28 Kasım 2011 Pazartesi

Ermeni Meselesinde Basiret/Etyen Mahçupyan*

1915 tehciri sırasında yaşananların bir 'soykırım' olup olmadığı netameli bir konu,çünkü olay güncel siyasetle ve bugünü yaşayan her iki taraftan insanların psikolojik durumlarıyla yakından ilgili.Hatta denilebilir ki,tarih,bu denklemde en az etkili olan alan.Ancak yine de malzeme tarihten geliyor ve bu alanda hiç olmazsa saçma pozisyonların savunulmaması gerekiyor.Çünkü böyle yapıldığında tarihi gizleme kaygısıyla hareket edildiği belirgin hale gelmekte.

Türkiye'nin bu konuda özellikle dikkatli olması lazım.Oysa öne sürülen argümanlara bakıldığında her taraftan bilinçsizlik ve basiretsizlik akıyor.Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ndaki tartışmada Türkiye adına konuşan diplomatımız "trajik olaylar sırasında sadece Ermenilerin değil,iki milyon Türk ve Müslümanın da hayatını kaybettiğine" dikkat çekmiş.Herhalde bu kadar insanı asker nezaretinde çoluk çocuk tehcir olmakta olan Ermeniler öldürmedi.Bu kadar insan Birinci Dünya Savaşı'nda hayatını kaybetti.İyi de aynı mantıktan hareketle 'Almanlar da savaşta bunca kayıp verdiler,o nedenle Yahudi soykırımından söz edilemez' diyebilir miyiz?Öyleyse,tutunacak hiçbir dalı olmayan böyle bir argüman niye yapılır?Bunun tek anlamı,Türkiye'nin başka bir argümanının olmadığının ilanı değil midir?

Buna paralel bir yaklaşım da dönemin çatışmalarında Türklerin de Ermeniler kadar kayıp verdiği.Bu kabaca doğru bir gözlem ama doğrudan çatışmalarla,köy basmalarla ilgili eldeki rakamlar otuz ile elli bin arasında ölüm olayını belgelemekte.Yani ancak böyle bir rakam için bu sav ileri sürülebilir.Oysa 1915 yılı içinde İmparatorluktaki Ermeni nüfusu şu veya bu şekilde bir milyon kişi azalmıştır.Türkiye'nin bununla ilgili tarihsel inandırıcılığı olan resmi bir açıklaması olması gerekmez mi?

Daha ziyade resmi görüşün popülist versiyonu olarak karşımıza çıkan 'tehcirin sadece Doğu Anadolu'da gerçekleştiği' tezi ise düpedüz yalandır.Bizzat Osmanlı subaylarının kaleminden çıkma birçok hatırat ve mektup bunu göstermeye yeterli.Edirne'den başlayan tren kafilelerinin,Bursa'dan yığınlar halinde getirilen insanların nasıl Eskişehir'de toplandıkları ve ne koşullar altında sevkedildiklerini öğrenmek için yabancı tek bir kaynağı bile okuma gereği yok.

Daha basiretsiz bir karşı çıkış ise ASALA'nın eylemlerini öne sürerek,'bizim de mağdur olduğumuz bir durum var' mesajını vermeyi bir argüman sanmak.ASALA açıkça bir terör örgütü,bir katil çetesiydi.Öldürülen diplomatları anmak ve dünya çapında anılmalarını sağlamak da doğru ve sürdürülmesi gereken bir yaklaşım olarak tercih edilebilir.Ama neyi neyle karşılaştırıyoruz?Osmanlı Devleti de bir terör örgütü müydü ki,ASALA ile arasında bir tür 'karşılıklılık' aranmakta.Bir devlete terör örgütünün sorumsuzluğunu ve ahlaki kaygılardan uzaklığını yüklemek mümkün mü?Dolayısıyla,soykırım iddiası karşısında ASALA terörünü bir karşılık olarak ileri sürmenin tek bir yorumu olabilir:Soykırım iddiasının zımnen kabul edilmesi...

Ülke yönetiminin tepesinde bu nüansların farkında olan insanların bulunmadığı düşünülemez.Ama ne yazık ki bunların etkisi olmamakta ve Türkiye'nin resmi tezi kaba bir milliyetçi kaygıyla beslenen 'kaçak güreşmeyle' sınırlı kalmakta.Ülkenin Milli Savunma Bakanı'na göre,"Türk tarihinde soykırım olmamıştır.Gerek Osmanlılar gerek diğer Türk devletleri daima insani duygularla hareket etmiştir..." Ne yazık ki,Türkiye hala,ideolojik milli hasletlerden hareketle tarihte olan biten hakkında yargıda bulunabileceğini sanan insanlar tarafından yönetilmekte...

Eğer Türkiye tarihten bu denli kaçarsa,tarih de gider başkalarının ideolojik malzemesi haline gelir.

*Etyen Mahçupyan,29 Eylül 2000.
**Etyen Mahçupyan,İkinci Tanzimat,Ankara,Liberte Yayınları,2003,s.146-148.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder