'da Savaş Suçları Mahkemesi,Talat Paşa'ya ve diğer başka liderlere,Enver ve Cemal paşalar ile Dr. Nazım'a ölüm cezası verdi.Talat ve Cemal paşalar,Ermeni suikastçılar tarafından öldürüldü.

Osmanlı İmparatorluğu'nun diğer Hristiyan halkı olan Rumlar da,Ermenilerden daha fazla Anadolu'da kalmadılar.1919-1922 yıllarında Atina'daki hükümet,İttifak kuvvetlerinden ve özellikle İngiltere'den aldığı destekle,Osmanlı İmparatorluğu'nun Ege'deki eyaletlerinin işgal edilmesi emrini verdiğinde Yunanların kaderi de mühürlenmişti.İttifak kuvvetleri başkent İstanbul'u işgal ettiğinde,Yunan ordusu Türk milliyetçilerin Ankara'da kurduğu merkeze saldırmak için Anadolu'ya girdi.Üç senelik zorlu mücadeleden sonra,bu mücadele Türkler tarafından Kurtuluş Savaşı olarak tanımlanır,Mustafa Kemal'in liderliğindeki Türk kuvvetleri Yunan ordusunu yendi.1923'te,diğer büyük devletlerin gözetimi altında gerçekleşen Lozan'daki barış görüşmelerinde,Anadolu'da kalmış olan Rumlarla Yunanistan'da kalmış olan Türk Müslümanların mübadelesi yapıldı.Bu mübadelenin tek istisnası,İstanbul'daki Rumlar ve Batı Trakya'daki Müslüman ve Türklerdi.

1890-1923 yılları arasında,Ermeni,Rum ve diğer Hristiyanların Anadolu'yu boşaltmalarının,"Türkiye Türklerindir" (bu ifade milliyetçi bir gazete olan Hürriyet gazetesinin sloganıdır) anlayışının bir uygulaması olup olmadığını söylemek zordur.Kanıtlar,Türklerin tahrik edildiklerini göstermektedir ve 1918'de Talat Paşa'nın yaptığı konuşma,yapılanlar için yüksek rütbeli bir Türk görevlisinin dileyebileceği en iyi özürdü.Ermeni liderleri de çok nadiren hataları olduğunu kabul etmektedir.

Ermeni ve Türk radikal milliyetçilerinin intikam arzusu,yeni kurulan bağımsız Ermeni Cumhuriyeti ile Türkiye arasındaki sorunları aşmayı zorlaştırmaktadır.Türkiye'nin bazı sorunları çözülmüştür,çünkü artık kimse doğu yörelerinin Ermenistan'a katılmasından bahsetmemektedir (fakat şimdilerde Kürtler bu bölgelerde Kürdistan kurulmasını istemektedir).Eski Sovyet Ermenileri de geçmişi geride bırakmaya hazır olduklarını göstermektedirler.

Türkiye'de 1980'lerin sonlarında Başbakan Turgut Özal ile tabular yıkıldı:Türkiye madem ki artık Osmanlı dönemindeki olayların sorumlusu değil,o zaman tartışmalar tarihçilere bırakılmalıydı.1989'da kabine,Mayıs 1915 tarihinden (bu tarihin Nisan'a kadar gerilememesi anlamlıdır) sonrasına ilişkin Osmanlı arşivlerinin açılmasını kabul etti.Amerika Senatosu'nun katliamları "soykırım" olarak ilan etmesini sağlamak için Ermeni lobisinin 1989-1990 yıllarındaki son teşebbüsü,bu arşiv açma emriyle kırılmıştır.Arşivlere ulaşabilme konusunda sağlanan serbestlik,araştırmacılar için çok faydalı olmuştur fakat belgeler hala dikkatle incelenmektedir.Ermeni konusu hakkında yeni kanıtlar henüz bulunmamıştır.Sadece bir veya iki yabancı araştırmacı konuyu ele alma teşebbüsünde bulunmuştur.

Buna karşın ilk girişim bir Türk yayınevi tarafından 1992'de gerçekleştirilmiştir.Bu yayınevi,katliamların bir Türk tarafından yapılan ilk dürüst değerlendirmesini basma kararı almıştır.Önsözde yayıncı şunu söylemektedir:"Biz bu konuda konuşmak istiyoruz.Ermeni ve Türk toplumunda tabu aynıdır.Hatanın sadece karşı tarafta olduğunu söylemek hainliktir."

O günlerde Almanya'da politik sürgünde olan Taner Akçam,"The Turkish National Identity and the Armenian Problem" adlı kitabında Türkçe olan kırım kelimesini,"kasıtlı kurban etme"yi "soykırıma" tercih ettiğini söylüyordu.Türklerin yaptıklarının,Nazi Almanya'sındaki soykırımdan farklı olduğuna dikkat çekiyordu.Örneğin,kabinedeki Genç Türk liderlerinin inançları ne olursa olsun,Osmanlı yönetimi ırksal saflık inancı taşımıyordu.Akçam,Almanya'da devlet kolektif suçunu kabul ederken,sıradan insanların Yahudi katliamı hakkında ne kadar cahil olduklarına da dikkat çekmişti.Türkiye'de yaşlı Türklerin çoğu Ermenilere ne olduğunu çok iyi bilmektedir ve bunu itiraf ederler.Devlet ise bu gerçeği reddetmektedir.

Sonuç olarak Akçam,Türkiye Cumhuriyeti'nin geçmişteki bazı hataları telafi etmek için bir şeyler yapması gerektiğini söylemektedir.Resmi açıklamanın öne sürdüğü gibi bu faaliyetlerin kasten olup olmadığı bir yana Akçam,Türk resmi tarih kaynaklarının o kadar çok Ermeni'nin ölümü için üzüntü duymamalarını kınamaktadır.Yazar,Cumhuriyetçi devletin,Kürtlere de benzer bir mantıkla yaklaşılmasından kaygılanmaktadır.Akçam şunu yazar:"Kendi suçumuzu örtmek için başkalarının suçlarını kullanmak doğru değildir.Haklı olduğumuzu göstermeye çalışmak sadece kendi barbarlığımızı meşrulaştırmak demektir ki bu da daha büyük katliamlara hazırlık olabilir."

Pişmanlık ve uzlaşmaya yönelik ufak adımlar bile çok büyük etki yaratabilir.Böyle bir durum,Bulgaristan'ın ilk Komünist olmayan Başbakanı Philip Dimitrov'un Türkiye'yi ziyaretinde açıkça görünmüş bir gerçektir.Bulgaristan'ın acımasız asimilasyon politikalarıyla binlerce Türk'e,Türkiye'ye göç etmesi için uygulanan otuz yıllık baskıdan sonra bu ziyaretin zorlu geçmesi beklenebilirdi.

Dimitrov'a Bulgar bir göçmen (bu kişi şimdi milliyetçi bir gazetede çalışmaktadır),bir basın toplantısında akıcı bir Bulgarca ile şu soruyu sormuştur:"Evlerini terketmek,isimlerini değiştirmek ve hatta ülkelerini terketmek zorunda bırakılan tüm Bulgarlar hakkında ne yapmayı düşünüyorsunuz?"

Dimitrov,soruya doğrudan cevap verdi:

"Haklısınız.Bulgaristan adına özür dilerim.Bu bizim hatamız değildi fakat Komünistlerimizin hatasıydı.Ve şunu eklemek isterim ki vatandaşlarımızdan kim isterse geri gelebilir ve devletten de her türlü yardımı görecektir."

Basın toplantısına bir sessizlik çöktü.Gazeteci tekrar yerine oturdu.Artık söylenecek bir şey kalmamıştı.Herkesin omuzlarından ağır bir yük kalkmış gibiydi.İlişkiler normale dönmeye başladı.Sınırlar Türk ailelerine açıldı ve bir Türk partisi Bulgaristan'ın politikasında önemli bir rol oynamaya başladı.1994'te eski Komünist güçler,yönetime gelip Bulgaristan'ın kendi içindeki etnik çatışmaları tekrar alevlendirene kadar bu konu bir sorun olarak görülmedi.

Türkiye Cumhuriyeti'nin konuyu açıkça konuşmak için gösterdiği isteksizliği açıklayabilecek bir şey daha vardı.O da Ermeni katliamlarının defedilmemiş hayaletidir.

Osmanlı Savaş Suçları Mahkemesi tarafından suçlananların çoğu Teşkilat-ı Mahsusa elemanlarıydı ve bu kişiler,1919'da Yunanların işgaline karşı Türk direnişinin çekirdeğini oluşturmuşlardı.Bazıları yeni cumhuriyet düzeninde yüksek konumlar elde edecekti.Mustafa Kemal'in ilk cumhuriyet askerlerinden biri olan Topal Osman,Karadeniz bölgesindeki Ermeni katliamlarındaki rolünden dolayı aranıyordu.1950'lerde Türkiye'nin Cumhurbaşkanı olan Celal Bayar,Yunanların saldırıları sırasında Teşkilat-ı Mahsusa'nın Ege bölgesi sorumlusuydu.Ve 1919'da İstanbul hükümeti,muhtemelen kendine ait politik çıkarlar uğruna (Sadrazam İngilizlerden bu şahısları tutuklamalarını istemişti) Mustafa Kemal'in ve diğer milliyetçi hareket liderlerinin katliamlara katıldığını söylemişti.

Yeni Türk hükümetinin ilk kararlarından biri Osmanlı mahkemesinin katliamlardan dolayı aradığı tüm bireylere af çıkartılmasıydı.Bu yumuşaklık,Ermenilerin dükkanlarını ve işlerini neredeyse bedava denecek kadar çok ucuza alan Anadolu'daki Müslüman tüccarların neden milliyetçiliği tercih ettiğini belki de açıklar.Türkiye Cumhuriyeti'nin en başarılı işadamı olan Vehbi Koç,cumhuriyet öncesi Ankara'da ticaret ve diğer iş alanlarında,azınlıkların bıraktığı boşlukta ilk adımlarını attı fakat yine de her zaman Müslüman olmayan tüccarlardan ne kadar çok şey öğrendiğini saygılı ifadelerle dile getirdi.

Mustafa Kemal ve Kürtler arasındaki dayanışma,katliamlar konusunda paylaşılan bir suçluluk duygusuyla ve İttifak devletlerinin Birinci Dünya Savaşı sonunda Amerika korumasında bir Ermeni devleti kurmaya yönelik isteklerine karşı duyulan ortak düşmanlıkla açıklanabilir.Hristiyanlık karşıtı davranışlar,Türkiye Cumhuriyeti tarihinde rahatsızlık verecek derecede tekrarlandı.1995'te Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel cesurca şunu söylemişti:"Hepimiz Müslüman olmayanları dışladığımız için bu topraklara sahip olduk."

Ermeni sorununun tarihte bıraktığı yara izlerinden birisi,Cumhuriyet gazetesinin merkezidir,bu gazete Atatürk devrimini yaşatan bir kuruluştur.Bu kurumun binası Ermeni bir tüccarın eviydi.Daha sonra İttihat ve Terakki Partisi bu evi merkez olarak kullanmıştı.Cumhuriyet bu evin bahçesine yeni binalar yaptırmıştır,fakat ahşap köşk hala oradadır;cumhuriyetin kurulduğu temellerden birini sessizce hatırlatır.

Eski köşk üzerine çok az kişi düşünür.Eğer Türkiye Cumhuriyeti,ülkedeki Hristiyanların sınırdışı edilmesi üzerine konuşmazsa,Mustafa Kemal'in oluşturduğu Türk kimliğini vatandaşlarına öğretmek için çok çalışması gerekecektir.

1-Steven Runciman'ın,History Channel'da "Crusades" adlı programdaki konuşması,BBC-MCM-XTV,1995.

2-Christopher J. Walker,"Armenia:The Survival of a Nation" (Groom Helm,1980)

3-Mükerrem K. Su,Ahmet Mumcu,"Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük" (Milli Eğitim Basımevi,1995)

4-Ermenilerin yüzyılın ilk katliamı olarak değerlendirdikleri olayda ölen insanların sayısıyla ilgili tüm bilgiler ihtiyatla incelenmelidir.Emekli Türk diplomat Kamuran Gürün'ün işaret ettiği gibi minimum sayı 300,000'dir.İlk görev Birinci Dünya Savaşı öncesinde Ermeni nüfusunun sayısını belirlemektir."Le Dossier Armenien (İstanbul:Triangle,1983)" adlı kitapta Kamuran Gürün,Ermeniler hakkındaki resmi Osmanlı nüfus sayımlarını ele aldı;buna Protestan ve Katolik Ermeniler de dahildi.1,294 milyon gibi bir sayıya ulaşıyordu."Armenia on the Road to Independence" adlı kitapta Ermeni tarihçi Richard Hovannisian 1,5 ile 2 milyon arası bir sayı vermektedir ki Avrupa kaynakları 2 milyon sayısını tercih etmektedir.Başka Ermeni tarihçileri yaklaşık 3 milyon Ermeni'nin bulunduğunu iddia etmektedir.Savaş öncesindeki bu toplumdan Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra geriye kalanlar çıkartılmalıdır.Gürün,Dr. Fridtjob Nansen'in Uluslar Birliği'ndeki raporuna göre Rusya'da 400,000-420,000 Ermeni mültecisinin ve Osmanlı İmparatorluğu'nda 625,000'in bulunduğunu hesap etmektedir ki o zamanlarda resmi sayı Ermeni Patrikhanesi tarafından İngiliz elçiliğine verilmişti.1,045 milyon hayatta kalan insan vardır.1920'lerin sonlarına doğru tüm ülkelerde Ermeniler için yapılan nüfus sayımlarını da ekleyerek hayatta kalan sadece 800,000 Ermeni olduğunu söylemektedir.250,000 Rusya'da,150,000-200,000 arası Türkiye'de,200,000'i sürgünde bulunmuş ve 200,000 tanesi de Türk ve Kürt evlerinde evlat edinilmiş."Armenia:The Survival of a Nation (Groom Helm,1980)" adlı kitapta Christopher Walker hayatta kalanlar için 600,000 sayısını önermiştir,fakat Akçam'a zıt olarak din değiştiren veya Türk Müslüman ailelerinin içine alınan birçok Ermeni'yi hayatta kalanlar olarak saymamıştır.

5-Türk Silahlı Kuvvetleri Genel Merkezi'nin Şubat 1996'da yazarlara verdiği sayılara göre Birinci Dünya Savaşı'ndaki Türk askeri kayıplarının sayısı 850,000'den fazla ölü veya kayıp olmuştur (225,000'i savaş alanında ölmüş,22,763'ü yaralardan ölmüş,330,796'sı hastalıktan ölmüş,373,237'si yaralanmış ve 275,000'i ya kaybolmuş ya da esir alınmış ki böylece de ölü sayılmışlardır).Gelibolu Savaşı sırasında 88,500'den fazla Osmanlı askerinin öldürüldüğü veya kaybolduğu söylenmektedir ve kaybolanlar da ölü olarak sayılırlar.Gelibolu'da İttifak kuvvetlerinin ölü sayısı ise 46,000'dir.

6-Bkz.Taner Akçam,"Türk Ulusal Kimliği ve Ermeni Sorunu" (İletişim Yayınları,1992)

7-Kenan Evren,"Kenan Evren'in Anıları (Milliyet Yayınları,1991)"2. cilt.Türkiye'nin intikam almak için Ermeni kiliselerini yok etmeye başvurmuş olabileceğini inkar etmiştir.Fakat bir reaksiyonun kaçınılmaz olduğunu da kabul etmiştir."Türk ulusu çok sabırlıdır fakat kızdığındaysa sınır tanımaz.Bunu çok iyi bilmeliler...Bazı insanlar Türkiye'de yaşayan Ermenileri öldürdüğümüzü söylemektedir ve bazı insanlar bunu kanıtlamaya çalışmaktadır.Bunu durdurmaya çalışıyoruz."

8-Teşkilat-ı Mahsusa'nın ve MBK'nın kayıtlarının yok edilmiş olduğu gerçeği kuşkusuz onların da işin içinde olduklarını iddia etmeyi zorlaştırmakta hatta neredeyse imkansız kılmaktadır.Fakat bu yazar en azından MBK tarafından başlatılan merkezden kontrol edilen bir kökünden silme politikasının varolduğu inancındadır.Erik J. Zürcher,"Modern Turkey" (I.E. Tauris,1995).

---------------------------------------------------------------------------

*Nicole&Hugh Pope,"Çıplak Türkiye:Modern Türkiye'nin Kısa Tarihi",1. bs.,İstanbul,Gelenek Yayıncılık,2004,s.[47]-59.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder