28 Kasım 2011 Pazartesi

Soykırım Tanımı ve Tarih/Etyen Mahçupyan*

Soykırım konusunda sanki gizli bir mutabakat mevcut:Taraflar herhangi bir tanım yapmaktan özellikle kaçınıyor;ve bu kelimeyi kullanmanın veya reddetmenin getirdiği avantajların ardına sığınmaya çalışıyorlar.Öte yandan olay sadece bir tanım meselesi olmayıp,nesnel tarihsel araştırmalara dayanmayı gerektiriyor.

Ne var ki iş göründüğü kadar basit değil.Her şeyden önce tanımların kendisi birer tarihsel malzeme.Diğer bir deyişle onların da zaman içinde bir macerası var ve sürekli içerik ve anlam değişikliğine uğruyorlar.Tanımın geçmişte kullanıldığı biçimde ele alınması da bizi öznellikten kurtarmıyor;çünkü 'tarih' yaşanmış olanın bizim zihnimizde yeniden yaşanmasıdır ve bizim kavramsal algılamamızdan bağımsız olamaz.

Dolayısıyla tarihin tarihçilere bırakılması yeterli bir çözüm oluşturmuyor.Önemli olan tarihe bakarken demokrat bir zihniyette buluşulması;ve bu ortak çabanın yeni tanımlara yol açabileceğini baştan kabul etmektir.Kısaca söylersek,esas soru farklı kesimlerden araştırmacıların birlikte yeni bir tarih yaratmaya ne denli hazır olduklarıdır.

Bunun için karşılıklı olarak atılacak üç adım var:Birincisi yabancı tarihçilere devlet eliyle tarih yazdırma ve yabancıları kanıt olarak kullanma alışkanlığından vazgeçilmesi gerekir.

İkincisi serinkanlı bir soykırım tanımında,daha doğrusu bir tanım yelpazesinde anlaşmaktır.Soykırımın ayrı ayrı ve birlikte ele alınabilecek dört tane koşulu bulunuyor:

1-Eylem,saldırıya uğrayan kesimin kimliğiyle bağlantılıdır;ve bunun dışındaki bireysel farklılıkların önemi yoktur.

2-Eylem tek tek kişilere değil,grup olarak bir kesimin tümüne karşı yapılmaktadır.

3-Eylemi organize eden merkezi bir güç,bir devlet veya benzeri bir otorite bulunmaktadır.

4-Eylem,saldırıya uğrayan kesimi aşağılayan,bu sonucu hakettiğini söyleyen bir ideolojiye dayanmaktadır.

Bu koşullardan hiçbirinin yeterli veya gerekli olduğu ilkesel olarak söylenemez.Çünkü bunlar tarihsel olayların ortak yanlarından türetilmiş,olası özelliklerdir.Dolayısıyla sadece birinci veya ikinci koşulun yeterli sayılmasıyla çok geniş soykırım tanımları yapmak mümkün olduğu gibi;dört koşulu da gerekli sayan dar bir tanım da üretilebilir.1915 yılında yaşanan Ermeni tehcirinin bir soykırım olup olmadığı,yapılacak tercihe göre değişecektir.İlk üç koşulun varlığına ilişkin açık kanıtlar bulmak ne denli kolaysa;dördüncü koşulun varlığını öne sürmek de o denli zordur.Diğer bir deyişle Osmanlı yönetici zümresinde de,Müslüman cemaatte de Ermenilerin 'kötü' olduklarına dair bir ideolojik yaklaşım yoktur.İstenen şey Ermenilerin bu toprakların dışına çıkarılmasıdır.Bu topraklardan temizlenmek ise,yeryüzünden temizlenmek anlamına gelmez.

Dolayısıyla tarafların atması gereken üçüncü adımın,çoklu bir tanıma izin veren bir başlangıç noktasını kabullenmek olduğu söylenebilir.Kısacası Ermeni tehciri hem soykırımdır hem de değildir.Yahudi soykırımına benzemediği ne denli açıksa,soykırım özellikleri gösterdiği de o denli doğrudur.

Bizim tarihsel gerçeğimiz de bu!Ortak çalışmaların sonucunda da bir uca gitmemiz gerekmiyor.Olayı anlamak ve içselleştirmek;içinde yer alan kötülükler kadar bireysel güzellikleri de farketmek ve bunları da tarihselleştirmek,hepimize iyi gelecek.

*Etyen Mahçupyan,Radikal,29 Mart 2000.
**Etyen Mahçupyan,Büyük Travmanın Eşiğinde,1. bs.,İstanbul,Patika Yayıncılık,2000,s.190-192.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder