7 Ekim 2011 Cuma

Sofya'daki Sokak Dondurmacısı Onu Görünce:"Aziz Nesin Dondurması..." Diye Bağırmaya Başlamıştı/Demirtaş Ceyhun


1979 yılı Haziran ayında,Aziz Bey'le birlikte,Sofya'daki bir uluslararası yazarlar toplantısına çağrılmıştık.Aralarında,ülkemizde de tanınan (aklımda kaldığı kadarıyla) William Saroyan,John Cheever,Rafael Alberti gibi ünlü kişilerin de bulunduğu,16 ülkeden 62 yazar katılmıştı toplantıya.Aziz Nesin de toplantının gözde kişilerinden biriydi.

Ama anlatmak istediğim,ne toplantıya katılan nice ünlü yazarın Aziz Bey'e gösterdiği özel ilgi ve saygı,ne de toplantıyı izlemeye gelmiş çeşitli ulustan çok sayıda gazetecinin kendisinden bir demeç alabilmek için günlerce ardından koşması...

Toplantının sürdüğü günlerde,bir akşamüstü dilmaçlarımızla birlikte Sofya sokaklarında dolaşıyorduk.

Hani,insan görmemiş olsa gerçekten kolay kolay inanamaz.

Yabancı bir başkentte,güzel bir yaz günü akşamüstüsü.Herkes yollara dökülmüş,şakalaşarak,güle konuşa geziyor.Parklar,yol kıyılarındaki açık kahveler tıklım tıklım dolu.

Ve yabancı bir yazar...

Önce,ne dediğini anlayamamıştım.Ama kalabalığın birden çevremizi sarıvermesinden kuşkulandık da,farkına vardık.Önünden geçtiğimiz sokak dondurmacısı Aziz Nesin'i tanımıştı.Sofya'da,bir köşebaşındaki küçücük bir kulübede dondurma satan biri,yani sokaktaki insan,kitaplarının arka kapaklarında,gazetelerde,dergilerde çıkmış fotoğraflarından,karikatürlerinden Aziz Nesin'i tanımıştı ve birden,dondurmasını Bulgarca "Aziz Nesin dondurması,Türk dondurması" diye bağırarak satmaya başlamıştı."Aziz Nesinski,Turski" filan gibisinden bir şeyler söylüyordu.Halk,o anda kuşatıvermişti çevresini Aziz Nesin'in.

Hem övünçlü,hem şaşkın...Dondum kaldım.

Başkan Todor Zhivkov da...

Aynı günlerdeydi.Bulgaristan Başkanı Todor Zhivkov,çağrılı yazarlar onuruna toplantının son günü Başkanlık Sarayı Boyana'da bir kokteyl verdi.

Bir rastlantıyla,Vedat Günyol da,Bulgaristan Çevirmenler Birliği'nin çağrılısı olarak o sıralar Sofya'daymış.Tam kokteyle gideceğimiz saatlerde kaldığımız otele geldi,karşılaştık.

Aziz Bey;

-Haydi,sen de bizimle birlikte kokteyle gel,dedi.

Vedat Günyol,çağrılı olmadığını öne sürüp gelmek istemediyse de,Aziz Bey'e dinletemedi.Ayrıca,öğle yemeğinde bir-iki kadeh içmişti Vedat Bey.Kimbilir,biraz da alkolün yüzünden mi fazla direnmedi?Çünkü Vedat ağabey,iyi bilirim,böyle konularda çok dikkatlidir,hatta çekingendir.

Gerçekten de,Boyana Sarayı'nın girişinde çok sıkı bir kontrol vardı.Kokteyle çağrılı yazarların adlarına özel çağrılıklar düzenlenmişti.Sarayın girişini iki yandan sıkı sıkı sarmış güvenlik elemanları,bu çağrılıkları havaya kaldırarak içeri girmemizi istiyorlardı.Vedat Günyol'un ise çağrılığı yoktu.Kapıdaki polis,Vedat Günyol'a "Çağrılığınız nerede?" gibisinden Bulgarca bir şeyler söyleyerek girmesine engel olmaya kalkıştı.Aziz Bey,adamı öyle bir tersledi ki Türkçe,şaşırdı kaldı polis.Hep birlikte girdik.

Görkemli kokteyl salonunun bir yanına içki ve yemek masaları kurulmuştu.Salonun tam ortasında da ayaklı bir mikrofon vardı.Bütün yazarlar mikrofonun karşısında toplandık,yanlarımızda dilmaçlarımız.

Aziz Bey:

-Demirtaş,dedi,ben daha önce de geldim bu salondaki bir kokteyle.Şimdi Başkanın konuşmasından sonra,bütün yazarlar,dilmaçlar yemek masalarına hücum ederler.O kargaşada ne doğru dürüst bir şey yiyebiliriz,ne de iki yudum bir şey içebiliriz.Sonra,oturacak fazla yer de yoktur.Bir elimizde kadehimiz,bir elimizde yemek tabağı,ayakta kalırız,bilesin.Şu yemek masalarının ardında,pencerenin önündeki girintide bir tane masa vardır.Elimizi çabuk tutup da o masayı kaparsak,paçayı kurtardık demektir.Dikkatli ol.Bu yüzden de ortalarda durmayalım,en uca geçelim.

Yemek masalarından yana,en uca gittik,durduk.

Biraz sonra Başkan girdi salona.

Gerçekten,salonun ortasına bir mikrofon konulduğundan haberi yok muydu?Kendisinin bir resmi konuşma yapması önceden programlanmamış mıydı?Bilemeyeceğim.

Salonun ortasına bir mikrofon konulduğunu ilk kez görüyormuş gibi,şaşırdı.Görevlilere dönüp,hemen kaldırttı mikrofonu.

-Ben,dedi,dünyanın bunca ünlü yazarının karşısında nasıl söylev çekebilirim?Sizlerle sadece tanışmak istemiştim.Sizlerle tanışma onuruna kavuşmak istemiştim.Lütfedip geldiniz,hepinize teşekkür ederim,gibisinden çok kısa birkaç şey söyledi.

Sonra da,içtenlikli bir biçimde yazarların bulunduğu yere geldi.Tanışıp,onlarla söyleşmeye başladı.Toplantı düzeni dağılıvermişti.Yazarlar Başkanla şakalaşıyorlardı,çevresini kuşatmış.

-Tamam,dedi Aziz Bey.Toplantı bitmiştir.Masanın başına.

Yemeklerimizi,içkilerimizi aldık hep birlikte ve masaya kurulduk.Kokteyl salonundaki o tek masaya...Tam bir çilingir sofrasıydı soframız.

Aziz Bey'in dediği gibi,birazdan ana-baba gününe dönmüştü masaların başı.

Bu yüzden Başkan,bütün yazarlarla tanışamamıştı.Kokteyl sırasında da,tanışmasını sürdürüyordu,yanında Bulgaristan Yazarlar Birliği'nin yöneticileriyle.

Biz,masaya kurulmuştuk.Sayın Zhivkov,Aziz Nesin'i uzaktan görünce,bütün protokol ilkelerini bir yana itti.

-Oooo,Aziz Nesin!.. dedi.

Yanımıza geldi.İçtenlikli bir hayran okur heyecanıyla sarıldı ellerine.

-Nasılsınız?Nasıl geçiyor geziniz? dedi.Sizi,tekrar aramızda görmekten mutluyuz,inanın!..

Sarılıp öpmesini bile bekledim sayın Zhivkov'un...

Aziz Nesin'in,Vedat Günyol'a İstemeden Yaptığı Azizlik...

Dünyanın dört bir köşesinden gelmiş,altmış küsur yazar...Bir yanda,ünlü Gürcü ozan Nonoshvili,can dostu Aziz Nesin'e sarılır durur.Öte yanda can dostumuz Kamen Kalcev,fır döner çevremizde soylu bir ev sahibi olarak.Ötede,dedim ya,William Saroyan,Rafael Alberti,ünlü Çek yazar Jan Kozak,John Cheever...Daha kimler yok,kimler...Gerçekten kolay kolay unutulur gibi değildi o görkemli kokteyl.Hele hele edebiyata gönül vermiş bir yazar için...

Vedat Günyol da,bu coşkuyla olsa gerek,ardı ardına bir-iki kadeh daha yuvarlayıvermişti.

Aziz Nesin,beni bir yana çekti.Kulağıma usulca:

-Demirtaş,dedi,sakın alınmayasın.Bizim Vedat,bildiğim kadarıyla öyle,fazla içmeye alışık değildir.Zaten öğleyin de içmiş.Şimdi de,ardı ardına iki kadeh yuvarladı.Bak,ben bir oyun düzenleyeceğim.Şimdi yanına gidip,"Yahu,Vedat,bu gençlerle uğraşmak zor" diyeceğim."Bu Demirtaş'ın içkiye olan düşkünlüğüyle başedemiyorum.Şimdi gene fazla kaçıracak,rezil olacağız.Aman ne olur,ikimiz de dikkatli olalım.Demirtaş'a dikkat edelim." Ona böyle bir sorumluluk yüklersek,fazla içmez.Tamam mı?Haberin olsun,alınmıyorsun.

-Tamam,dedim.

Hemen yanına gitti.Sanki ben farkında değilmişim gibi,gizlice izliyorum onları.Kulağına pısır pısır aynı şeyleri yineledi.Ama,olan da ondan sonra oldu.

Aziz Bey,güya Vedat Bey fazla içmesin diye düzenlemişti bütün bunları.Ne var ki,Vedat Bey'de tam tersi olmuştu.Örneğin,şöyle beş-on adım ötede,kendime bir kadeh içki dolduruyorum,içeceğim.Daha kadehi dudağıma değdirmiş değdirmemişken...Uzaktan sürekli beni gözetleyen Vedat Bey,koşup geliyor,kapıveriyor elimden kadehi ve ben az içeyim diye,başına dikiyor.Bir kadeh içebilmenin olanağı yok.

-Aziz ağabey,yaptığını beğendin mi?dedim,yanına hışımla gidip.

Kahkahayı patlattı.

-Farkındayım,dedi.Ama benim amacım da buydu zaten.Şimdi seninle Vedat Bey'e dikkat edeceğiz.Sen içmeyeceksin,onu gözleyeceksin.

William Saroyan'a Üç Güzel Kız...Aziz Nesin'e Üç Posbıyık Dilmaç...

William Saroyan'a üç tane gerçekten çok güzel genç kız vermişlerdi dilmaç olarak.O yıllarda yetmişini aşmış William Saroyan da,çevresinde fır dönen bu üç güzel kızın coşkusuyla olsa gerek,toplantı boyunca on sekizinde delikanlı gibi şakıyıp durdu sözcüğün tam anlamıyla.Aylardan Haziran olmasına karşın,başında bir Rus kalpağı,hep yüksek sesle konuşuyor,önüne gelenle şakalaşıyordu.Bizleri ilk gördüğünde de,melekleriyle şen şakrak yanımıza geldi hemen.

-Oooo,Aziz Nesin,dedi İngilizce,nasılsınız?Nicedir görüşemiyoruz.O genç arkadaşınız nerede?Gelmedi mi? diye ekledi sonra da.

Bir başka uluslararası toplantıya Aziz Bey,Ataol Behramoğlu ile katılmış.William Saroyan Ataol'u soruyordu.

Öte yandan,Bulgaristan Yazarlar Birliği yöneticileri bize öyle üç dilmaç vermişti ki...William Saroyan'ın dilmaçlarının tam karşıtı.Hepsi de bol saç,bol bıyık.Rumen Kovacev'in favorileri neredeyse çenesini buluyor.Hasan Karahuseyinov [sonradan Asen Sevarski] derseniz...Bıyıklar uzamış gitmiş,çeneden aşağıya sarkmış.Saçlarsa omuzlarında,savrulup duruyor.Fahri Erdinç dostumuz ise,tam posbıyık.Yani,dilmaçlarımız,bol saç,bol bıyık üç tane zebella adam.

Aziz Bey'in,hayran olduğum yanlarından biri de,tanımadığı kişilerin yanında kesinlikle ciddi şeyler konuşmaması.İşi hep şakaya vurması.Dış gezilerde de özellikle bu yüzden çevresindekileri kırar geçirir.O gezide de bizleri kırmış geçirmişti kahkahadan.

Gene böyle,William Saroyan'ın şakıyıp durduğu bir gün:

-Aziz ağabey,dedim,ben,bu Bulgaristan Yazarlar Birliği yöneticilerinden şikayetçiyim.Şu haksızlığa bak yahu!..William Saroyan'a üç tane fıstık kız vermişler dilmaç olarak.Bize ise üç tane zebella...Baksana şunlara...Üçü de bol saç,bol bıyık...

Dilmaçlarımız da yanımızda.Can dostlarımız üçü de...

-Hay kurban olayım,dedi,kahkahayı attı.Oğlum,dedi,Bulgarlar bilmezler mi?Bizler Osmanlıyız.Elin Amerikalısından ne tehlike gelir kızlara?Hiç.Ama bizden?..Kız verilir mi yahu Osmanlıya?

Birkaç yıl sonraydı.1981'de karayolundan Avrupa'ya geçerken Sofya'da mola vermiştik bir günlüğüne.Aziz Bey de Sofya'daymış.Kaldığı otele gittim.Beni karşısında görünce şaşırdı.

-Hayrola?Ne geziyorsun burada? dedi.

-Görüyorsun,adım adım izliyorum,dedim.Elimden kurtulamazsın.

Neşesi yerindeydi,her zamanki gibi gülüştük.

-Bıktım sizlerden,dedi.Nereye kaçsam,kurtulamıyorum elinizden.Bu dünyada hiç rahat yok mu bana?

Biraz sonra telefon çaldı.Dilmacı,mihmandarı gelmiş.Aşağıda otelin girişinde kendisini bekliyormuş.Birlikte indik aşağıya.Aaa...Baktım genç,güzel bir kız.Dilmaç olarak Aziz Bey'e genç,güzel bir kız vermişler bu kez.Kulağına eğildim.

-Ne o ağabey? dedim.Bakıyorum,sana da William Saroyan gibi dilmaç olarak güzel kız vermeye başlamışlar?

Kahkahayı attı.

-Yahu,dedi,artık Bulgarlar da anladılar yaşlandığımı...Artık korkmuyorlar benden...

-------------------------------------------------------------------------------------

*Demirtaş Ceyhun,Yaşasın Aziz Nesin : Anılar,1. bs.,Sis Çanı Yayınları,İstanbul,1995,s.243-248.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder