25 Kasım 2011 Cuma

Soykırım Sendromu/Etyen Mahçupyan*

Bir süreden beri Fransız Parlamentosu'nun aldığı 'Ermeni Soykırımını Tanıma' kararıyla uğraşıyoruz.Oysa Parlamento bu kararı alırken 'Türkiye'nin özür dilemesi','soykırımı reddetmenin suç teşkil etmesi' türünden talepleri reddedip işi sembolik düzeyde tutmuştu.Gene de resmi tepkimizin olabildiğince radikal olması gözetildi:Meclis bir kınama mesajı gönderirken,Fransız firmaların askeri ihalelere katılımı "donduruldu" vs. Gazetelerimiz bu ihalelerin dışında kalmasının Fransa açısından nasıl bir maddi kayıp olduğunu gözler önüne serdiler.Derken karar Senato tarafından gündeme alınmadı ve Türkiye kamuoyunun yüreğine su serpildi.

Bu süre içinde medyamız sağcısından solcusuna ilginç bir dayanışma gösterdi.Birkaç tane "o her zaman çıkıntılık yapanlar" dışında aksak ses çıkmadı.Ancak iki soru açıkta kaldı:

1-)Fransa'yı siyasetle tarihi karıştırmakla suçladıktan sonra,nasıl oldu da Türkiye entelektüelleri Fransa'nın senatodaki siyasi kararıyla müsterih oldular?
2-)Nasıl oluyor da bir ülkenin geçmişiyle ilgili tarihsel ve üstelik ihtilaflı bir olguda,o ülkenin her türlü ideolojisinden bütün insanları tek bir yargıda buluşabiliyor?

Bu soruların tek bir yanıtı var:Türkiye toplumu geleneklerin ve kültürel yapının harmanlanmasına dayanan bir milliyetçilikten ziyade;homojenleştirici,forme edici bir otoriter bütünleştirme ideolojisiyle sarmalanmış durumda.Dolayısıyla bir yandan tarihsel olgular 'çapaklarından temizlenip' milliyetçi kimliği oluşturan küçük efsaneler haline getirilirken;aynı anda bu tarih,toplumun tüm entelektüel enerjisini emen,dokunulmaz bir ideolojik referansa dönüşüyor.

Bu nedenle Türkiye özellikle yakın tarihiyle ilgili olarak çoğulculuktan ürküyor.O kadar ki resmi görüşün dışında kalan Türk yazarlarını,hatta sözkonusu dönemleri yaşamış askeri personelin hatıratını bile görmezden gelebiliyor.Bu korku,tarihe nesnel bir gözle bakmaktansa,tarihin siyaseten karantinaya alınmasına yol açıyor."Tarihi tarihçilere bırakın" dense de,bu sözün kendisi siyaseten kullanılıyor;ve resmi devlet yayınları veya icazet almış bazı yazarlar dışında bu konulara pek girilmiyor.Türkiye'de her kesimden yığınla tarihçi 'Klasik Osmanlı',veya '19. Yüzyıl' dönemiyle uğraşırken niye kimse bu toprakların Birinci Dünya Savaşı yıllarını yazmıyor dersiniz?Bırakın bu dönemin sosyal,hatta siyasi tarihini,bugün elimizde bir askeri tarih bile yok.

Gerçek o ki Türkiye kamuoyu kendi tarihini iyisi ve kötüsüyle bilmektense,kimliksel yıpranmaya yol açabilecek sorgulamalardan çekiniyor.Unutmayı entelektüel meraka,siyaseti tarihe tercih ediyor.Oysa bu topraklardaki bir bölüm Türk ve Ermeninin savaş yılları içinde birbirlerine her türlü insanlıkdışı davranışta bulundukları bilinen bir gerçek.Ne de olsa her iki cemaatin de hamuru aynı coğrafya ve tarihle mayalanmış;her ikisi de birlikte çözüm üretmektense,diğerinden zor kullanarak kurtulmayı bir siyasi kültür olarak içselleştirmiş topluluklar.Ne var ki Osmanlı'nın meşruiyeti her ikisinin de 'devleti' olmaktan kaynaklanıyordu;ve bir devlet tasarrufunu toplumsal hezeyana indirgemek siyaseten bile caiz olamıyor.

*Etyen Mahçupyan,Radikal,28 Haziran 1998
**Etyen Mahçupyan,Yönetemeyen Cumhuriyet,1. bs.,İstanbul,Patika Yayıncılık,1999,s.246-248.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder