15 Ekim 2011 Cumartesi

Tarık Akan


Tarık Akan (Tahsin Tarık Üregül) 13 Aralık 1949-

Tarık Akan aslen Gümüşhanelidir.Ancak ailesi birkaç kuşaktır İstanbulludur.Akan'ın dedeleri Saray'a hizmet etmişlerdir.Akan'ın merhum babası Hüseyin Yaşar Üregül ise levazım subayı bir Albay'dı...(*)

Bu girişten sonra söyleyeyim bazen hiçbir şey gördüğümüz gibi olmayabilir!

Örneğin Akan'ı Kemalistlikle itham eden -ki bence suç değildir olabilirler elbette- dostlarımız merhum Yılmaz Güney'in kaleme aldığı ve 1977'de yayınlanan "Seçimlerde CHP neden desteklenmelidir?" adlı 24 sayfalık risalesinden niçin bahsetmiyorlar?..

Üstelik dünyada Sovyetler Birliği'nin ve Sovyet bloğunun güçlü olduğu Türkiye'de de TİP'nin TKP'nin ve her türden sol yapının gürül gürül aktığı yıllarda kaleme almıştır bunu Güney...

Peki genel görüntüsüne aldırış etmeden Kemalist mi diyelim şimdi Güney'e de!..

Tarık Akan suya sabuna dokunmayan bir gönülçelen olarak rol aldığı filmlerine daha uzun süre devam edebilecekken kendi arzusuyla toplumsal içerikli yapımlara yönelmiş bununla birlikte 1978-1980 döneminde ülkeyi kasıp kavuran o uygunsuz film furyasına bulaşmamış ender sayıdaki oyuncularımızdan biridir...

Değerli oyuncumuz filmlerinde sözümona "izm" yaratıcısı kimileri gibi lümpen karakterler çizmemiş ağa,kabadayı,tetikçi gibi saçma sapan figürlerden ve klişelerden uzak durmuştur.

Yine değerli oyuncumuz aptalca reklamlarda rol almamış televizyona çok az çıkmış birileri gibi durmadan gevezelik etmemiştir...

Gene Tarık Akan'ın şu güne kadar hanımlara çektiği "motivasyon" amaçlı herhangi bir mesajı da görülmemiştir...

90'lı yıllarla birlikte eğitime el atmış vaktiyle kendisinin de sıralarından geçtiği Taş Mektebi mezbele halinden çıkartıp saygın çağdaş bir eğitim kurumu haline getirmiştir.

Tarık Akan "kendi klasmanı"nda çok iyi bir çizgidedir!..

Lafını da kimseye karşı esirgemez ayrıca sözgelimi "Anne Kafamda Bit Var" adlı eserinde Hürriyet gazetesi eski genel yayın yönetmeni merhum Nezih Demirkent'i açıkça deşifre etmiştir...

Demirkent,Akan'ın gözaltına alınacağı esnada yanındadır ve Hürriyet'te bu duruma yer vereceklerini duyarsız kalmayacaklarını söylemişlerse de hiç değinmemişlerdir gazetenin sayfalarında!..

"Bir ara,Müjdat [Gezen] ve Halit [Kıvanç] Ağabey'le birlikte yanımda duran Hürriyet gazetesi yazı işleri müdürüne döndüm (Nezih Demirkent)

'Abi,gazeteniz yazar artık olup biteni;hem de bu benim için bir savunma da olur.' dedim.

Böylece Hürriyet'in desteğini almış olacaktım.

Yazı işleri müdürü rahat görünüyordu.Hiç düşünmeden,

'Sen hiç merak etme,gereken her şey yapılacaktır,' dedi.

(Dedi ama,Selimiye'den salıverildiğimde tutuklanma haberim dışında benimle ilgili en ufak bir yazı yayınlanmamış olduğunu öğrendim.)"(1)

Akan'ın gözaltına alındığı gün yanında olan Müjdat Gezen'e de Tarık Akan valizini emanet etmiş içindeki telefon rehberini de derhal yok etmesini rica etmiştir.

O günün gecesi Akan yanındaki polislerle Gezen'in Cihangir'de bulunan evine gitmiş valizi açıp yokladığında rehberin yerinde durduğunu farketmiştir.Değerli oyuncumuz tüm cesaretini toplayarak ani bir hareketle rehberi halının altına atmıştır.Valizini eline alıp çıkacakken de bir odada genç bir hanımın bulunduğunu farketmiştir

İşte Gezen'in "duyarlılığı"

"Aşağı indik.Askerler gitti,biz,iki minibüsle yola koyulduk.Bu kez Müjdat'ın evine gidiyorduk.

Cihangir'e Tavukuçmaz'dan girdik.Dolaştığımızı,evi zor bulduğumuzu anımsıyorum;ara sokaklardan birindeydi.Kapıyı çaldık.Müjdat'ın sesi duyuldu:

'Kim o?'

Yanıt kesin ve netti:

'Polis!'

'Bir dakika,' dedi Müjdat içeriden.

Uzun bir süre bekledik.Neden sonra kapı açıldı,Müjdat üstünde gecelikle kapıda dikiliyordu.

'Hayırdır,bir şey mi var?'

'Müjdat,bavulumu almaya geldik,' dedim.

Bizi içeri aldı;dört-beş polis,bir de ben.Bavulum salonun bir köşesinde duruyordu.Müjdat polislerle konuşmaya başladı.Ben hemen bavulu açtım.Telefon defterim yerinde duruyordu.Müjdat bu işi halledememişti anlaşılan.Polislere belli belirsiz bir bakış attım,defteri halının altına sokuverdim.Bavulu kapattım.Dışarı çıkmak üzere ilerlerken,yatak odasının kapısından bir kızın yatakta oturduğunu gördüm.

Bavulla birlikte dışarı çıktık.Minibüse,oradan Gayrettepe'ye."(2)

Gözaltındayken Uğur Dündar'la karşılaşmasına da yer vermiş,hızlı Kemalist Dündar,Akan'ın bu sözlerinden çok rahatsız olacaklar ki basın açıklaması yapmak zorunda hissetmişlerdir kendilerini...

"'Başını eğ!' Başımı eğiyorum.'Basamak!' Ayağımı kaldırıyorum.Sonunda durduk.Gözlerimi açtılar.Bir yazıhanedeyim.Her yer lambri kaplıydı.'Müdür' yazan bir kapının önünde dikiliyorduk.İçeriye birileri girip çıkıyordu.Sonunda beni de içeriye soktular.Müdür T. masada oturuyordu,tam karşısında Uğur Dündar duruyordu.Onu Bakırköy'den tanıyordum.Kapının yanında ayakta dikildim,ama hiç halim yoktu,sırtımı duvara yaslamıştım.

Uğur bana döndü:

'Geçmiş olsun Tarık.'

Müdür,mesafeli bir yakınlık göstermeye çalışıyordu:

'Nedir bu halin Tarık,perişan görünüyorsun?'

'Aşağısı bit ve pire kaynıyor,geldiğim günden beri ne sorgum yapıldı,ne bir şey.'

Müdür,

'Oğlum biraz dayanıklı ol.Bak aşağıdaki i..elere,ne kadar dirençliler.'

'İnsanlıkdışı koşullarda yaşayıp etkilenmemek dayanıklılık ya da dirençlilik sayılmaz ki.Hepimizin yaşamları kısıtlandı.Körü körüne bir bekleyiş içindeyiz.Katlanmak her geçen gün zorlaşıyor.İnsanca tepkiler vermekten vazeçmeye dayanıklılık diyorsanız,gerçekten de dayanıklı değilim öyleyse.Artık nereye gönderileceksem gitmek istiyorum;hapishane ya da her neresiyse...'

Müdür,

'Oğlum sana iyi davranıyorlar değil mi?Aşağıda sana sıcak yemek söyleyeyim;biraz beslen,kendine gel.Senin sinirlerin bozulmuş,böyle olmaz.'

O sırada kapı açıldı.Bir polis,

'Müdürüm çözüldü,ötmeye başladı,' dedi.

Müdür hemen yerinden kalkıp hızla dışarı çıktı.

Ben Uğur'la odada yalnız kaldım.Yıllar sonra ilk kez karşılaşıyorduk.Aramızda bir dostluk,arkadaşlık olmadığı gibi gençliğimizde yumruk yumruğa kavga etmişliğimiz bile vardı.Soğuk bir hava ve yapmacık jestler aramızda dolandı.

'Tarık,benden istediğin bir şey var mı?'

'Yok,sağol.'

'Ben TRT Genel Müdürü olacağım;nezaket ziyaretine geldim.Dışarıda herhangi birisine söylemek istediğin bir şey varsa yardımcı olabilirim.'

'Yok,teşekkür ederim.'"(3)

Türkiye sinemasının kilometretaşlarından "Yol" filmi o sıkıyönetim şartlarında Askeri idare esnasında çekilebilmişse bunda en büyük pay kuşkusuz Tarık Akan'ındır...

Akan bu amaçla Ankara'ya gitmiş Milli Güvenlik Kurulu ile İçişleri Bakanlığı'nın temsilcilerinin de yer aldığı Sansür Kurulu'nun karşısına çıkmış baklavayla börekle dil dökerek kibarlıkla nezaketle filmin çekimi için onay almıştır.

Açık söyleyeyim hem sağdan hem soldan o film için böyle bir onayı o koşullarda o düzendeki Kurul'dan sadece Tarık Akan alabilirdi...

"Askerliğim biter bitmez Yılmaz [Güney] Ağabey'in Moda'daki evinde görüştük.Çok sevdiğimiz Prof.Dr. K. dostumuz,zaman zaman raporlar yazıyordu ve Yılmaz Ağabey kısa da olsa hapishaneden çıkabiliyordu.Öncelikle sansür kurulu için bir senaryo yazılacaktı.Bu tip senaryoları Nadya adında bir kız yazardı;daha sonra filmi çekilen hikayenin bu senaryoyla hiçbir ilgisi olmuyordu.Sansürden geçmeyen senaryo çekilemediği için böyle bir yol izlemek kaçınılmazdı.

Senaryoyu Ankara'ya,sansüre ben götürdüm.Yolda okudum,bir aşk hikayesiydi sansüre giden;on iki mahkumun aşk hikayesi.Ankara'da bir hafta kaldım.O hafta boyunca sansüre sokamadım,İstanbul'a döndüm.Fatoş Güney'le birlikte Yılmaz Ağabey'e,İmralı Yarı Açık Cezaevi'ne gittik.Deniz fırtınalıydı,gemi müthiş sallanmıştı.Saatler sonra İmralı Adası göründü,ama çevresi askeri hücumbotlarla sarılıydı.Ne olduğunu anlayamıyorduk.İzinden dönen mahkumları almaya gelen motor kaptanı,

'Yılmaz Güney'i sevkediyorlar,neresi olduğunu bilmiyoruz,bugün ziyaret yasak,' dedi ve dediği gibi izinden dönen mahkumları alıp gitti.

Gemiyle Mudanya'ya geldik çaresiz;orada sorduk soruşturduk,öğrendik ki Yılmaz Güney'i bir saat önce Bursa Cezaevi'ne götürmüşler.Hemen Bursa'ya hareket ettik.Varınca Fatoş'u bir otele yerleştirip öbür işleri ayarlamak için İstanbul'a döndüm.

Ertesi gün Fatoş'un,Yılmaz Ağabey'i İsparta Cezaevi'ne kadar takip edebildiğini,yolda bir-iki kez görüşebildiğini öğrendim.

Fatoş İstanbul'a döndüğünde ben Ankara'daydım.Sansür Kurulu o sabah toplanacaktı.Kurul altı-yedi kişilikti;her bakanlıktan birer kişi vardı.Senaryolar okunmuştu,o gün karar verilecekti.Milli Güvenlik Kurulu ve İçişleri Bakanlığı'nın temsilcilerine en zorlu üyeler gözüyle bakılıyordu.Onlar olur verirse iş bitiyordu.

Sabah poğaçalar,börekler alıp gittim.Sansür Kurulu'nun odasında bir yandan börekleri yiyor,bir yandan konuşuyorduk.Üyeler birer ikişer gelmeye başlamıştı.İçişleri ve Milli Güvenlikçiler de geldiğinde ben bir konuşma yapmak üzere sözü aldım:

'Beyler,okumuş olduğunuz senaryo,hepinizin bildiği gibi,Yılmaz Güney'e aittir.Bugüne kadar yazılmış senaryoların en güzeli olduğunu farketmişsinizdir.Türkiye aleyhine yapılmış propagandaların sonucu olarak,bizi dünyaya rezil eden,hapishanelerimizin olmayan yüzünü çarpıtarak gösteren 'Geceyarısı Ekspresi' filmine karşı düşünülmüş bir senaryodur.Yılmaz Güney yıllardır hapishanelerde yatmıştır ve hapishanelerimizin asla 'Geceyarısı Ekspresi' filmindeki gibi olmadığını dünyaya söylemek istemektedir.Bakın,Türkiye'deki mahkumlar,istedikleri zaman izin bile alabiliyorlar,mahkumlar hapishanede insan haklarına aykırı bir yaşam sürmemektedirler,demek istemektedir...'

Kendimi kaybetmiş,palavra ardına palavra sıkmaya başlamıştım.

Milli Güvenlik görevlisi,öbür üyelere döndü,

'Peki ama,bizde hapishanelerde izin diye bir uygulama var mı,yasal mı bu?' diye sordu.

Ben sustum,çünkü bilmiyordum.Var mı yok mu;bir tartışmadır başladı.Bir süre sonra üyelerden biri yasayı bulup getirdi.Hapishaneden izin alma koşullarını okumaya başladı.Bir üye sordu:

'İyi ama,bu yasanın maddesi bu senaryoda belirtilmemiş.Kim anlayacak mahkumların bu yasaya dayanarak izne çıktıklarını?'

Hemen atladım:

'Aman efendim,bu hiç sorun değil.Hemen Yılmaz Güney'le konuşup bu yasa maddesini bir şekilde senaryoya sokturacağım.Filmde görmezseniz filmi reddedersiniz;ama ben size söz veriyorum...'

'Peki Tarık Bey,dışarıda bekler misiniz?'

Dışarı çıktım,kapı kapandı,beklemeye başladım.Uzun bir süre sonra kapılar açıldı.Hemen içeriye daldım.

'Hayırlı olsun,oybirliğiyle çıktı,' dediler.

Müthiş sevinmiştim.Ne olur ne olmaz diye kararı hemen almak istiyordum.Bekledim.Biraz sonra karar da elimdeydi artık."(4)

Akan,sağcı kimliğiyle tanınan merhum yönetmen Yücel Çakmaklı'nın dahi övmeden geçemediği oturmasını kalkmasını konuşmasını bilen kıymetli bir aktörümüzdür...

Değerli oyuncumuz Tarık Akan'ın tek talihsizliği -bence- 12 Eylül'ün hemen akabinde üç ay gözaltında tutulup serbest kaldıktan sonra mahkeme sürecinde yurtdışına firar edecekken Orhan ve Burhan Apaydın kardeşlerin aklına uyup bu fikirden vazgeçmeleridir!

Eğer o gün haksızlığa uğramış mağdur edilmiş gönlü kırık bir sanatçı olarak memleketi terketselerdi bugün bambaşka bir çizgide olacaklardı...

"İki kardeşin [Burhan&Orhan Apaydın] de gözlerinin içi gülüyordu;pek neşeliydiler.Neler yaptığımı sordular.Bir-iki güne kadar kaçacağımı söyledim,

'Her şey hazır,' dedim.

Hemen hava ağırlaştı,ortalığa bir sessizlik çöktü.Sonra Orhan Ağabey,artık asılmış olan yüzüyle beni çok şaşırtan şeyler söyledi:

'Tarıkçığım,biz hala dosyayı inceliyoruz,çok ilginç bir nokta yakaladık.İşler istediğimiz gibi gelişirse,bu davadan sıyrılırsın,Sıkıyönetim Mahkemesi'ni de altederiz,masum olduğunu kanıtlayarak baskı rejimine karşı bir de hukuk zaferi kazanmış oluruz.Elimizdekiler artık başlangıçtakilerden farklı,kaçmana gerek kalmadı.Mücadeleni Türkiye'de verebilirsin...'

Şok geçiriyordum.Donup kalmıştım:

'Orhan Ağabey,her şeyim hazır,her şeyimi sattım,evimdeki eşyaları bile sattım.Hani garanti veremezdiniz?Ben bu kumarı oynayamam,' dedim.

'Tarık,sen bu işi şimdilik bir-iki gün ertele.Biz sana düşüncelerimizi anlatalım,yarın akşam sen de bize kesin kararını söylersin.'"(5)

Daha sonra kendisi de acımasız cuntanın kurbanı olarak hapislere düşen sağlığı bozulan kahraman hukuk adamı Orhan Apaydın'ın son anlarında başucunda görüyoruz bu kez değerli oyuncumuzu;

"1986.Soğuk bir Şubat gecesi.Saat on bir-on iki gibi,Çapa Hastanesi Nöroloji Bölümü'nden içeri girdim.Orhan Ağabey'i yeni getirmişlerdi.Tahta bankın üzerine yan yatmış,elini kocaman başının altına koymuştu.Gözleri kapalıydı ve hafifçe terlemişti.Dizlerimin üzerine çöktüm,gözlerimi ayıramıyordum.

Elimle başındaki terleri sildim;saçları dökülmüş,zayıflamış,küçücük kalmıştı.Aklıma kötü kötü şeyler geliyordu.Bir yığın dalga gözlerime hücum etti.Kendime hakim olamamaktan korktum;uyandığında beni böyle görmesini istemiyordum.

Bir türlü aklımı dağıtamamıştım,gözlerimin nemlenmesini de önleyemiyordum.Kalkıp gideyim,dedim kendime,ayağa kalkmak üzereyken Orhan Ağabey'in gözkapakları hareketlenmeye başladı.Kendine gel Tarık,kendine gel,kendine gel...Dişlerimi sıkıyordum,bağırtılarım kafamın içinde yankılanıyordu.

Gözlerini yavaş yavaş açtı,baktı,baktı,baktı.Sonra kısık,yavaş bir sesle:

'Mum sönüyor Tarık,mum sönüyor...' dedi ve gözlerini kapadı.28 Şubat 1986"(6)

Bu satırların yazarı elbette bir Tarık Akan hayranı olarak subjektif davranmış olabilir ama Akan'ın özellikle son birkaç yıl içerisinde yapmış olduğu birtakım beyanatlarını ben de kabul edilemez buluyorum...

Bununla birlikte Hrant Dink suikasti karşısında "Vatanıma yapılmış bir saldırıdır..." diyerek "kendilerince" reaksiyonda bulunmalarını,olayın hemen akabinde Dink ailesine taziye için gerçekleştirdiği ziyaretlerindeki duyarlılığını ve Kars'taki "İnsanlık Anıtı"nı hedef alan hücumlar karşısındaki tutumunu önemli bulduğumu da ifade etmek istiyorum.

Sözlerimi kıymetli oyuncumuzun kaleme aldığı şu güzel dizelerle bitirmek istiyorum müsaadenizle;

Döndüğün Gün

Saadet bir baharın dalına konan kuştu
Başıboş gönlün gibi uçsun bırakıverdim
Neşeni yudum yudun tekrar bulduğun zaman
Yakut akşamların kavuştu emeline
Masmavi bir gökyüzünden daha hülyalı kalbin
Döndüğün gün bir kere daha yapayalnız kaldı...
*Tarık Akan

saygılarımla

---------------------------------------------------------------------------

*Tarık Akan'ın aile tarihi ile alakalı bu önemli detayları paylaşma inceliğinde bulundukları için kıymetli arkadaşım Can Yaşar Üregül'e teşekkürü borç bilirim.
1-Tarık Akan,Anne Kafamda Bit Var,12. bs.,İstanbul,Can Yayınları,2002,s.15.
2-a.g.e.,s.24-25.
3-a.g.e.,s.77-78.
4-a.g.e.,s.132-134.
5-a.g.e.,s.180-181.
6-a.g.e.,s.197-198.

***

Zaman gazetesinin Cumartesi ekinde yer alan iddiaları adı geçen gazetenin yazarı Ekrem Dumanlı 17 Ekim 2011'de köşesine taşımış ve değerli oyuncumuz Tarık Akan'a ağır suçlamalar yöneltmişti

http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1191465&keyfield

iki gün sonra bu iddialara karşı konunun muhataplarının tartışmaya yer bırakmayacak yanıtları da gazetelere yansımıştı:

"İDDİA 1:Dündar Kılıç aracı oldu
YANIT 1:Dündar'ları karıştırdılar

Tarık Akan:Bunlar iddialarını yalan üzerine kurmuşlar.Duyunca şoke oldum.Hepsini mahkemeye vereceğim.Yok öyle bir şey,nereden çıkarmışlar anlamıyorum.Biz bu okulu kurduğumuzda benim bir ortağım vardı,adı da Dündar Uçar'dı.Ortaklığımız yedi yıl önce sona erdi.Kendisi o dönem Özel Okullar Derneği başkanıydı.Ben eğitimciliği ondan öğrendim.Bunlar Dündar Uçar'ı Dündar Kılıç diye yazıyorlar.

İDDİA 2:Hrant Dink tehdit edildi
YANIT 2:Gönül rızasıyla verdik

Orhan Dink:Tarık Akan'a yüklenmek istiyorlarsa,bunu ağabeyim Hrant Dink üzerinden yapmasınlar.O yazılanlar bizim açımızdan doğru değil.Biz 90'lı yıllarda Taş Mektep'i kiraladık ama daha önce Tarık Akan'a söz verildiğini öğrenince gönül rızasıyla okulu ona verdik.Tarık Akan o okulda iyi bir eğitim yapıyor.Olayın bizi ilgilendiren bir yönü yok.

İDDİA 3:Rum Vakfı ile mahkemelik
YANIT 3:Kirayı zamanında öder

Niko Atanasyadis:Özel Taş İlköğretim Okulu,bizim vakfındır.Tarık Akan'ı yıllardır tanıyoruz,uyumlu bir kiracımızdır,çok sevdiğimiz iyi bir arkadaşımızdır.Kiralarını hep zamanında öder.Kira artışı yaptığımızda da bizleri anlar.Şimdiye kadar mahkemelik olacak bir olay yaşamadık.Aramızda bugüne kadar hiçbir problem çıkmadı..."

http://gundem.milliyet.com.tr/tarik-akan-icin-3-iddia-3-yanit/gundem/gundemdetay/19.10.2011/1452548/default.htm

konu kapanmışken Akan'ın ağabeyi Turgut Üregül ayın sonunda iddiaları destekler nitelikte açıklamalarda bulunmuştur

http://www.zaman.com/haber.do?haberno=1196511&title=agabeyi-konustu-tarik-akan-ve-dundar-kilic-dolayli-ortakti

değerli oyuncumuzun aile meseleleri hakkında konuşmak hem bana düşmez hem de şık olmaz üstelik Turgut Üregül ile de bir kez de olsa karşılaştım her şey bir yana sırf bu yüzden gene herhangi bir yorum yapamam ancak arşivlere girdiği için yorumsuz olarak paylaşmamda bir mahsur yok zannediyorum konuya da açıklık getirmesi bakımından da önemli buluyorum

haberde Tarık Akan,Turgut Üregül'ün ağabeyi olarak gösterilmişse de bu bilgi doğru değil Turgut Bey Tarık Akan'ın ağabeyidir

***

Tarık Akan'a Kardeşinden Arazi Oyunu*

Ağabeyini 'dolandırıcılığa göz yummak' suçlamasıyla karşı karşıya bıraktı.

Aktör Tarık Akan'ın İstanbul Beykoz'da üzerinde üç gayrimenkul bulunan tapulu arazisini,kardeşi, 'zilyetlik hakkı' adı altında işadamı Rahmi Osanmaz'a 500 TL'ye sattı.Olanlar da ondan sonra oldu.

Satışı sonradan öğrenen Tarık Akan,işadamını tahliye ettirdi.Ancak işadamı da kardeşleri savcılığa şikayet etti.Tazminat da isteyen işadamı,ünlü aktörü,aynı yeri daha önce de bir başkasına satmak istemeyen kardeşini dolandırıcılığına göz yummakla suçladı.

Daha Önce de Sattı

Tarık Akan,işlerinin yoğunluğu nedeniyle kardeşi Turgut Üregül'ü vekil tayin etti.Ancak bunu fırsat bilen kardeşi,bir noterden alım satım yetkisi vekaleti çıkarttı.Ardından da ağabeyinin adına tapu kaydı bulunmamasına rağmen,bu kaydı gizleyerek 'satış vaadi' sözleşmesiyle Kerim Turanlı'ya devretti.

Ancak Turanlı kısa sürede arazinin Tarık Akan'a ait olduğunu öğrendi ve parasını mahkemeyle geri aldı.Üregül,haziranda yine satılık ilanı verdi.Arazinin 2B statüsünde olduğunu belirterek,satış işleminin 'zilyetlik hakkı'yla gerçekleştirilebileceğini kaydetti.İşadamı Rahmi Osanmaz talip oldu.Hatta iddiasına göre Beykoz Belediyesi Emlak Müdürlüğü'ne giderek,arazideki müstakil binaların 'zilyetlik hakkı'nın Turgut Üregül adına kayıtlı olduğunu öğrendi.Ardından satın aldı.

Akan'a Suçlama

Ancak durumu öğrenen Tarık Akan onu tahliye ettirdi.Osanmaz da dolandırıldığını belirterek Beykoz Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulundu.Dilekçesinde emlakçı Hüseyin Görgüç ile Belediye Bölge Müdürülüğü'ndeki memurlar ve Tarık Akan'ı da suçlayan Osanmaz,490 bin TL tazminat talep etti...

*Hayati Arıgan/AHT
Habertürk,3 Eylül 2009

http://www.haberturk.com/yasam/haber/170177-tarik-akana-kardesinden-arazi-oyunu

saygılar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder