25 Kasım 2011 Cuma

Devletçi Aydınlarda Ahlak/Etyen Mahçupyan*

Bütün ulus-devletler tarihi bir miktar çarpıtmışlar ve bunu yeni ürettikleri bir 'aydın' tipinin yardımıyla yapmışlardır.Ne var ki bazı ülkelerde toplumun kimlik ihtiyacı o denli derin olmuştur ki,sonuçta bu 'aydınlar' eliyle sahte bir dil,sahte bir gerçeklik tüm anlam dünyasını kapsamış;resmi ideolojiden ve toplumun psikolojisinden alınan destek müdanaasız bir düzeysizliğin önünü açmıştır.'Soykırım' tartışmaları da Türkiye'deki bu tür 'aydınlar' için herhalde pek iştah açıcı olduğundan,ahlaki sınırları zorlayacak ölçüdeki görüş ve tavırlar medyadan eksik olmamıştır.

Örneğin bir televizyon programında Mümtaz Soysal geçmiş yıllarda otuz diplomatımızın öldürülmesini "asıl soykırım bu" diye betimlemiştir.Hangi sebebe dayandırılırsa dayandırılsın Türk diplomatlarının öldürülmesini hiçbir şekilde mazur veya meşru göstermenin mümkün olmadığı açıktır.Hiçbir ideolojik 'sebep' başka bir insanın ölümünü meşru kılamaz.Bu olaylar hafifletici sebebi olmayan cinayetlerdir.Ne var ki bu cinayetler bir 'soykırım' da değildir.Çünkü ölenler adı sanı,görevi belli;temsil yeteneği olan insanlardır ve bu nitelikler hayatlarına saldırıda bulunulmasının da 'nedenidir'.Oysa 'soykırım',adını sanını bilmediğimiz,hatta ilgilenmediğimiz insanların sırf bir kültürel kimliğe ait olmalarından ötürü öldürülmeleridir.Bu nedenle Ermeni tehciri ideolojik dayanağı zayıf olmasına karşın,uygulamada 'soykırım' benzeri özellikler göstermiştir.Çünkü hem devletin bilgisi ve yönlendirmesi altında yapılmış,hem de sürgün ve ölümün tek nedeni Ermenilik olmuştur.

Soysal gibi hem hukukçu hem hariciyeci birinin bu basit ayrımları bilmemesi;tarihte neler olup bittiği konusunu bir yana bırakalım,hukuk terminolojisi alanında kara cahil kalmış olması inandırıcı mıdır?Tüm bu çaba,demagojik bir üslup içinde anlam kaydırmaları yaparak,gerçekliğin bulandırılmaya çalışılmasından ibarettir.Bu yaklaşım,yaşanmışlığı siyasetin manipülasyonuna açık bir talan alanı olarak algılamakta;her şeyin siyasi/ideolojik dille yeniden kurgulanabileceğini ve üstelik bu kurgunun hakikatin yerine geçebileceğini sanmaktadır.

Aynı anlayışın daha naif bir örneği ise Şükrü Elekdağ tarafından gene bir televizyon programında seslendirilmiştir.Kendisinden öğrendiğimize göre geçmişte 'Türk tezi' lehine imza atan 69 Amerikalı bilimadamından bugün sadece yedisi aynı imzayı atmaya razı olmuşlardır.Elekdağ'a göre bunun nedeni Türkiye'den yeni eser çıkmaması ve bilimadamlarının lobi baskısı altında kalmalarıdır.Tarihsel olgular hakkında rüzgarın yönüne göre fikir değiştiren bu zevata 'bilim'adamı denebilir mi?Bugün baskı altında oldukları için imza atmıyorlarsa,geçmişteki imzalarının farklı bir baskı nedeniyle atılmadığının garantisi nedir?

Elekdağ'ın yaklaşımı,her şeyi propaganda ve güç ilişkilerine yaslayan,'tarihsel gerçek' diye bir kategoriyi yadsıyan bir zihniyetin uzantısıdır.Ulusal tarihi yazma gücü bu 'aydınların' elinde ulus-öncesi ve ulus-ötesi tarih üzerinde de hegemonya kurma arzusu yaratmaktadır.Ne yazık ki günümüzün dünyası onların bu psikolojik ihtiyaçlarını tatmin etmekten uzaktır.

*Etyen Mahçupyan,Radikal,12 Temmuz 1998
**Etyen Mahçupyan,Yönetemeyen Cumhuriyet,1. bs.,İstanbul,Patika Yayıncılık,1999,s.258-260.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder