25 Kasım 2011 Cuma

Bu Yazılar Niçin Yazıldı?/Etyen Mahçupyan*

Bir süreden beri bu köşede 1915'deki Ermeni tehciri ve bu olayla ilgili tartışmalar işlendi.Hangi konu olursa olsun böylesine 'tefrika' haline geldiğinde herhalde okuyucuda bir miktar bıkkınlık yaratacak,'kabak tadı' verecektir.Böyle bir işe girişen yazar yıpranmayı da kabul ediyor demektir.Hele Türkiye gibi gündemin biraz da medya sayesinde iyice oynak tutulduğu bir ülkede,yazar gündem dışına düşmeyi de göze almak zorundadır.O halde bu yazılar niçin yazıldı?Bir açıklama,yazarın tarihsel olaylara bir dönüş yapma,onları yeniden gündeme getirerek tartışılmasını sağlama isteği olabilir.Ne var ki bu kez öyle bir arzu da sözkonusu değildi.Ermeni tehciri ve onun perde arkası tarihimizi anlama açısından çok önemli olmakla birlikte,herhalde tartışma yeri gazete sayfaları olamazdı.Zaten bu nedenle de tarihte gerçekten ne olduğu konusundan ziyade,bu olayın Türkiye'deki aydınlar tarafından nasıl ele alındığı üzerinde duruldu.Diğer bir deyişle sözkonusu yazılar tarih değil,siyaset yazılarıydı;ve üstelik Türkiye'nin ana gündem maddelerinden birinin üzerine oturmaktaydı.

Bu gündem maddesi herkesin şikayetçi olduğu,ancak kendi katkısını irdelemekten kaçındığı ideolojik popülizm,yani hamasettir:Bilginin yetersiz olduğu veya hoşlanılmayacak sonuçların hissedildiği her noktada karşımıza çıkmasının yanında,hamasetin asıl işlevi zihinsel boşlukların kamufle edilmesi ve kimlik edinme arzusudur.Hamaset,açığa çıkardığı özgüven eksikliği bir yana,ideolojik bir esaretin habercisidir.Örneğin Türkiye'nin 'aydınları' 1915 olaylarını tarihsel açıdan önemsemedikleri halde,acaba niçin siyaseten önemsemektedirler?Çünkü bu olaylar resmi milliyetçilik anlayışının ideolojik süzgecinden geçirilerek okunmaktadır;ve görünen o ki,resmi pozisyonun dışında durabilmek son derece güçtür.Çünkü resmi pozisyon milliyetçilik yoluyla 'yurttaşı' yaratmakta ve resmi görüşün tekrarı kişinin 'yurttaşlığının' tescili olmaktadır.Bu nedenle insanlar az buçuk 'bildikleri' tarihsel olaylar hakkında rahatlıkla konuşmakta;herkesin söylediği birbirine benzediği için de hem dediklerini 'tarih' sanmakta,hem de sahte bir özgüven üretmektedirler.

Sonuçta hem devlete hem de birbirinin desteğine muhtaç,bireyselleşememiş bir 'aydın' kategorisi ile karşı karşıya kalınmaktadır.Bireysel düzlemde oluşamayan özgüven şimdi cemaatsal kalıplar içinde güvene alınmıştır;ve yapmanız gereken tek şey ortak hamaseti tekrarlamaktan ibarettir.Eğer bir parça zekanız da varsa,nasıl 'çok yönlü' baktığınıza dair bir süslemeyle beyanlarınızı oluşturabilirsiniz.Bu ortamda hamaset yapıştırıcı bir tutkal olduğu kadar,ideolojik bir çekim merkezidir de:Bir kez başladı mı kaygan bir zemin oluşturur ve dışında durmak güçleşir.Çevreden gelen 'sen de bize benze' baskısı tüm 'aydınları' artan bir ivmeyle ideolojik merkeze çeker ve onları bütünleştirir.Artık kimin sağcı veya solcu,kimin laik ya da İslamcı olduğunu anlamanız mümkün olmaz.Çünkü muhtemelen bu farklar da sadece yüzeyseldir ve zihniyet düzeyinde yoğun bir benzerlik sözkonusudur.Diğer bir deyişle ortada 'aydın' falan yoktur...

*Etyen Mahçupyan,Radikal,15 Temmuz 1998
**Etyen Mahçupyan,Yönetemeyen Cumhuriyet,1. bs.,İstanbul,Patika Yayıncılık,1999,s.261-263.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder