25 Kasım 2011 Cuma

Bahar Temizliği/Etyen Mahçupyan*

Soykırım tartışmasının tarihe havale edilmesine rağmen,herhalde tarihçilerin yetersiz kalmaları nedeniyle,medya aydınları göreve sahip çıktılar.Ne var ki birkaç kalem dışında,üstünkörü bilgilerle önyargıların içiçe geçtiği bir demetle karşılaştık.Bilmemekten bilgi çarpıtmaya uzanan bu çizginin değerlendirilmesine önce 'iyi niyetlilerle' başlayalım.

1-Genel kanı "Haklı olduğumuz bir davanın iyi anlatılamadığı" şeklinde;ama haklılığımızın nereden kaynaklandığı meçhul.Ermenilerin yaptıklarının sergilenmesi bir faktör değil,çünkü aynı olayların Türkler tarafından da yapıldığı biliniyor.Üstelik iki tarafın ölümleri mukayese edilemeyecek şekilde Ermenilerin aleyhine.Ancak asıl önemlisi konunun bu olmaması.Konu devletin politikasının ne olduğu.Bu noktada Talat Paşa'ya ait şu veya bu yazılı emrin bulunmaması bir şey ifade etmiyor;çünkü İttihatçıların birçok konuda bilinçli olarak yazılı belge kullanmadıkları bilinen bir tarihsel olgu.Dolayısıyla nesnel bir araştırma olmadan;alt düzey bürokrasinin iç haberleşmesine,konsolosluk belgelerine ve yerel hatırata girilmeden konuyu aydınlatmak mümkün değildir.Nesnel araştırma ise 'kimin haklı olduğunu' önceden belirlemeyen araştırmadır.

2-Dönemin Osmanlı arşivleri sanıldığı kadar 'açık' değildir.Merak edenler Devlet Arşivinin Genel Müdürü ile konuşacak yerde Türkiye'nin belli başlı tarihçilerine müracaat edebilirler.İlgili dosyaların çoğu "çürük" olarak tanımlanmakta ve "restorasyona alınmış oldukları" ifade edilmektedir.Hele Türk tarihçilerin bile ulaşamadığı bu arşive "Ermeni asıllı tarihçilerin" girmiş olduğu savı ironik bile değildir.Bugün Türkiye'nin Birinci Dünya Savaşı yıllarıyla ilgili araştırma yapan uluslararası çapta tek bir tarihçi var;ve üstelik Batılı da olmayan bu Müslüman tarihçi bu dönemi Alman arşivlerinden yararlanarak yazmak zorunda!

3-Sadece Doğu'daki Ermenilerin tehcir edildikleri en hafif tabirle cehalettir.Yabancı misyonların doğrudan gözlemi altında olduğu için İstanbul dışta bırakılmış;ama tehcir farklı şiddette de olsa tüm vilayetlerde yürütülmüştür.Tekirdağ'dan,Bursa'dan gelen kafilelerin nasıl Eskişehir garında biraraya getirildiği;ve oradan çıktıkları yeni sürgünlerin hikayeleri bizzat dönemin sivil ve askeri bürokratları tarafından günümüze taşınmıştır.Adana/Antakya yöresinde yaşananlar ise açık bir şekilde mülki amirlerin tasarrufu altındadır.

4-Konuyla ilgili süzgeçten geçmemiş hikayeleri tarih sanmak yanıltıcıdır.Doğu'dan Ankara'ya doğru giden bir ailenin karşısına cesetlerin çıkmasını nasıl yorumlamak gerekir?Acaba bu durum ne derece tarihsel genellemeye müsaittir?Ve daha yalın bir soru:Acaba bu ölüler kimlere aittir?Hikayeden öğrendiğimize göre yolda iki Rum çocuğu ailenin yanına sığınmak istemiştir.İç Anadolu Bölgesi'ndeki Rumların başına ne gelmiş olabilir?Yoksa tarihin henüz farkedemediği bir gerçek olarak Rumların 'azaltılmasından' da Ermeniler mi sorumludur?

Evet tarihten husumet çıkarmak doğru değildir;ama bu tarihte husumet olmadığını göstermez.Ve tarihi siyaseten aklamak aynı husumetlerin günümüzde de beslenmesi anlamına gelebilir.

*Etyen Mahçupyan,Radikal,1 Temmuz 1998
**Etyen Mahçupyan,Yönetemeyen Cumhuriyet,1. bs.,İstanbul,Patika Yayıncılık,1999,s.249-251.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder