19 Aralık 2011 Pazartesi

Ermeniler:"Kesin Çözüm" İçin Çöle Sürmek(1)/Fuat Dündar

Türkiye'de "Ermeni tehciri" ve Türkiye dışında "Ermeni soykırımı" olarak tanımlanan,İttihatçı hükümetin Ermeni sorununun "kesin çözüm"üne yönelik devreye soktuğu politikaları tüm boyutlarıyla ele almak böylesi bir alt başlık ile mümkün değildir.(2) Bu bölümde daha çok,Ermeni tehcirinin,Osmanlı ve İttihatçı nüfus ve göç politikası bağlamında analizine çalışılacaktır.Ermeni tehciri genel olarak iki açıdan okunmaktadır.Türkiye-içi çalışmalar Ermenilerin başka bir bölgede "yeniden iskanı" olduğunu savunurken,(3) diğer kesim için tehcir,İttihatçı iktidarın önceden alınmış planlı yok etme kararının,(4) soykırım kararının bir aracı olduğunu savunur.Dadrian'a göre,tehcir "şiddetin ekonomisi (economy in violence)" olarak işlev görmüştür.(5)

Tehciri ikincil bir olay gören bu iki bakışın aksine ben,tehcire gereken ve hakettiği "anlamı" vermeye çalışacağım.İttihatçı iktidarın kendi şifreli belgelerine dayanarak,tehcir kararına,uygulamaya geçirilişine ve önemli etaplarına,tüm bu aşamalarda ordu-hükümet,merkez ve taşra arasındaki ilişki yumağı içinde bakılacaktır.Ana kaynak DH.ŞFR katalogları olup,merkezden taşraya -çoğunluğu İçişleri Bakanı Talat Paşa'ya aittir- gönderilen emirlere dayandığından,tehcire merkez bürokrasisinden bakılacağı ortadadır.

Ama öncelikle,bu çalışmanın ağırlık merkezini teşkil eden,Ermenilerin binlerce yıllık topraklarından sökülerek çöl bölgelere sürülmesi kararının,ne kadar vahim bir karar olduğunu göstermek gerekiyor.Böylece,"tehcir"in bir "araç" ya da "yeniden iskan" olarak değerlendirilecek kadar sıradan olmadığı,aksine merkezi iktidarın sorunun "kati bir surette çözümü" için aldığı siyasi bir karar olduğu ve bu kararın "insanlığa karşı suç" olarak değerlendirilebilecek vehamette olduğu görülecektir.Ardından,olayların öncesine dönüp tehcir kararını aldıran faktörler;bu kapsamda "Altı vilayet"i içeren reform çalışmaları,Ermeni komitelerinin yasadışı ilan edilip siyasi takibe alınması ve ardından patlak veren direniş/isyanlar,Ermeni-Kürt ittifakına karşı hissedilen korku ve diğer birçok faktör gözden geçirilecektir.

Zor'a Tehcir Kararının Önemi

Ermeni tehcirini sıradan tehcirlerden farklı kılan dört nokta vardır.İlki,bir halkın topyekun -yaşlı,çocuk,hasta,zengin,fakir ayırt etmeden- bu uygulamaya tabi tutulmasıdır.İkincisi,tehcirin yapıldığı iki bölge (boşaltılan ve iskana ayrılan) arasındaki iklim,topografya ve toprak özellikleri açısından hayati farklardır.Üçüncüsü de,tehcirin savaş koşullarında,insanlıkdışı -keyfi ya da kasti- uygulamalar eşliğinde gerçekleşmesidir.Daha da önemlisi,bu üç noktanın İttihatçı hükümet tarafından bilinmesine rağmen tehcir kararının alınmış olmasıdır.Son yüzyılı onlarca göç hareketine sahne olmuş,bu açıdan oldukça kurumsallaşan bir bilinç ve birikim kazanmış ve her şeyden önemlisi göçlerin yarattığı insan kayıpları konusunda ciddi bir tecrübe edinmiş Osmanlı Devleti tarafından tehcirin hayata geçirilmiş olması bu olayı daha vahim kılan noktadır.Üstelik bu bilinç ve birikim,tartışmaya konu olan Zor bölgesini de kapsamaktadır.Buna ek olarak Cemiyet'in ve özellikle Talat Paşa'nın örgütsel ve kişisel tecrübeleri de gözönüne alındığında,tehcir kararının yıkıcı sonuçlarının önceden bilinmeyen bir karar olmadığı,aksine "bilinç"li alınmış bir karar olduğu açığa çıkacaktır.

Zor Bölgesinin İklim ve Coğrafi Karakteri

Deir-ez-Zor,Ermenilerin iskanına ayrılan ana bölge,78.000 kilometrekarelik yüzölçümü(6) ile İmparatorluğun en düşük nüfus yoğunluğuna sahip olup 1907 itibarıyla 66.294 kişi barındırabilmektedir.(7)

Bunun nedeni,bölgenin iklim ve topografik özellikleridir.Zor bölgesi,yıllık yağış ortalaması 200 mm'yi geçmeyen;yazları,sık sık şiddetli kuraklığa varacak derecede sıcak ve kışları ise çok sert ve sık sık sıfırın altında seyreden bir iklime sahiptir.Yazları aşırı sıcak ve aşırı susuzluktan dolayı,adım başı rastlanan hayvan leşleri,bölgenin olağan manzaralarındandır.(8) Ayrıca,ırmakların birkaç kilometre ötesinde tarıma elverişli ekilebilir toprakların çok az olması,neden bölgenin İmparatorluğun en düşük nüfus yoğunluğuna sahip bölgesi olduğunu izah etmektedir.Mevcut nüfusun büyük kısmı ise,ancak göçebelikle iklime ve topografik koşullara dayanabiliyorlardı.Topografik koşullar yani yükseltilerin ve doğal korunakların az olması,bölgenin iklimini daha da katlanılmaz kılıyordu.

Zor Halkının Göçebe Karakteri

Göçebelik ve yarı göçebelik sayesinde,Zor bölgesi (sınırlı bir nüfus için) yaşanabilir hale geliyordu(r).Halkın büyük kesimi göçebe ve yarı göçebe olduğundan,bölge köylerinin sayısı 139 olup (1907'de),Osmanlı vilayetleri arasında en düşük sayıda köyü içeren idari birimdir.Nüfus artış hızı açısından da Osmanlı'nın en düşük bölgesidir.Mesela,Zor'a bağlı Aşara kazasının beş yıl içinde nüfus artışı (1910 ve 1915) yüzde 2 olup sadece 398 nüfusa karşılık gelmektedir.(9)

Göçebeliğin hakim olduğu bu "çöl vilayeti"nde aşiretçiliğin (al aşariyya) egemen sosyal doku olması,Osmanlı'nın bölgede otoritesini sağlaması karşısında büyük bir engeldi.Arap aşiretleri Bedevilerin,askeri güçlere ve yerleşim birimlerine saldırıları ciddi bir güvenlik sorunu yaratıyordu.Üstelik,bu tarz saldırılar sadece Zor bölgesiyle sınırlı değildi;kuzey komşuları olan Urfa ve Diyarbakır'da bulunan yerleşim birimlerine de uzanıyordu.Tanzimat dönemi merkezileşme çabalarında,askeri boyut önemli bir yer tutmuştur.Bu amaçla,1851-1852 tarihinde,"Zor,Bedevilere karşı bir [askeri] kuvvet noktası olarak seçildi."(10) Bölgede artırılan askeri güç,beklenen tatmin edici sonucu vermemiştir.Osmanlı'nın çözüm için müracaat ettiği diğer bir yöntem demografiktir.Bu amaçla,Kafkas muhacirlerinin bölgenin kuzey taraflarına (en yaşanılabilir yerlerdir) iskanları ile Bedevi ataklarına karşı set çekilmesi amaçlanır.

Resulayn ve Nusaybin kazaları Zor bölgesiyle,Osmanlılar için sadece iklimsel sınır değil aynı zamanda "medenileşme" sınırı olarak algılanır.1890'larda,Osmanlı medeniyetinin sınırını daha güneye,Zor'a kadar indirmek için,Osmanlı idarecileri geniş çaplı bir "ıslahat" kararı alırlar.Bunun ilk adımı olarak yeni iç idari düzenlemelere gidilerek,"Zor ıslahatı Zor'da vilayet teşkilatı ile hasıl olabileceğinden Ebu Kemal Kazası'yla Tedmir Nahiyesi merkezinde birer mutasarrıflık teşkili" kararlaştırılır.(11) Osmanlı "ıslahat"a iki misyon yüklemiştir:Toprağın ve halkın ıslahı.

Osmanlı idarecileri,bölge sorunlarının kaynağı olarak gördükleri "vahşi aşiretler"in (aşair-i mütevahhişenin) üstesinden gelmek için askeri kuvvetlerin artırılmasının yetmeyeceğini anlayınca,göçebe Arapların takibi için "katırlı askeri müfreze"lerin kurulmasını çare olarak düşünür.Bu askeri mobil güçler sayesinde,"vahşi aşiretler" yerleşik hayata geçirilerek,onlara zirai bir hayat tarzı kazandırılabilecektir.Bu sayede bölgesel ticaret ve zenginlik artacak ve devletin hazinesi de güçlenmiş olacaktır.(12)

1870 sonrası askeri bir set oluşturmak amacıyla,stratejik yerlere yerleştirilen Çerkez kolonilerinin güvenlik sağlayıcı yararları yanı sıra,bölgenin zirai ıslahına da katkıları olur.(13) Göçebe aşiretlerin iskanından da aynı zirai başarı hedeflenir.1891'de İrade-i Seniyye ile,Bedevilerin saldırısından harabe haline gelmiş Resulayn ve Harbo'ya bağlı köylerde Kiki ve Halican göçebe aşiretlerinin iskanları ile "nimet-i medeniyetden müstefim ve müstefid eylemeleri" hedeflenir.(14)

Osmanlı'nın Zor'a yönelmesinde bir diğer itici sebep demografiktir.İmparatorluğun son yüzyılda karşılaştığı en önemli sorunlardan biri olan muhacir sorunu,Zor bölgesinin uçsuz bucaksız topraklarının ayrı bir değer ve önem kazanmasına yol açmıştır.Muhacirler için yeni topraklar yaratma zorunluluğu her geçen gün -muhacir sayısı ile orantılı olarak- kendisini daha da hissettiriyordu.Anadolu'da ziraate yeni açılacak topraklar azalmış ve bu durum Ermeni,Rum gibi Hristiyan gruplara yönelik ciddi arazi ihlallerinin ortaya çıkmasına yol açmıştı.Bu koşullarda Osmanlı'nın yirminci yüzyılı,Zor bölgesini iskana açma çabası ile geçecektir.

Bölgenin Osmanlılaştırılması için bir dizi ıslahat projesi denenmesine rağmen tam bir sonuç alınamamış,bölgenin hazineye katkısı artmadığı gibi Bedevileri dize getirmek için başvurulan askeri yöntemler de ek mali külfetler yaratmıştı.1908-1913 arası,Cemiyet'in aralıklarla iktidarda olduğu dönemde,bölgenin sorunlarını tespit ve bunların ıslahı amacıyla bölgeyi iyi tanıyan uzmanlara görüş ve öneriler içeren birçok inceleme raporu hazırlattırılır.Uzmanlardan yanıtlamaları istenen sorular şunlardır:Bölge toprakları ziraate uygun hale getirilebilir mi?Göçebeler yerleşik hale nasıl getirilebilir?Hangi tarımsal yeni teknikler,bölgenin çölümsü arazilerini tarıma uygun hale getirmede yardımcı olabilir?

Diğer yandan Meclis-i Vükela 25 Nisan 1910'da,bölgenin "hayatı mamuriyeti"ni artırmak amacıyla,Halep'ten Zor'a kadar bir karayolu yapımı,Fırat Nehri üzerinde yedi köprü ile su taşmalarını önleyecek 800 metrelik set inşasını kararlaştırır.(15) Bölgenin "ihya ve imarı" için,yerel yönetimin girişimcileri teşvik edici politikalara başvurması önerilir.Bölgenin boş arazilerini tarıma açabilecek özel girişimler teşvik edilmeli,finans desteği ve vergiden muafiyet gibi cazip öneriler sunulmalıdır.(16)

Uzmanların yanıtlaması istenen sorular arasında kuşkusuz en önemlisi,Anadolu'dan bölgeye nüfus transferi yapılmasına yönelik fikirleridir."Anadolu'dan muhacir gönderilmesi" fikri Osmanlı yetkililerinin üzerinde titizlikle durduğu bir konudur.Zor eski Mutasarrıf Yardımcısı Lütfi Efendi,konunun uzmanlarından biri olarak kaleme aldığı raporda,böyle bir fikre şiddetle karşı çıkar,çünkü kendisine göre bölge,Anadolu'dan gönderilecek muhacirlerin iskanına uygun değildir.

Lütfi Efendi'nin Raporu

İstanbul'un istemi üzerine kaleme alınan bölgenin eski mutasarrıf yardımcısının 21 Mart 1912 tarihli raporunda(17) "arazinin şimdiye kadar maat-teessür ancak yüzde 20 nisbetinde mahal-i mezru ve bu da nehir kenarında vaki araziden ibaret ol[duğu]",geri kalan toprakların,yani yüzde 80'inin henüz ıslah edilemediği belirtilir.(18) Buna karşı yapılabileceklerin başında,yeni zirai araçların bölgeye getirilmesi ve "fünun-ı cedide zeriyenin" ışığında tarım politikalarının devreye sokulması gelmektedir.Bir diğer öneri de,Anze ve Şamar gibi aşiretlerin iskanı ve ardından bu aşiret "reislerinin kaymakam intihabı" ile "seyyar mutasarrıflık"ların teşkil edilmesidir.Ancak böylesi bir idari ve zirai çözüm yerine,bugüne kadar başvurulan askeri güçleri artırma yönteminin sonuç vermeyeceğini vurgulayarak,"bil-farz çölü baştan başa asker ile ihata etmek kabil olabilse de bedevi bir halkı... kontrol altına almak oralarda bir büyük hadise zuhurunu hazırlamak demek olmasıyla müvaafık bir tedbir ad-olunamaz" der Lütfi Bey.Aksine der,"böyle bir hareket gayet vahşetle me'luf olan bir halkı [abç] bütün bütün ürküterek isyana vesile olabilir."Lütfi Bey'e göre,her şeyden önce bölgenin yaşam alanlarını genişletecek altyapı çalışmalarının artırılması gerekmektedir:"Oralarda ziraat ve falahat fakat Fırat ve Habur nehirlerinin iki tarafında ancak yarımşar saatlik mesafeye kadar icra olunabilir daha ilerileri su olmadığı için rağbete mazhar değildir.""Şamiye ve Cezire çölleri Fırat-Dicle-Habur nehirlerinde" yeni su kanalları inşası ile bölgedeki sulama alanlarının artırılmış olacağını ve böylece bölgenin iskana uygun bir hale gelebileceğini raporuna ekler.Lütfi Bey son olarak şunu vurgular:"Hal böyle olunca muhacir iskanı için Anadolu vilayetlerinde hali arazi aramaya ahaliyi mahalliyeyi tazyikata düşürmeye artık icab da kalmaz." Böylece İstanbul'un dileği olan Zor'a muhacir gönderilmesi isteği yerine getirilmiş olacaktır ve hatta "milyonlar ile muhacir sevkedilse urban için o koca badiyede yine lüzumundan pek fazla arazi kalır" diyerek Lütfi Bey,İstanbul'un düşündüğü Zor'u muhacir iskanına açma düşüncesinin ciddi bir altyapı gerektirdiğini vurgulayan,olumsuz görüş belirtmiş olur.(19)

Talat Paşa'nın Zor Bölgesine Dair Bilinci

Yukarıda bahsi geçen rapordan iki yıl sonraki Meclis tartışmasında Talat Paşa,rapordan haberdar olduğunu,bölgenin yaşam koşulları taşımadığının bilincinde olduğunu açıkça ortaya koyan bir konuşma yapar.Tarih 6 Temmuz 1914'ü gösterirken,Ege kıyı bölgelerinde Rumların kovulmasına yönelik saldırıların Meclis'te tartışıldığı gün,Aydın mebusu Emmanouil Efendi söz alır.Kendisi Rum bölgelerinde terörün kaynağının Rum köylerine muhacir iskanı olduğunun bilinmesine rağmen bu iskan işinin hangi saikle yapıldığını hükümete sorar.Çünkü der,bu iskan yüzünden Rumlar kaçmaktadır.Oysa der,"Üsküdar'dan ta Basra Körfezi'ne kadar hali arazi pek çoktur." Neden bu bölgelere muhacirler iskan edilmeyip,Rum köyleri seçilmektedir,diye sorar.(20)

Talat Paşa'nın cevabı,konumuz açısından,"kasıt" ile "bilinç" arasındaki açıyı sıfırlayacak derecededir.Yüzbinlerce Rum'un Yunanistan'a kaçmasına yol açan,Rum köylerine muhacir iskanını savunurken şu bilinci açığa çıkarır:

"Gerçi hali arazi pek çoktur,fakat Emanuelidi Efendi'nin dediği gibi Üsküdar'dan Basra'ya kadar olan boş arazilere bu İslamları yerleştirmek için evvela 15-20 milyon liraya ihtiyaç vardı.Bizde de yoktu.Bu muhacirleri dedikleri gibi,oralara gönderip çöllere serpecek olsaydık oralarda cümlesi açlıktan öleceklerdi..."(21)

Sadece on ay sonra,24 Nisan 1915 günü,Talat Paşa Ermenilerin sözkonusu bölgeye yönelik ilk tehcir kararını verir.Osmanlı tarihinde bir ilktir,önceleri nadir de olsa tek tük siyasi sürgünün gönderildiği bölge şimdi bir halkın toplu gönderildiği bir bölge olur.Bir milyon civarında bir halk,farklı bir yaşam biçimine sahip (üretim,beslenme vs.) ve farklı bir ortamdan (iklim ve topografik),çölümsü bölgeye sürülürler.Yani Ermeni tehciri,"ıslah" edilemeyen bir halkın "ıslah" edilemeyen bir bölgeye sürülmesi olarak özetlenebilir.

Şimdi olayları geriye sarıp,tehcir kararı öncesi siyasi,askeri,demografik gelişmeleri aktarıp,ardından Anadolu'nun Ermenilerden arındırılmasının önemli aşamaları ve yarattığı sonuçları içerecek kronolojik bir akış içinde İttihatçı zihniyeti anlamaya çalışalım.

***

1-Bugün Türkiye'de şaşırtıcı bir şekilde Ermenilere uygulanan nüfus politikasını,sürgün değil,tehcir ve hatta "yeniden yerleştirme" olarak adlandıranlar var.Burada da kelimeler üzerinde takılmayıp onun gerisindeki "geçmiş"i anlamak çabasında olduğumdan,tercihim "sürgün" terimi olsa da tehcir,sevk gibi terimleri belgede geçtiği haliyle kullanacak ve bu ayrımı dikkate alacağım.Bu arada şunu hatırlatmak gerekir ki o dönem,sürgün yani "teb'id" terimi İttihatçılar tarafından kullanılmıştır.Mesela Ahmed Rıza Bey,Sevr Kongresi'ne sunduğu 17 Mart 1919 tarihli ve "Ligue de l'unité nationale ottomane et le président du Sénat" deklarasyonunda,Ermeniler için sürgün (déportation),Rumlar için sevk (transfert) terimini kullanmıştır (FO 608/111,s.508).Diğer yandan,Cemal Paşa Araplara yönelik idam ve sürgün politikasında kendini aklamak için hazırladığı ve 1916'da Tanin matbaası tarafından basılan propaganda yayınında bile sevk-sürgün terimleri arasındaki farkı tartışır.Arapları,aileleri ile birlikte sürdüğünden bunun bir sürgün olarak adlandırılmaması gerektiğini savunur."Sürgün değil ama sadece sevk sözkonusudur" çünkü:"teb'id bir ceza,nakil bir ihtiyattır." (Cemal Paşa,Aliye-i Divan-ı Harb-i Örfisi-Osmanlı İmparatorluğu'nda Ayrılıkçı Arap örgütleri,(yay.haz.) Ayşe H. Aydın,2. bs.,İstanbul:Arba,1993).Diğer yandan,Enver Paşa'ya çektiği bir şifrede,sevk ya da tehcir değil aksine sürgün terimini kullanır;"Ermenilerin esna-yi te'bidinde...",Yücel Aktar,"Enver ve Cemal Paşalarla Osmanlı Valileri:İmzalı Belgeler,Soykırım Tezlerini Çürütüyor",Yeni Türkiye,sayı 37,2001,Ankara,s.319-329.Ayrıca,yukarıda kısaca özetlenen 1915'teki gizli nüfus sayımında görüldüğü gibi,birçok Osmanlı nüfus memuru sürgün (teb'id) terimini kullanmıştır.Hem ayrıca birçok EUM şifresinde de teb'id (tek örnek vermekle yetinelim,DH.EUM,2. Şb. 68/69) yer almış,Hariciye ve Dahiliye arası yazışmalarda da "toptan tard","ihraç" terimleri kullanılmıştır (HR.SYS,2873/5_37).

2-Katliam boyutu,nedenleri,örgütlenmesi ve icraya konulması çok sayıda araştırmacı tarafından çalışılmıştır.Bu literatürün üç önemli çalışması Vahakn N. Dadrian,Raymond Kevorkian ve Taner Akçam'a aittir.Kevorkian'ın,yöneticisi olduğu Nubaryan Kütüphanesi'nin belgeleri ile ortaya koyduğu son eseri,Ermeni mağdurları açısından olayı değerlendirdiği için tartışmasız bir yere sahiptir.Taner Akçam son eserinde Osmanlı belgeleri ile katliamı ispatlamaya çalışmıştır.Dadrian ise,bu konuda ele aldığı birçok eseriyle her ne kadar tartışılacak birçok noktalar öne sürmüş ise de,bu alanda henüz yeri doldurulamamış bir odaktır.Bkz. Raymond Kevorkian,Le génocide des Arméniens,Paris:O. Jacob,2006.Vahakn N. Dadrian (Ulusal ve Uluslararası Hukuk Sorunu Olarak Jenosid:1915 Ermeni Olayı ve Hukuki Sonuçları,çev. Yavuz Alogan,İstanbul:Belge Yayınları,1995.Ermeni Soykırımında Kurumsal Roller:Toplu Makaleler Kitap 1,çev. Attila Tuygan,İstanbul:Belge Yayınları,2004.Türk Kaynaklarında Ermeni Soykırımı:Toplu Makaleler Kitap 2,çev. Attila Tuygan,İstanbul:Belge Yayınları,2005).Taner Akçam ("Ermeni Meselesi Hallolunmuştur":Osmanlı Belgelerine Göre Savaş Yıllarında Ermeniler'e Yönelik Politikalar,İstanbul:İletişim Yayınları,2008.Türk Ulusal Kimliği ve Ermeni Sorunu,İstanbul:İletişim Yayınları,1992.İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu:İttihat ve Terakki'den Kurtuluş Savaşı'na,Ankara:İmge Kitabevi Yayınları,1999.Ermeni Tabusu Aralanırken Diyalogdan Başka Bir Çözüm Var mı?,İstanbul:Su Yayınları,2000).

3-Özellikle,Esat Uras,Kamuran Gürün ve Yusuf Halaçoğlu.

4-Türkiye'deki tabuyu yıkan çalışmasında Taner Akçam,Osmanlı hükümetinin Ermeni sürgünü sırasında hiçbir organizasyon yapmadığını ileri sürer.Bkz.Türk Ulusal Kimliği... a.g.e.,s.106.

5-Dadrian (2004),s. 190.

6-Mehmed Nasrullah,Mehmed Rüşdü,Mehmed Eşref,Memalik-i Mahruse-i Şahaneye Mahsus Mükemmel ve Mufassal Atlas,İstanbul,1907.(Yeniden basımı 2003'te Rahmi Tekin ve Yaşar Baş tarafından yapılır;Osmanlı Atlası -XX. yy. başları,İstanbul:OSAV).

7-1897 yılında dahi aynı özellikler sözkonusudur.122.096 kilometrekarelik alan üzerinde 151.260 nüfus yani 1,2 kişi/kilometrekare ile İmparatorluğun en düşük nüfus yoğunluğuna sahip bölgesidir.İnalcık-Pamuk,"Osmanlı'da Bilgi ve İstatistik",s.172-173.Günümüzde sınırları biraz daha küçülse de Suriye Devleti'nin Deir-ez-Zor bölgesi nüfusu pek artmamıştır.1994 itibarıyla 133 bindir.

8-Jean Hannoyer,Campagnes et pouvoir en Syrie:essai d'histoire socio-économique sur la région de Deir-ez-Zor,unpublished disertation,Paris 5,E.H.E.S.S.,1982,s.41.

9-DH.EUM.KLU (Dahiliye Nezareti Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti Kalem-i Umumi) 9.24 (2 Ağustos 1915).

10-Hannoyer,Deir-ez-Zor,a.g.e.,s.80.

11-DH.ID (45.12-53.

12-"Vahşi aşiretlerin iskan ve yerleştirilmesi ile ziraat ve çiftçiliğe yönlendirilmesi ile sorunların çözülmesi ve böylece ticaret ve mahalli servet ve dolayısıyla devlet hazinesine gelirler katkısı."Bkz. DH.ID 45.12-5.1.

13-Hannoyer,Deir-ez-Zor,a.g.e.,s.37.

14-DH.ID 45.12-38.

15-DH.ID 45.12-53.5.

16-DH.ID 45.12/59.1.

17-DH.ID 45.12-53.

18-DH.ID 45.12-59.

19-1918'de dahi Zor bölgesi,"vahşi" karakterinden bir şey kaybetmemiştir.Mebusan Meclisi'nin 23 Şubat 1918 oturumunda,Halep ilinin idari sınırları ile ilgili verilen yasa tasarısı görüşmeleri sırasında,İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Mustafa Abdülhakuk [Renda] Bey,üç yeni kaza teşkilatının kurulmasını önerirken şöyle der:"Bugün çölden Halep'e cenup ve şark kısmından Zor'a gidinceye kadar hiçbir kaza merkezi yoktur.Demin arzettiğim gibi,henüz hükümetçe tamamen zaptı rapt altına alınamayan ve hükümetin kaydına,nüfuzuna girmeyen 650 köy buralardadır.Orada tahrir-i nüfus yapmak için evvela,oralarda hükümeti tesis etmek lazım gelir...Hükümet gittikçe çöle doğru ilerlemek istiyor.Ve çöle doğru üç kazanın teşkilini teklif ediyor...Bugün Zor'dan kalkan bir kervan Halep'e gelinceye kadar hükümetten azade bir halde geliyor.Hiçbir yerde hükümet yoktur.Binaenaleyh hükümet urban ve eşkiya tarafından bir tecavüz vukuunda Halep hükümetine,Zor hükümetine haber verilinceye kadar bittabii vakanın failleri ortadan kayboluyor",bkz.MAZC (Meclis-i Ayan Zabıt Ceridesi),3,4,1,28,23 Şubat 1918,s.429.

20-Tam metin için Rum bölümünün "Meclis tartışmaları" kısmına bakınız.

21-MMZC (Meclis-i Mebusan Zabıt Ceridesi),3,1,1,26,6 Temmuz 1914,s.611.Hatta,Kafkasya'dan göçler sırasında dahi bu bölgede onların iskanı düşünülmüştü;3 Receb 1315 [1895] tarihli Muhacir Komisyonu Talimatnamesi için bkz. İrade Dahiliye 1315.B.3-38.

---------------------------------------------------------------------------

*Fuat Dündar,"Modern Türkiye'nin Şifresi:İttihat ve Terakki'nin Etnisite Mühendisliği,1913-1918",3. bs.,İstanbul,İletişim Yayınları,2008,s.248-258.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder