25 Ekim 2011 Salı

Ermeni'nin Baltası/Elias Canetti

Stendhal'in,Henri Brulard'ının sayfaları boyunca büyük bir ustalıkla kendisine kaptırdığı yer betimlemeleri,o güzel resimler,benim yapacağım iş değil,hem,üzülerek söylüyorum,hiçbir zaman iyi bir resimci olmadım.Dolayısıyla,Ruse (Rusçuk)'deki avlunun çevresinde bulunan evleri kabataslak betimlemek durumundayım.

Caddeye açılan büyük kapıdan avluya girdiğinizde,Canetti Dede'nin evi,tam sağdaydı.Bu,diğer evlerden daha gösterişli duruyordu,ayrıca daha yüksekti de.Ancak tek katlı olan diğer evlerin tersine bir ikinci katı var mıydı,bilemiyorum.Ama ne olursa olsun,daha yüksekti kuşkusuz,çünkü evin kapısına uzanan merdivenlerde daha çok basamak vardı.Diğer evlerden daha parlaktı ayrıca,belki de açık bir renge boyanmıştı.

Karşıda,bahçe kapısının sol tarafında babamın en büyük ablası Sophie Hala'nın,eşi Nathan Enişte ile birlikte oturduğu ev vardı.Soyadları Eliakim'di,bu adı hiç sevmezdim;belki de kulağa tüm diğer adlar gibi İspanyolca gelmediği için beni rahatsız ediyordu.Halamla eniştemin üç çocuğu vardı:Regine,Jacques ve Laurica.Bu Laurica,yani en küçükleri,benden dört yaş büyüktü,bu kadarlık bir yaş farkı,ilişkilerimizde doğal olarak olumsuz rol oynuyordu.

Bu evin yanında aynı sırada ve gene bahçenin sol tarafında,tıpkı eniştemlerinkine benzeyen bizim ev vardı.Birkaç basamak merdivenle iki evin ön cephesi boyunca uzanan bir terasa çıkılıyordu.

Bu üç ev arasındaki bahçe çok büyüktü;tam ortada değil de biraz yana kayık bir yerde bulunan tulumba,tam karşımıza geliyordu.Pek fazla suyu yoktu kuyunun,kullanılan suyun çoğu,katırların çektiği dev fıçılarla Danube (Tuna) Nehri'nden taşınırdı.Danube suyu kaynatılmadan kullanılamazdı,bu yüzden evin önündeki terasta soğumaya bırakılmış dev boyutlu kazanlar dururdu.

Tulumbanın arkasında,bahçeden bir çitle ayrılmış meyve bahçesi bulunuyordu.Özellikle güzel bir bahçe denemezdi buna,ağaçlar gereğinden fazla düzenli ve belki de yeterinden az büyüktü;anne tarafından akrabalarımızın çok daha güzel meyve bahçeleri vardı.

Büyük bahçeden evimize,evin dar tarafında bulunan bir kapıdan girilirdi.Ev,arkaya doğru boylu boyunca uzanırdı,tek katlıydı gerçi ama,anılarımda çok geniş bir ev olarak yaşıyor.Bahçenin bir ucundan,evin uzun duvarı boyunca yürür,mutfak kapısının açıldığı küçük bir bahçeye girerdiniz.Burada yarılacak odunlar dururdu,kazlar ve tavuklar,telaş içinde sağda solda dolaşırdı,mutfakta her zaman bir koşuşturma vardı,aşçı içeri dışarı bir şeyler taşır,beş-altı küçük kız,oradan oraya gider gelir,bir saniye boş durmazlardı.Herkesin işi vardı.

Bu mutfak bahçesinde,genellikle odun kesen bir uşak olurdu,bunlar arasında en iyi anımsadığım dostum kederli Ermeni'ydi.Odunları yararken benim anlayamadığım,ama yüreğimi paralayan türküler söylerdi.Anneme bu uşağın neden böylesine kederli olduğunu sorduğumda,İstanbul'da,kötü insanların bütün Ermenileri öldürmek istediğini ve onun bütün ailesini yitirdiğini söyledi.Kızkardeşini öldürürlerken saklandığı yerden izlemiş olayı.Sonra Bulgaristan'a kaçmış,babam da ona acımış ve eve almış.Şimdi odun keserken,hep küçük kardeşini düşünüyormuş,bu acıklı şarkıları da bu yüzden söylüyormuş.

Ona karşı derin bir sevgi yeşerdi yüreğimde.Adam ne zaman odun kesmeye başlasa,uzun oturma odamızın ucundaki divana çıkar,mutfak bahçesine bakan pencereye dikilirdim.Sonra,pencereden sarkar,ona bakardım,o şarkı söylerken onun kızkardeşini düşünürdüm ve benim de bir kızkardeşimin olmasını dilerdim.Adamın uzun siyah bıyıkları,simsiyah saçları vardı,çok iri görünürdü bana,belki de bunun nedeni,onun yüzünü,balta tutan kolunu yukarı kaldırdığında görmemdi.Onu,dükkanda çalışan ve aslında pek seyrek karşılaştığım Chelebon'dan bile daha çok seviyordum.Ermeni'yle ikimiz bir iki şey konuşurduk,ama çok az;hangi dilde konuşurduk,bilemiyorum.Ama odun kesmeye başlamak için beni beklerdi.Beni gördüğü an,hafifçe gülümser ve baltasını kaldırırdı,odunu paramparça ederken taşırdığı öfkeyi izlemek,korkunçtu.Bir süre sonra birden dalgınlaşır ve türkülerine başlardı.Baltayla işini bitirip de yere koyduğunda gene bana gülümserdi,o nasıl beni bekliyorsa,ben de onun,yaşantımdaki bu ilk mültecinin gülümsemesini beklerdim...

***

Elias Canetti (25 Temmuz 1905,Ruse/Bulgaristan-14 Ağustos 1994,Zurich/İsviçre) 1981 Nobel Edebiyat Ödülü sahibi.Kökeni 1492'de İspanya'dan göç etmiş Sefarad Yahudilerine dayanan Almanca eserler vermiş yazar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder